
Kandırıldınız
Her şeyinizi emanet ettiğiniz birinin, aslında hiçte sizin hayal ettiğiniz gibi biri olmadığını öğrendiğinizde
nasıl bir yıkımla karşı karşıya kalacağınızı düşünmek bile istemezsiniz doğal olarak.Böyle bir yıkımla karşılaşmamak için ise yapılaması gereken kime, nasıl, ne kadar ve ne zamana kadar güvenebileceğinize doğru karar vermeniz gerekir. Güvenip, teslim edeceğiniz şey ne kadar önemli ise güveninizi teslim edeceğiniz kişiye karşı o kadar dikkatli olmanız, ince eleyip sık dokumanız gerekir.
İnsanlar birbirlerine güven duymak ister, bu fıtri bir ihtiyaçtır. Bir arada yaşamak, birlikte yol
yürümek için olmazsa olmaz bir şeydir, güven. Etrafınızdaki güven duyduğunuz ve güveninizi
boşa çıkartmayan insanlar kadar güçlü, hayata ve olaylara karşı o kadar dirençli ve hazırlıklısı-
nızdır. O yüzden güveninizi duygularınızla değil ayağı yere basan kriterler ile karşınızdaki insanlara
tevdi etmelisiniz. Hal böyle iken içinde yaşadığımız coğrafyanın insanının genel ekseriyesinin
duygusal mizaçlı olmasından mütevellit çok çabuk ikna olur, kolayca açarız kendimizi
karşımızdaki insanlara. Teslim ederiz kendimizi tabiri caizse. Ve bir daha kolay kolay vazgeçmeyiz
güvenmekten. Yanlış giden bir şeyler olsa da sıklıkla hayra yorar, bize öyle gelmiştir, biz yanlış
anlamışızdır sonucuna inanmak isteriz. Güvenmek rahatlık verir ya, korkarız güvendiğimizdağlara kar yağmasından. Yok sayamayacağımız büyüklükte bir darbe yemezse eğer güvenimiz,
kazık yemekten hiç rahatsız olmayız, hatta görmezden geliriz sırf kafa konforumuz bozulmasın
diye.
“Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” dedi bir gün birisi, parmağını sallayarak hem de o herkesin bildiği
ama herkesin söyleyemeyeceği gerçeği terör devletinin başındaki kişiye. El hak söz doğru idi,
lakin daha o anda geri planda görüşmeler başlamış “aslında öyle demek istenmemiş”miş gibi
teviller vs. türünde diplomatik girişimlerle o soylu haykırış (!) buhar olmuştu bile. Birçok İslam
ülkesinde coşkuya sebep olmuştu bu çıkış, sadece çok az bir kesim gerçeğin peşindeydi. On yıllarca
ezilen Müslüman halklar için tarif edilemez bir büyülenmeye sebep olmuştu. Kolay mesele
değildi hani İsrail’in liderine, tüm dünyanın gözü önünde “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyebilmek.
Ne oluyordu Müslümanlar tekrar sahaya mı iniyorlar. Bu bir silkelenme ve kendine geliş
miydi yoksa?
Hayır değilmiş yine aldatılmış Müslüman halk. Yine çok güvenip, umudunu, geleceğini teslim
ettikleri tarafından yine yarı yolda bırakıldılar. Bir sözcü çıktı ekranlara (hem de İslamcı geçmişi
olan bir sözcü) utanmadan, kendilerine güvenen, aldanan yığınların gözünün içine baka baka
“İsrail halkı ve devleti dostumuzdur” dedi. Siz hangisisiniz, sahi dün tüm dünyanın gözü önünde
“siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” derken mi rol kesiyordunuz “İsrail halkı ve devleti dostumuzdur”
derken mi. “Katil”likten “dost”luğa uzanan yolda iğfal edilen duygular, umutlar, ne olacak şimdi.
Bu ülkenin siyasal lideri “ben bu görevde bulunduğum sürece İsraille hiçbir zaman olumlu bir
şey düşünemem, başkaları düşünebilir o beni enterese etmiyor” diyeli kaç asır (!) oldu. Kendilerine
güvenen, oy verenleri geri zekalı saymaktan başka nedir bu durum. Oldum olası anlamamışımdır,
devlet aklı, devlet siyaseti, reel-politik, konjonktür vs. meselelerini. Müslüman’ın birey
iken ki dini ile bir topluluğun, kurumun yada devletin başına geçince ki dini başka başka mı olur.
Bireyken haram olan şeyler ile devletken ki haramlar farklımıdır? İslam sadece avâmın dinimidir
yoksa. Kurumsallaştıkça helaller, haramlar ve ruhsatlar değişkenlik arz eder mi? Örneğin
Suriye meselesinde başından beri Türkiye ve İran’ın duruş sorunları ve veballerini nasıl görmezden
geleceğiz. Bu kadar insanın ölümünü, Suriye’nin en yakın iki komşusu olarak Türkiye ve
İran’ı yöneten “dindar” liderler hangi konjonktür ve maslahatla izah edecekler. Daha da önemlisi
bu iki ülkeyi yönetenlere canı-gönülden destek veren Müslüman halk, bu vebale ortak değil mi?
Merak ediyorum dün “katil” olanlar bugün nasıl “dost” oldular. Daha da çok merak ettiğim bir
şey daha var aslında. Ey İslamcılar, son seçimlerde onca yıllık partililerden daha da çok çalışıp
oy topladığınız partiniz ve onun doğal liderine kaderinizi bağlarken en çok kullandığınız argü-
manlardan biri olan “katil İsrail” söyleminden geriye “dost İsrail” kaldı. Evet, soruyorum o sonsuz
güveniniz hala devam edecek mi? Sakın tevil etmeye kalkmayın ne kendinizi nede bizi kandırmayın.
Oy verip kaderinizi ellerine teslim ettikleriniz sobelendi. Aslında İsrail hep “dost”muş
meğer. İsterseniz araştırın “katillik” dönemi ile “dostluk” dönemi arasındaki iki ülkenin ticaret
hacmini.
Hadi Allah rızası için uyanın ve kabullenin artık, ortada kaldınız, kandırıldınız. Akıntıya kapılıp,
“kazanım”ların büyüsüne aldanıp, güveninizi boca ettikleriniz sizi kandırdı. Umduğunuz çıkmadı,
Düşmanınızın (İsrail) düşmanını (akp) dostunuz sandınız (ve kaderini teslim ettiniz) ya hadi
buyurun bakalım dostunuzun “dostu” sizinde dostunuz oldu. Yakıştıramadınız mı kendinize o
halde güveninizi bu kadar kolay teslim etmeyecek ve bu kadar sahiplenmeyecektiniz. İslam dini
henüz insanlığa sunulmamışken el-Emin diye isimlendirilen ve asla güven problemi olmayan
bir peygambere bile getirdikleri, söyledikleri hususunda “ya Resullullah bu sende midir yoksa Allah’tan mı” diyen Müslümanlar nerede, bu dünyasını ve öbür dünyasını kolaycacık birilerine
teslim edenler nerede.


