
Bölgemizde Neler Oluyor? Nasıl Bir Algı Oluş(turul)uyor?
Son yıllarda giderek yoğunlaşan ve etkinliği artan algı yönetimi çalışmaları belirgin bir şekilde devam ettirilmektedir.Gerçeklerle algılar arasındaki fark, sistematik çabalarla hızla büyütülmekte ve bu yöntem amaca giden yolda daha yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.Bu bağlamda Müslümanlara ve dolayısıyla İslam’a yönelik algı yönetimi çabaları, El-Kaide ile başlayan bir çizgide başlatılmış, gelinen aşamada IŞİD/DEAŞ üzerinden devam ettirilmektedir…Böylelikle küresel küfre karşı durabilecek ve insanlığa hayatın gayesine uygun bir yaşam biçimi sunabilecek Müslümanların ve Müslümanların yaşadığı coğrafyanın kontrol altına alınmasında küresel küfür ve yerel işbirlikçileri daha etkin olabilmekteler…
Nitekim bir süredir bölgemizde DEAŞ vb.’nin kullandığı dehşet verici ve bir Müslümanın kabul etmesi mümkün olmayan yöntemlerle küresel küfür taktik ve dolayısıyla stratejik hedeflerine daha kolay ulaşabilmektedir.Küresel küfür, bir taraftan “Ilımlı”-“Radikal” ayrımı çerçevesinde “Ilımlı” çizgiyi daha ılımlı hale getirmeye çalışırken, diğer taraftanda kendileri için kullanışlı örgütleri(PKK ve türevleri gibi) meşrulaştırmak için DEAŞ vb. örgütleri gerekçe gösterebilmektedir.Yani kendilerinin keyfi bir şekilde tanımladıkları terör ve terörist kavramlarını dönemsel olarak yeniden anlamlandırmak ve bunu da algı yönetimi ile meşrulaştırmak peşindeler…
Bu çerçevede, son dönemlerde, Yeni Türkiye ve komşularında yaşananları, sadece iç politika ağırlıklı olarak değerlendirmek, “sistem-içi” mücadele düzleminde ele almak imkanı kalmamıştır.Zira bu ve benzeri sert mücadeleler, küresel boyutlu stratejiler ve bunların bölgeye yansımalarından başka bir anlam taşımamaktadır.Oyun kurucu güçler arasındaki strateji savaşları ve tezahürleri…Dolayısıyla bir süredir bölgede yaşanan değişim ve dönüşüm sürecinin içinden geçtiği fetret/geçiş dönemi, bir yandan, özellikle, Suriye’de ciddi sorunlar üretmiş, öte yandan bu sorunlar, bölgenin stratejik öneme sahip gücü Yeni Türkiye’yi zora sokmuştur.Bu vesileyle değişen bölge dengeleri nedeniyle bölgede “yatacak yeri kalmayan” PKK ve türevleri, “Çözüm Süreci” ile iyice köşeye sıkışmışken, bölgedeki yeni denge arayışlarının hızlanması ve önü açılan DEAŞ rüzgarı ile dönemsel boyutu ağır basan gelişmeler birbiri ardınca gündeme gelmiştir…
Peki, neler oluyor?
Daha öncede dikkatlerinize sunduğumuz gibi etrafımızda ciddi, stratejik öneme sahip gelişmeler yaşanmakta.Oyun kurucu güçler ve onların müttefikleri arasında “reel politik” pazarlıklar devam etmekte.Buna karşın ilkesel ve ahlaki kaygılarıyla dünyada adaleti sağlayıcı bir güç olarak var olması gereken Müslümanlar bu denklemde yerini almış değil.İslami bazı kaygıları dile getirdiği iddiasıyla yanlış algılara neden olanlar ise, gerek ideolojik çizgileri ve gerekse referansları itibarıyla, son planda, mevcut küresel düzenin parçası olarak, “sistem-içi” söylemleriyle(evrensel değerler, demokrasi, insan hakları…) eski düzenin kaba zulmüne karşı çıkarlarken çok daha etkili ve derin boyutlu zulmü bir çıkış olarak, tedrici bir çözüm olarak sunmaktalar…
Bir süre önce bir geçiş dönemine girmiş olan bölgedeki değişim ve dönüşüm sürecinin bu dönemin sonuna doğru yaklaşıldığı bir zaman diliminde, özellikle Irak-Suriye eksenindeki gelişmeler hızlanmış bulunmaktadır.Yani bölgedeki vekaletler savaşı daha da netleşmekte, taraflar daha da belirgin bir şekilde sahneye çıkmaktadır.Bu düzlemde aşağıdaki hususları sizlere hatırlatmayı, Müslümanca bir bakış açısıyla gelişmelerin doğru okunmasına katkıda bulunmayı gerekli görmekteyiz.Yaşananları ve yaşanmakta olanları kısa kısa hatırlayalım…
***Yakın geçmişte gündeme gelen ve çeşitli nedenlerle sonuca ulaşmayan bazı hamlelerden sonra Suriye’nin geleceği “Esat’sız” bir model düzleminde yeniden konuşulmakta ve bu çerçevede diplomatik trafiğin yanı sıra oyun kurucu güçlerin somut hamleleri de gündeme gelmektedir.Konuyla ilgili ABD, iç dengelerindeki farklı yaklaşımlara rağmen, çok aceleci davranmasada yaşanan stratejik savaşlarında zorlamasıyla Suriye’ye daha net müdahale aşamasına gelmiş bulunmaktadır.Hatırlanırsa ABD, bölge stratejisinin bir parçası olarak hiçbir ahlaki ve ilkesel kaygı duymadan Suriye’deki değişim sürecinin uzamasında, çeşitli gerekçelerle, yarar ummuştu.Öyleki kendi halkını katleden Esat yönetiminin ‘kimyasal silah’ kullanmasını kırmızı çizgisi olarak ilan etmesine rağmen, Esat kimyasal silah kullanıldığında Rusya’nın teklifiyle bulduğu güya makul bir yolla pozisyonunu korumayı tercih ederek yine müttefiki Yeni Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratmıştı…Böylelikle ABD yönetimi, bölgedeki muhtemel yeni aktörlerin daha “ılımlı” bir çizgiye çekilmesi ve gelecekte söz konusu coğrafyadaki çıkarlarını koruyabilmek üzere mezhebi ve etnik fay hatlarını hareketlendirdi; adeta kullanılabilir kıvama getirdi…
Gelinen son aşamada ise ABD Dışişleri Bakanı J. Kerry’nin Suriye ile ilgili ifadeleri son zamanlarda, manidar bir çizgiye geldi.ABD’nin Suriye konusunda geldiği çizgiyi ortaya koyan Kerry; “Son birbuçuk yıldır dedik ki, ‘Esat gitmeli’.Ancak ne kadar sürede ve hangi modelle?”… “Biz bir süredir Esat’ın gidişinin ilk günlerde ve ilk aylarda olması gerekmiyor fikrini dillendiriyoruz.”…diyebilmektedir.
***İnsanımızın büyük bir kısmı, bölgede neler oluyor? sorusuna verdikleri cevaplarla hala meseleyi anlamadıklarını, “Üst Akıl”ın bölgedeki değişik operasyonları, bölgedeki aktörlerin neyi temsil ettikleri konusunda net bir görüşe sahip olmadıklarını üzülerek görmekteyiz.Suriye konusundaki analizlerinde ciddi hatalar yapan bu çevreler, son yıllardaki yaşananlara rağmen hala eski söylemlerini tekrar etmeye devam etmekteler.Oysa bölgenin yeniden yapılandırılmasının dinamikleri, bu sürecin stratejik bir ülkesi olan Yeni Türkiye’nin yeni konumu ve misyonu artık net bir şekilde bilinmektedir.Yeni Türkiye ile ABD’nin, bazı konulardaki görüş ayrılıklarına rağmen “stratejik ortak” olduklarında şüphe yoktur.Dönemsel görüş ayrılıklarına rağmen iki müttefikin “İncirlik Mutabakatı” ile bölgedeki yeni durumun gerektirdiği içeriğe sahip bir uzlaşma sağladılar.Ancak PKK’yı terörist örgüt olarak niteleyen ABD’nin, PKK’nın türevi örgütleri terörist örgüt olarak nitelememesi ve bunu da ‘IŞİD’e karşı mücadele ettiği gerekçesine bağlaması manidardır.Söz konusu terör örgütlerini bölgedeki operasyonlarda ‘karagücü’ olarak kullanan ABD’nin konuyla ilgili ısrarıda taraflar arasında sıkıntılara neden olmaya devam ettiği açıkça görülmektedir…
***ABD iç dengelerinde farklı stratejik çizgilere sahip güç odaklarının varlığı ve küresel düzeyde etkileri bilinsede bu durum Washington yönetiminin IŞİD’in önünün açılması ve lojistik destek sağlanması ve bazı hedeflere ulaşabilmek amacıyla söz konusu örgütün kullanılması hususlarında ayrı düşmelerine neden olmamaktadır.ABD vb. küresel aktörlerin, ilkesel ve ahlaki kaygılar duymadıkları, “kırmızı çizgileri”nin çıkarlarıyla birebir bağlantılı olduğunu göz önüne aldığımızda ne demek istediğimiz daha kolay anlaşılacaktır.Nitekim, bir taraftan farklı küresel güç odaklarının IŞİD’in güçlenmesi ve gerektiğinde kendi amaçları doğrultusunda kullanılması gündemdeyken diğer taraftanda ABD yönetimi, PYD’nin terörist örgüt olup olmadığı konusunda farklı düşündüğü (bölgedeki vazgeçilmez müttefiki) Yeni Türkiye’yi uluslararası terör zirvesine özel olarak davet edebilmektedir.Yani yeni dünya dengelerindeki çok boyutlu ve özellikle dönemsel olarak değişkenliği artan ilişkileri anlamakta “düz mantık” yeterli olmamaktadır…
***Hızla değişmekte olan eski düzende Suriye topraklarında askeri üssü bulunan Rusya’nın son zamanlarda Suriye’de yeni bir üs kurması ve “IŞİD ile mücadele amaçlı” havadan havaya füzeler bindirilmiş savaş uçaklarıyla bu üssü donatması iki küresel gücü karşı karşıya getirmesi beklenirken öyle olmadı.ABD ve Rusya’nın üst düzey diplomatları ve uzmanları tarafından askeri operasyonlarının koordinasyonu görüşmeleri yaptıkları deklare edildi.Yani Rusya’nın bu hamlesi, zannedidiğinin aksine yeni dönemle ilgili bir planın parçası olarak karşımıza çıktı…Artık görülmektedir ki Suriye konusunda, tüm boyutları netlik kazanmasa da bir plan var.Ve bir süredir konuyla ilgili ABD-İngiltere, Rusya, İran, Suudi Arabistan, Türkiye ve İsrail arasında görüşmeler yapıldığı da bilinmektedir…
***Bu arada, ABD’nin,2016 sonuna kadar çekileceğini belirttiği Afganistan’ı El-Kaide’nin yeni versiyonu IŞİD ile mücadelenin bölgesel merkezine dönüştürme çabasını ve Afganistan’daki Yeni Türkiye-ABD arasındaki ilişkiyi ıskalamamak gerekmektedir.
Gelişmeler çok net bir şekilde göstermektedir ki küresel güçlerin “terörle mücadele konsepti” (kavramsal anlayışı) gerçekten terörle mücadele olmayıp, kendilerinin bir şekilde üretip önünü açtıkları söz konusu örgütleri stratejik hesapları için bir araç(enstrüman) olarak kullandıkları bir kez daha somut şekilde ortaya çıkmaktadır.Nitekim 2001’de El-Kaide’yi öne sürerek teröre karşı (?!) global savaş başlattığını iddia eden ABD ve müttefikleri, El-Kaide’nin yeni versiyonu olan IŞİD’i gerekçe göstererek türlü kaba zulümlerini “meşrulaştırıcı” bir araç olarak kullandıklarından şüphe yoktur…
Bölgedeki gelişmeler nereye doğru ilerliyor?
Bölgemizdeki değişim ve dönüşüm süreci, içinden geçtiği fetret döneminin sonuna doğru yeni bir aşamaya doğru hızla yol almaktadır.Bahse konu yeni aşamada, yeni düzen arayışı ve bu arayışın şekillenmesinde etkili olarak güçler dengesi, başta Irak-Suriye hattı olmak üzere, Filistin’de, Ürdün’de, Lübnan’da ve bölgenin değişik yerlerinde sınır değişiklikleri ve yeni dengeleri ortaya çıkaracaktır.Bölgedeki değişim süreci sınır değişikliklerinin yanı sıra zamanla oluşacak rejim değişiklikleriyle yeni bir bölge düzenine doğru ilerlemektedir.Tüm bunlar olurken konjonktürel yorumlarla kim ne söylerse söylesin bölgenin en güçlü merkez ülkesi Yeni Türkiye’dir.Bölgenin model ülkesi Yeni Türkiye’nin küresel güçlerle vardığı zımni ideolojik mutabakatı ve bunun doğal sonucu yeni konumu ve misyonuyla artık stratejik öneme sahip bir ülke olmanın ötesinde stratejik bir bölgesel güçtür.Ancak bu gerçekliğin ne anlama geldiği, Müslümanların bunu nasıl okumaları ve pozisyonlarını belirlemede nelere dikkat etmeleri gerektiği hayati öneme sahiptir…
Değişen dünya ve bölgenin yeni dinamiklerini, bunların Müslümanların yaşadığı coğrafyadaki uzantılarını ve ne yapılmak istenildiğini doğru okumak gerekir.Yeni dönemin başlangıcındaki “acaba”lardan kurtularak “ilkesel” bir bakışla gelişmeleri yeniden düşünmek için yaşananlar iyi bir fırsat…
Batı medeniyetinin hakim bir güç olmaya devam ettiği dünyamızdaki uluslararası sistem içindeki ilişkilerde; eskisinde ve inşa edilmeye çalışılan yenisinde, ittifaklar ve ihtilafları anlayabilmek için Batı düşüncesinin temel niteliklerini bilmek ve bu düşünceyi, üzerini örten teknolojik şatafatın ve ilk bakışta insanlara hoş gelen söylemlerin hayatın gerçekleri ve insan yapısıyla ne kadar uyumlu olup olmadığına bakarak yeniden değerlendirmek gerekir.Hele postmodern ötesi-iletişim çağındaki karışık ilişkiler ağı ve yoğun algı yönetimi çalışmalarının kuşattığı bir vasatta bunun hiçte kolay olmayacağının bilinciyle…
Müslümanların, en önemlisi de Müslümanları yönlendirmeye çalışan kanaat önderlerinin düşünsel ve siyasal netlikten uzak olduğu, siyasi bilincin, aslında, küfür/şirk sistemleri içindeki “ilkesel duruş” olduğundan bihaberlikleri insanımızın algılarla gerçekler arasındaki farkı görebilmelerini engellemektedir.Bir tarafta DEAŞ vb., diğer tarafta “Ilımlı Laiklik” temelindeki “sistem-içi” çıkış arayışlarının, özde aynı tuzağın iki boyutu olduğunu görmelerini zorlaştırmaktadır.Halbuki İslam’ı bütüncül bir şekilde kavrayan, hayatın tüm boyutlarında Resullerin örnekliğini doğru okuyan ve yaşantısına taşımayı başaran Müslüman önderlerin öne çıktığı bir dünyada küresel küfrün insanımızı şöyle ya da böyle manipüle edebilmesi mümkün değildir.”Terörü”/tehdişi bir yöntem, bir çıkış olarak görenler bilsinler ki, temel referansımızla çelişen bu yöntem küresel küfrün tüm kaba zulümlerini meşrulaştırıcı bir “araç” olarak kullanılmakla kalmıyor; aynı zamanda küresel sistemin bir başka ürünü, “sistem-içi” yöntemlerin diğeri olan “Ilımlı” çizgiyi de tek çıkış haline getirme çabalarını desteklemekte, “duygusal ve reaksiyoner” davranan insanımızı hızla bu daha karmaşık zulme doğru yönlendirmektedir…
Önemli not: Bölgede yaşanan gelişmeler, yeni bir dönemece doğru hızla yol alındığının çok belirgin işaretlerini verirken, bölgenin merkez ülkesi, stratejik gücü, model ülkesi Yeni Türkiye’de 7 Haziran seçimlerinden kısa bir süre sonra yeni/yenilenen bir seçime, 1 Kasım seçimlerine gidiyor.Söz konusu seçim, geçmişte olduğu gibi rejimin kimler tarafından ve anayasal kurumlar aracılığıyla kontrollü bir şekilde yönetileceğinin belirleneceği bir seçim olmayacak.Dahası, değişen ve dönüşen Türkiye’de yeni bir modele doğru yol alan kadroların hızını belirleyen bir ankette olmayacak.1 Kasım seçimleri, 7 Haziran’da yaşanan ve bölgedeki gelişmelerin açtığı alanda hareket eden ve iç ve dış unsurların oluşturduğu koalisyonun, dönemsel başarısının tekrar etmemesi için yeni derin yapının tüm gücüyle yüklendiği bir seçim olarak tarihe geçecek…
Algı yönetiminin yanı sıra bölgede yaşananların PKK ve türevlerini bir süreliğine daha işlevsel hale getirmesi ve bunun “Üst Akıl” tarafından iyi organize edilmesiyle ortaya çıkan bir sonuçtu 7 Haziran.Burada en dikkate değer hususlar, muhafazakar demokrat Kürtler’e geçmişte yaşadıkları psikolojik travmanın güçlü bir şekilde hatırlatılması ve Çözüm Süreci’nin ortaya çıkardığı hassasiyetlerin kötüye kullanılması suretiyle güçlü bir baskının uygulanmasıydı.Bölge insanının Çözüm Süreci’nin gündemlerine taşıdığı tüm umutların tersine bir sonucun ortaya çıkmasına neden olan bu durum bazılarının zannettiği gibi geçici bir hal olarakta görülmemektedir.Zira bu operasyonu yapan iç ve dış unsurlar, ortak bazı hedeflerde bir araya gelmiş olsalar da seçim sonuçlarını aşan bölgedeki süreci etkileyecek hesaplar peşindeler.Dolayısıyla, son gelişmeler, 1 Kasım seçimlerinde malum odakların yeni hamlelerinin 7 Haziran seçimlerindeki kadar başarılı olamayacağını göstermektedir.Ne var ki Yeni Türkiye açısından büyük önem arz eden bölge insanının üzerindeki psikolojik baskının, algı yönetiminin sonuçlarının nasıl izale edileceği konusunda net öneriler henüz dillendirilmemektedir.Yani bölge insanının kafa karışıklığı devam etmektedir.
Her ne kadar bölge insanının psikolojisini tam olarak yansıtmasa da, yıllardır HDP benzeri partiler içindeki pozisyonu, iflah olmaz Erdoğan düşmanlığı ile tüm mantıklı analizlerin anlamsız kalacağı Altan Tan’ın ifadeleri bizlere kısmen fikir verebilir.Altan Tan diyor ki, “8 Haziran sabahı Kürtler açısından durum şöyleydi; 57 yaşındayım, bölgemizin 8 Haziran sabahı kadar mutlu bir sabaha uyandığını görmedim.Tarihte görmediğimiz derecede büyük bir başarı vardı.Yüzde 13 oy ve 80 milletvekili.Yine tarihte olmadığı kadar Türkiye’nin batısında, Kürt olmayanlardan ciddi bir destek ve barışa açılmış kredi vardı.(…)Ortadoğu’da yine tarihte görülmediği kadar Kürt siyasetine açılmış uluslararası bir destek ve kredi vardı.Ama elimizdekilerin tamamı çok ciddi risk altında.”…
Ne dersiniz? Kafası karışık, kimliği netlikten uzak, dolayısıyla ilkesel bir duruş sergileyebilmesi için yeni bir sorgulama sürecine ihtiyaç duyduğu anlaşılan Altan Tan, bu karışık psikolojisiyle bölgedeki “Müslüman Kürtler”in halet-i ruhiyesini ne kadar yansıtabilir?


