Yazılar

“Terörist Yapı”Larla Birlikteliğin Dayanılmaz Hafifliği

Bir önceki yorumumuzda, “Bölgemizde Neler Oluyor? Nasıl Bir Algı Oluş(turul)uyor?” başlığı altında, yaşadığımız coğrafya ve bu coğrafyanın kültürel kodları düzlemindeki “hakimiyet ve çıkar” mücadelesinin tezahürü gelişmelerin bir bölümünü sizlerin dikkatlerinize sunmaya çalışmıştık.Özellikle son dönemlerde yoğunlaşan, daha da sistematik bir niteliğe bürünen algı yönetimi çabalarıyla “algılar ve gerçekler” arasındaki farkın ciddi düzeylere ulaşmış olduğunu ve bunun örgütsüz, ezilmiş, temel haklardan mahrum, geçmişte yaşadıkları “psikolojik travma”nın etkisinin devam ettiği çevrelerdeki tezahürlerinin çok daha belirgin olduğunun altını çizmiştik.Burada, adeta, üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Baba katiliyle baba aynı safta” kelime dizgesindeki derinliğin postmodern ötesi ifadesiyle anlamlandırılabilecek bir versiyonuyla karşı karşıya olduğumuzu dikkatlerinize sunmuştuk…Söz konusu ahlaksız, ilkesiz, “sonuca götüren her yol mübahtır” anlayışının, Batı mentalitesinin başat olduğu bir dünyada cinayetlerine, kaba ve/veya sofistike zulmüne devam etmektedir.Ve son günlerde yaşananlar kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir düzlemde gündeme gelmektedir.

Öyle ki güya terörle mücadele adı altındaki söylem ve eylemlere baktığımızda, “ilkesiz şiddeti”/tedhişi, terörü hiçbir ahlaki kural tanımadan siyasi-sosyal ve ekonomik savaşın bir yöntemi olarak kullanmaktan çekinmeyen küresel küfür ve onların bölgesel partnerleri, hiçbir insani kaygı taşımadan “hem suçlu hem güçlü” olabilmekteler.Konjonktürel olarak bir araç olarak kullandıkları “terör örgütleri/devletleri”ni küresel boyutlu algı yönetimi teknikleriyle “meşrulaştırmak”ta, hatta mağduru oynamalarına alan açabilmektedirler…Şu husus çok açıktır ki bir terör olayı meydana geldiğinde, bahsekonu vahşi-insanlık dışı eylemi, hangi tetikçi terör örgütü yapmış olursa olsun, arkaplanındaki küresel ve bölgesel oyun kurucularının amaçlarına hizmet etmektedir, öncelikle.Velev ki söz konusu güç odakları, terör örgütlerinden biriyle, güya mücadele etme adı altında diğerini meşrulaştırıcı bir dil kullansın, algı oluşturmaya çalışsın,burada asıl anlaşılması gereken husus, bahse konu terör örgütlerinin o olayla ilgili konumları değil, onların asıl nitelikleri ve hangi amaca/kimlere hizmet ettikleridir…Tüm bunlar(bölgedeki yaşananlar), Suriye’deki vekaletler savaşı ve dolayısıyla bölgedeki yeni denge arayışı düzleminde değerlendirildiğinde taşların yerine oturuyor olmasına ve aktörlerin niteliği bilindiğindede ortalığın karışmasına pek de şaşmamak gerektiği çok açıktır.Ne varki Müslüman kanının döküldüğü, masumların acı çektiği böyle bir vasatı; doğru tanımlamaya, anlamaya, anlamlandırmaya, kaçınılmaz olarak net bir duruş sergilemeye çalışırken her zamankinden daha fazla dikkate, basirete ve en önemlisi de adalete/vicdana ihtiyaç bulunmaktadır.Dolayısıyla ilkenin, ahlakın; adaletin ve vicdanın söylemden öteye geçmediği bir küresel düzende “hakkın ve adaletin sesi olmaları gereken Müslümanların çoğunun zillet içindeki duruşuyla paralel gelişmelerin insanlığa umut vermesini beklemek yanlış olacaktır.Ve bu durum mutlaka Müslümanca sorgulanmalıdır…

Bu çerçevede HDP/PKK ve türevleri ile IŞİD/DEAŞ’ın dolaylı ilintisini, küresel ve bölgesel hesaplar ve senaryolar düzlemindeki karşılıklı paslaşmalarını okuyabilmek, son planda anlamlandırabilmek çok büyük önem arzetmektedir.Aksi takdirde sözkonusu örgütlerin ideolojik farklılıkları, görünen yüzleri ve küresel odakların algı yönetimi çabalarının sonuçları bizleri fena halde yanıltacak, net bir duruşa sahip olmamızı engelleyecektir.Bu çerçevede Irak-Suriye eksenindeki vekaletler savaşındaki “son dönemeç”te yaşananları doğru bir zemine oturtamaz, dönemsel olanla stratejik olanı ayırt edemezsek geçtiğimiz günlerdeki bir dizi hamleyi anlayabilmemiz mümkün olamayacaktır…

Irak-Suriye eksenindeki vekaletler savaşının bölgedeki yeni denge arayışındaki önemini doğru kavramadan Rusya’nın, yaşanan boşluktanda yararlanarak, bir plan dahilinde, Suriye’deki güçlerini tahkim etmesini ve hava operasyonları yapmasını; güya IŞİD’i vuruyorum derken aslında kendisi açısından düşman/terörist gördüğü “Ilımlı” muhalefeti vurmasını anlayamayız.Rusya’nın diğer coğrafyalardaki sorunları ve stratejik beklentileriyle Suriye’deki hamlelerinin bağlantısını kuramayız.Öncelikle Suriye’deki laik-Nusayri rejimini güçlendirmek ve yakın bir zamanda gündeme gelecek masadaki pazarlıklarda ön almak, mümkünse geçiş döneminde Suriye’nin batısında kısa ve orta vadede işlevsel olabilecek bir “butik devlet” kurdurmak istediğini göremeyiz.Bu arada gelişmelerin seyri içinde Ukrayna ve dolayısıyla Kırım’daki sıkışmışlığına bir çıkış oluşturabilmek, bu vesileylede IŞİD içindeki Kafkas kökenli savaşçıların  tekrar Rusya ve çevre ülkelerine dönerek muhtemel bir tehdit haline gelmesini önleyici adımlarını ıskalayabiliriz.Ancak Rusya’nın tüm hamleleri ve kısa-orta vadedeki hesaplarına karşın,Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de bulunmak isteyen Rusya’nın son planda, ABD ve bölgenin stratejik, gelecekte merkez ülkesi Yeni Türkiye’ye rağmen bu hesaplarının tutmasının mümkün olmadığını, söz konusu adımlara radikal anlamlar yüklemenin mümkün olmadığını bilmek gerekmektedir…Ve Rusya’nın Suriye’de yürüttüğü operasyonlar ve bunun ne anlama geldiğini doğru okumak tek başına ya da bölgenin yeniden yapılandırılması sürecinin temel mantığı dışında değerlendirmeninde yetersiz kalacağını hatırdan çıkarmamak lazımdır.Bölgenin iç ve dış dinamikleri, küresel ve bölgesel güçlerin temel stratejileri ve bu stratejilerin uyuşan ve çatışan boyutları, en önemlisi de bölgedeki yeni denge arayışlarının yeni dünya düzeni açısından kritik/stratejik önemi…Dolayısıyla “Müsümanlar” ve onların oluşturduğu örgütlerin bu süreçteki tavırları belirleyici rol oynayacaktır.

Bu bağlamda geçtiğimiz günlerde önemli gelişmeler yaşanmış ve bunları yenileri takip etmektedir…Konuyla ilgili ABD yönetiminin kararsızlığı son günlerdeki hamleleriyle kısmen ortadan kalkmış gözükmekte, ABD içindeki güç dengeleri zikzaklı bir görüntüye neden olsada yeni hamlelerin beklenilmesine neden olmaktadır.İddiaların aksine eğit-donat programından vazgeçilmemiş, donat boyutuna ağırlık verilmiş durumda.Aynı zamanda müttefiki ve stratejik ortağı Yeni Türkiye’yi rahatsız eden PKK’nın Suriye uzantısı PYD’yi güya IŞİD’e karşı kullanmak üzere desteklemesi İncirlik anlaşmasıyla yeni bir sürece giren ABD, Rusya’nın son hamlesiyle kısmen daha hareketli bir görüntü vermektedir.Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve diğerlerininde diplomatik görüşmelerle Suriye’nin geleceği konusundaki yol haritasını netleştirmeye çalışan ABD Dışişleri Bakanı, konuyla ilgili İran ve İsrail’in ne düşündüğünüde bilerek bu temaslarını yürütecektir.

Yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın kısa bir süre önce Fransa’da terörle mücadele konusunda düzenlenen bir toplantıda verdiği mesajlar ve AB ve NATO’nun merkezi Belçika’da üst düzey protokolle karşılanması da manidardır.Son dönemlerde AB kapılarına dayanan ve küresel güçlerin politikalarının ürettiği göçmen sorunu, dolayısıyla Irak-Suriye eksenindeki gelişmelerle doğrudan ilintili.Yeni Türkiye’nin uzun süredir seslendirdiği, ancak başta ABD olmak üzere Batı’nın dönemsel çıkarları nedeniyle ayak sürçtüğü konular zorunlu olarak ön plana çıkmış bulunmaktadır.Suriye’de Esed yönetiminin kontrollü bir şekilde değişmesi gerektiğine vurgu yapan T.C. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce karşılıksız kalan Suriye krizi ve göçmen sorunuyla ilgili yaklaşımları önemsenir hale geldi.Hatta bir dönem küresel güçlerin önünü açtığı, lojistik destek verip petrol satışına müsaade ettiği IŞİD üzerinden Yeni Türkiye’yi dövmekte yarar umanlarda reel şartlar nedeniyle tavır değiştirmiş gözükmekte.Bölgedeki gelişmelerde, daha doğru bir ifadeyle “geçiş dönemi”nde son aşamaya gelindiği bir vasatta, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin sabrının kalmadığını çok net ifadelerle müttefiklerine ve malum adreslere bildirmiş oldu.Bu vesileyle de terörle mücadelede de IŞİD üzerinden bir algı yönetimi ile Yeni Türkiye’yi dövenlere, diğer terör örgütlerini IŞİD üzerinden meşrulaştırma çabasında olanlara bölge gerçeklerini bir kez daha hatırlatmış oldu.Şüphe yokki Erdoğan/Yeni Türkiye’nin bu hatırlatmaları, uluslararası sistem içinde kalarak ve temel referansını belirginleştirerek oldu…Ne varki Yeni Türkiye’nin konumu ve misyonunu uluslararası sistem ile birlikte hareket etme vurgusunu doğru okuyamayanlar, kulakları üstüne yatmaya devam ederek Yeni Türkiye’ye hak etmediği misyonlar biçmeye devam ettiler…

Bu çerçevede, dönemsel gelişmelerde Yeni Türkiye’ye karşı operasyonlarda yer alan ve AB’ne üyelik konusunda Türkiye’ye karşı olumsuz bir duruş sergileyen Merkel’in zorunlu ziyaretide doğru okunmalı.Almanya ve AB adına Türkiye ile pazarlık yapmak zorunluluğu hisseden Merkel’in ziyaretine yurt içi ve yurt dışında, gösterilen tepkiler, bir dönem yoğunlaşarak devam eden algı yönetiminin temelsiz ve konjonktürel çıkarlar adına yürütüldüğününde bir göstergesi olarak okunmalıdır.Zaten Almanya üzerinden yeni dünyanın “Üst akıl”a verdiği mesajın üç önemli ayağı ortaya çıktı.Birincisi Volkswagen’deki yolsuzluğun gündeme taşınmasındaki zamanlama.İkincisi mülteci akınının AB ülkelerine yönlendirilmesi.Üçüncüsüde Alman istihbaratının müttefiklerini de dinlediğinin ortaya dökülmesi…

Terör Örgütleri ile “Terörle Mücadele”nin Arkaplanı ve Ankara Saldırısı

Kısa bir süreden sonra yine bir seçim süreci yaşanırken, 7 Haziran seçiminde uygulamaya konulan ve kısmende başarılı olan oyun/algı yönetimi devam ettirilmeye çalışılmakta.Her ne kadar sürecin bu aşamasında gerçeklerle  algılar arasındaki farkın daha da açıldığı görülsede, yaşanan gelişmeler, bu kez hedeflerine ulaşmalarının hiçte kolay olmayacağına işaret etmektedir.Zaten konjonktürel olan son gelişmelerle Yeni Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak isteyen malum küresel ve yerel güçlerde, son planda, bölgedeki yeni denge arayışlarının Yeni Türkiye’nin de dahil olacağı bir mutabakatla sonuçlanacağının farkındadırlar.Ne var ki, bu gerçeklik çok net olarak ortada olmasına ve küresel güçlerin bölgeyle ilgili adımları giderek belirginleşmeye başlamasına rağmen malum odakların HDP/PKK ve IŞİD/DEAŞ üzerinden Yeni Türkiye’ye yönelik algı operasyonu doğru anlaşılıp anlamlandırılmaması ve bahse konu algı yönetiminin iç unsurlarının tüm soğukkanlılıklarını yitirerek hareket etmeleri gerçekten çok manidar gözükmektedir.Nitekim Ankara’daki tren garının karşısında toplanan ve Sıhhiye’deki miting meydanına gitmek üzere burayı ara toplanma yeri olarak kullananlara yönelik iki patlamalı terör saldırısınında malum algı yönetimi çerçevesinde okunması ciddi bir yanılgı olacaktır…

Suruç’ta olduğu gibi Ankarada’ki terör saldırısının failleri olması muhtemel her iki tarafta bu olayları üstlenmedi.Ancak, tetikçiler ister IŞİD, isterse PKK olsun, son planda bu saldırıların, malum küresel ve bölgesel güçler zımni koalisyonunun taktik operasyonlarından olduğundan şüphe duyulmamalıdır.Bu gerçekliği rağmen, uygulamaya konulan algı yönetiminin bir sonucu olan “akıl tutulması”ndan yararlanılarak PKK/HDP çizgisinin söz konusu operasyonu Yeni Türkiye’nin derin yapısına bağlama telaşı ve aceleciliği dikkat çekicidir.Aynı zamanda PKK ve türevlerinin bu arsızlıklarını, birlikte hareket ettiği eski derin yapı artıkları ve onların sesi durumundaki medya kanallarıyla eşgüdüm içinde devam ettirmeleri de bahsekonu operasyonun bir parçası olsa gerektir.Malum küresel ve bölgesel güçlerin oluşturduğu zımni koalisyonun bölgenin gerçekliklerine rağmen oluşturmaya çalıştığı bu algının; terör örgütleriyle birlikte hareket ederek  güya terör ile mücadele/bir terör örgütünü diğer bir terör yapılanması üzerinden “meşrulaştırma” yöntemiyle de uyumlu bir görüntü verdiğini de ıskalamamak lazımdır…

Yeni Türkiye’ye yönelik bu operasyonun bir benzeri de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi(IKBY)’ne karşı da yapılmaktadır.Yeni Türkiye ile birlikte hareket ettiği bilinen ve malum koalisyonun çıkarlarıyla çelişen bir duruşa sahip olan IKBY lideri Barzani’ye karşı yürütülen operasyonda da yine o bildik “seni başkan yaptırmayacağız” sloganının öne çıkarılmasının altı çizilmelidir.PKK destekli Goran Hareketi (ki Talabani’ye yakın bir örgüt…) IKBY sokaklarında şiddetin hakim olması için başlattığı eylemler ve provakosyonlarla, Barzani’nin gücünün kırılmasının ve bahsekonu taktik hamlelerin önünün açılmasının istenildiği ise çok açıktır…

Yine aynı düzlemde okunması gereken bir başka gelişmede Suudi Arabistan’da yaşanmakta.İsrail istihbaratı kaynaklı haberlerle gündeme gelen ve bölgedeki değişim sürecine karşı duran eski Kral’ın yerine geçen yeni Kral’a karşı darbe söylentileride  Ankara-Riyad hattında eş zamanlı operasyon yorumlarını beraberinde getirmektedir…

Konuyla ilgili bir önemli açıklamada AB’den sorumlu devlet bakanı Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’ndan geldi.Dedeoğlu; “Mesleki tecrübem bana, saldırının başka ülkelerinde içinde olduğu bir planlama ile yapıldığını söylüyor.Eylemin şartlarına bakınca bunun pek bölgeyle ilgili olmadığını düşünüyorum.Bunun tasarlanması bölgeden değilmiş gibi.Parmağımla göstermem çok mümkün değil.Başka ülkelerin parmaklarının da içinde olduğunu düşünüyorum.” ifadelerinden de anlaşıldığı gibi Beril Hoca, zorlanarak ve sıkıntılı bir değerlendirmeyle konuya katkıda bulunmakta.Hoca’nın bu değerlendirmesini de işin içine katıp, bölgesel gelişmelerin küresel güç odaklarının stratejik hedefleriyle bağlantısı ıskalanmadan dönemsel hamleleri anlamaya çalıştığımızda, Ankara’daki terör olayının arkaplanı ve/veya mesajları konusunda fikir sahibi olmamız mümkündür.Ve konuyu dönemsel gelişmelerin ötesinde geniş bir perspektifle değerlendirdiğimizde de IŞİD/DEAŞ’a alan açan, petrol satışını kolaylaştırmanın yanında her türlü lojistik desteği veren güçlerin stratejik hedeflerini, söz konusu zımni küresel ve bölgesel güç koalisyonunun, hedeflerine ulaşmak için her yöntemi denemenin yanında bölgedeki etnik ve mezhebi fay hatlarını canlı tutmaya çalışarak gelecek hesapları yaptığının farkına varmamız zor olmayacaktır.Terör örgütlerinin arkaplanında da malum güç odaklarının   istihbarat örgütlerinin bulunduğu ve onların desteğini almadan bu tür örgütlerin yaşayamayacağı da malumdur.Modern dünyada giderek daha karmaşık ve sistematik hal alan bu ilkesiz, ahlaksız yöntemle söz konusu odakların/devletlerin birbirlerine mesaj verdikleri ve mesajı alan tarafında gücü oranında bir karşılık verdiği de önemsenmelidir.Bu bağlamda son eylemlerle ilgili neo-con’lara yakın bir CIA ajanının mesajının çok açık olması ise gerçekten manidar gözükmektedir.Ne diyor ajan H. Barkey; “…Ama Erdoğan her halükarda bir ‘kaybet-kaybet’ durumuyla karşı karşıya.Ya seçimlerde aynı sonuç çıkacak ya da HDP meclise giremeyecek ve şehirler havaya uçacak.”Yani iddia edildiği gibi bölgede IŞİD üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılan PYD/PKK üzerinden bir “Kürt devleti” kurulamayacaktır, kurulabilsede yaşama şartları belirli olduğuna göre, burada, malum “Üst Akıl” Yeni Türkiye’ye mesaj vermektedir.Ancak bu dönemsel mesaj Irak-Suriye eksenindeki son gelişmelerle anlamını büyük oranda kaybetmiş gözükmektedir.Zira bölgenin yeniden yapılandırılması sürecinde, dönemsel pozisyonları aldatıcı olsada, malum stratejik güç (Üst Akıl) ile diğer stratejik çizginin dönemsel hamlelerinin yerini bir mutabakata bırakması ve bu mutabakatta da Yeni Türkiye’nin devre dışı olması bir yana etkin misyon yüklenmesi sözkonusudur…

Ezcümle bir fetret dönemi yaşayan bölgenin yeniden yapılandırılması sürecinde yeni bir aşamaya/dönemece girilirken gündemde olmaya devam eden güç ve çıkar savaşının doğru okunması önemlidir.Hele hele bu savaşı bir Hiristiyan-Müslüman çatışması olarak nitelendirmek, eğer bazı gerçekleri gizlemek için yapılmıyorsa  ideolojik çizgilerin doğru anlamlandırılmadığı bir büyük hatadır.Muhakkak Müslümanların net bir duruşa, güçlü bir örgütlenmeye ve stratejiye sahip olacağı o günlerde bir Müslüman-Hiristiyan savaşı değil, hak-batıl, “adalet-zulüm” savaşı kaçınılmaz olacaktır.Öyleyse günümüzde yaşanan sürecin/savaşın adını koymak gerekirse , bu savaşta, enerji kaynaklarının güvenliği ve ekonomik boyutlarıyla önemli olsa da, asıl mesele, bölgenin ve bölgede yaşayan “Müslümanlar”ın kontrol altında tutulmasıdır…Yani bu süreç/savaş, küresel sistemin parametreleri ve kurumlarının belirleyici olduğu bir “sistem-içi” güç ve çıkar mücadelesidir.Ve bu mücadelede geçmişleri ve bugünkü iddiaları ne olursa olsun, malum bölgesel güçlerde sistemin kurallarına göre oyunu oynamaktadırlar…

Bu bağlamda mevcut dünya düzenini tehdit eden, Müslümanların üzerindeki ölü toprağını kaldıran ve onlara umut veren, İslam düşmanlarına da korku salan “siyasi devrim” yapmış İran’ın, “sistem-dışı” duruşundan hızla “sistem-içi”ne savrulmuş olması Müslümanların geleceği açısından çok büyük bir handikaptır.Müslümanlar ve bu coğrafyanın geleceği açısından bunun üzerinde konuşulması, çok boyutlu değerlendirmeler yapılması gerekir.İran’ın “devrim” ile paralellik arzetmeyen ve tanımlanması da zor görüntüsü , Şii’si,Sünni’si tüm Müslümanları düşündürmelidir.Kör bir taraftarlıkla son yıllarda yaşanan savrulmaları ve bunun Müslüman coğrafyaya maliyeti görmezden gelinmemelidir…Yine bölgede önemli bir güç olan ve bu coğrafyanın yeniden yapılandırılmasında “ideoloji duruşu” (“Ilımlı İslam”…) ve tarihi derinliğiyle stratejik öneme sahip; NATO üyesi, Ilımlı-Laik-Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin aldatıcı görüntüsü de yeniden ve ilkesel bir bakışla okunmalıdır.Yeni Türkiye’yi ilkeli bir yaklaşımla değerlendirmek yerine konjonktürel kaygılarla hak etmediği bir tanımlamaya tabi tutmanın ötesinde, niteliği belli söz konusu “rejim”in bir parçası olmayı Müslümanca bir bakışla yeniden sorgulanması da geleceğimiz açısından stratejik öneme sahiptir.Şüphesiz bu hatalı değerlendirmeler, yaşanan derin acıların gündeme taşıdığı psikolojik travmanın yanında, ne olursa olsun bir sonuca varma ve kaba güce/zulme karşı durayım derken daha sofistike(Müslümanların zihnini kuşatan/kuşatmayı hedefleyen) bir zulmü ıskalamanın bir sonucudur…

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir