
Mucize mi? Ayet mi?
“Mucize mislini beşerin getirmekte aciz kaldığı, olağan üstü, olağan dışı ilahi olaylara verilen isimdir. Her ne kadar aciz bırakan, bırakılan bir olay olarak anlatılırken, elçilerin gösterdiği harikulade haller olarak takdim edilmiştir. Mucize kelimesi kuranda Ayet olarak kullanılmakla birlikte, aynı anda Allah elçisine onlarca ayet göndermiş olmasına rağmen, müşriklerin “ayet(!) istemeleri bizleri biraz düşündürüyor.
Bu isteğe cevap mahiyetinde olan ayet ve ayetlere baktığımızda, onların farklı bir ayet(mucize) istediklerinin söz konusu edildiği gözden kaçmayacaktır.
-O halde. Ayetler üstü bir ayet diyebileceğimiz Fiili ayete o günün insanı Mucize demekte ve bu tür ayetlerden istekte bulunmaktadırlar.
Şurası da bir gerçek olmasına rağmen bu isteklerinde ısrar etmektedirler.” Kuranın tamamı Mucizedir..Tek tek ayetleri ve konuları da mucizedir..Seçilmiş olan elçilerin seçimi de mucizedir.
Lakin Müşrik aklı doğa üstü istekte bulunuyor. Sanki inanacaklarmış gibi. İnanmayacaklarını bizzat ayetle, Allah yüzlerine vurduğu halde yüzsüzlük ettiklerinden de utanmıyorlardı. Bütün bu isteklerin her defasında reddedilmesine rağmen.
“Onlar, hala, “Neden o’na Rabbinden hiç mucizevi işaretler indirilmiyor?” diye sorarlar. De ki: “Mucize (göstermek) yalnız Allah’ın kudretindedir; ben ise sadece bir uyarıcıyım”.Ankebut 50
“Gerçek şu ki (ey Muhammed!); senden önce elçiler göndermiştik, onların kiminden sana bahsettik, kimi hakkında da sana bir bilgi vermedik. Ve (gönderdiğimiz) hiçbir elçi, Allah’ın izni olmadan bir mucize ortaya koyamaz. Allah’ın iradesi açığa çıktığı zaman hüküm (çoktan) adaletle yerini bulmuş olacak, (anlayamadıkları her şeyi) yok etmeye çalışanların tümü o zaman ve orada hüsrana uğramış olacaklar. Mu’min 78
“Bizim mucizeler göndermemize yalnızca önceki toplumların onları yalanlamış olmaları engel oldu. Nitekim Semud’a (risaletin) görünür bir delili olarak dişi deveyi vermiştik, fakat temsil ettiği gerçeği inkar yoluyla ona zulmettiler; zaten Biz bu tür mucizevi delilleri, yalnızca korkutarak uyarma amacıyla göndeririz. İsra 59
Araf suresi 203 ayeti ile adeta son noktası konuluyor. “Onlara bir ayet getirmediğin zaman, «Sen bir tane yapsaydın ya» derler. De ki: Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir..
Müşriklerin mucize istekleri karşısında olumlu cevap vermeyen Muhammed (as) a, müşrikler tarafından ona hitaben ” sen bir tane yapsaydın” denilmekte, bu müşrik tasavvuru ile oluşmuş akılcılık maalesef bugün Müslümanlara geçerek, istenilen mucizeler “elçiye (rivayet kaynakları vasıtası ile veya elçiler arası rekabet anlayışının zorlamaları ile yaptırılmıştır”.
Asıl konumuz modernizmin kıskacındaki insan aklının, Mucizeyi yok sayışı ile ilgilidir. Allah’ın elçisinin müşriklerle olan sözlü mücadelesinde, onların istedikleri “Mucize ile Ayet arasındaki farkın anlaşılmamasından doğan açmazlardır.Yüzlerce ayetin varlığına rağmen yeni bir ayet(mucize) isteği Kuran okuyucusunu düşündürmelidir. Ayet geldiği halde yeniden ayet isteği, isteğin farkını anlatması açısından önemlidir, düşünülmesi gerekir. Allah (cc) son elçisi Muhammed (as)a, diğer bazı elçilere verdiğini bildirdiği mucize dediğimiz türden herhangi bir olağan üstü bir şey vermemiştir.
Mucizevî ayet/işaret verilen toplumların helaki söz konusu edilen ayetlere baktığımızda, Sünnetullah gereği inkâr edenlerin helak edilmiş olmalarıdır.
Muhammed (as)ın Mekkeli muhataplarının okunan vahiy haricinde gözleri ile görecekleri; Olağan üstü, ayet yani mucize olarak bildiğimiz şeyler istenmiş ve her defasında bu istekler reddedilmiştir.
Biz burada şunu açıklıkla ifade edebiliriz ki; Kuranda geçen mucizevî olayların tümü hak ve gerçektir. Hiç birisi kurgu veya hayal mahsulü değildir. Kimilerinin dediği gibi anlatım tekniği, misalleme vs de değildir. Bizzat yaşanmış olaylardır.
Son yıllarda Kurana dönüş yaşayan toplumların yeni sıkıntısı, kendi ana kaynağı olan kitaba yoğunlaşmada eksik kalmaları ve dile olan vukufiyetlerinin azlığı veya bazı okuma şekillerinin Kuran’ın ana esprisinden uzak çeldirici düşünce merkezli oluşundan kaynaklanan sorunları da beraberinde getiriyor oluşudur.
Salt akılcı müsteşriklerin veya seküler eğitimin etkisinde kalan teoloji eğitiminden esinlenen ilahiyatçıların etkilendiği “sebep sonuç ilişkisinin mutlak görülmesi neticesinde ortaya çıkan akılcı bir tablonun ürettiği sıkıntılar.
Burada şunu ifade etmekte yarar var. “Sünnetullah. Allah Ayette Allah’ın sünnetinde değişiklik bulamazsın Fetih 23 ve benzer ayetlerden hareketle, olağanüstü(mucize) olayların olmayacağı/olmadığının iddiası, görmezden geldikleri anlamak istemedikleri bir şey var. “Allah hiçbir konuda kuluna kendisini mahkûm etmez”. Eşyaya verdiği özellikleri geçici olarak veya tek kullanımlık kaldırabildiği gerçeğini akılla çözümlemeye çalışmakla sonuca gidemeyecekleridir. İmtihan konularının kaynağı Allah olunca, kula düşen bunun adaletini/nasıllığını sorgulamak değil anında teslim olmak olmalıdır. İman bizden bu sınırın korunmasına yönelik hassasiyet istemektedir.
Sonuç olarak, onlarca ayete rağmen ayet isteyenler belikli farklı bir şey istemektedirler. İstedikleri ise bizim bu gün adına mucize dediğimiz tür ayettir. Mucizeyi yok sayanların durup düşünmeleri gerekir. Bir bakıma bu yok sayma işi o gün elçinin misyonuna itiraz edenlerin güncel haline benzeşiyor


Mucize dönemini yaşıyoruz !Allahını vahyin e bakarak onu anlamadan yaşamadan hayata naksetmeden varlığı ile övünen ev iş yerinde bulundurmak la sevinen yüzen e bakmak la gururlan an bir mucize topluguguz hayat ve varoluş bir mucize ve ölüm en büyük mucize iken biz mucize belentiler ütopik açılımlar la hayel ediyoruz .vahyi kusana ayaklı kuran olmak nasibi ile.
müşriklerin mucize dediklerine Allah ayet diyorsa ayet kullanmamız daha doğru olacağı kanısındayım.
selefimizin kuranda her ne zamanki bir konuda içinden çıkamadıkları,çözemedikleri bir konuyu içinden sıyrılmak için mucize diye adlandırılması üzücüdür.bugün bizce mucize gibi görünen bazi haller varki gelecek zamanda sıradan bir durum haline gelebiliyor.