
Mü’minin Hedefi
İnsan da dahil olmak üzere kainatta yaratılmış ne varsa bir amaca mebni olarak var edilmiştir; toprak, su, ateş, nebatat, hayvanat, yıldızlar, ay, güneş… var olan mahlukatın tamamı varoluş amacını icra etmekle programlanmıştır. Onlar bu programlanmanın dışına çıkamazlar, yaratılış amaçlarını icra etmekten başka türlü işlevleri de yoktur, isyan edemez, herhangi bir teklifte bulunamazlar. Hepsi Yaradan’a isteyerek boyun eğmiş, hatasız ve mükemmel bir şekilde işlevlerini yerine getirmektedir.
“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. Onlar: “İsteyerek geldik” dediler.” (Fussilet 11. Ali İmran 83.) İnsan dışında hiçbir yaratılmış kendinden istenileni yerine getirirken farklı davranamaz. Çünkü onlara tercih etme hakkı verilmemiş, bundan dolayı da yapıp ettiklerinden sual edilmeyeceklerdir.
İnsana gelecek olursak: Hepimiz biliyoruz ki, insan ahsen-i takvim (en güzel kıvamda) üzere yaratılmış (Tin 4,) ve kendi dışında yaratılmışların tamamı onun emrine amade kılınmıştır. “Allah, yerde olanların hepsini sizin için yarattı…” (Bakara 29) “ Göklerde ve yerde bulunan şeyleri, kendisinden bir lütuf olarak size boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için dersler vardır.” (Casiye 13)
Yaradılış gayesinin dışına çıktığı zaman insan esfel-i safiline (aşağıların aşağısı, cehennem) inmiştir (Tin 5) İnsanın da yaradılış amacı diğer varlıklar gibi belirlenmiş, (Zariyat51) fakat diğer varlıklardan bir farkla onun çalışma programı iradesine sunulmuştur. Nasıl uygulaması gerektiği de Allah elçileri tarafından bizzat uygulanarak pratize edilmiştir. “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21) “ Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır…” (Yusuf 111)
Hedef: Yapılması tasarlanan iş, varılmak istenen yer, ulaşılacak son nokta, nişan anlamlarına gelmektedir.
Yapılan her işin bir amacı, hedefi vardır, hedefsiz insan yoktur desek abartmış olmayız. Bizim önümüze koyduğumuz, tasarladığımız, hedef olarak belirlediğimiz şeyler bizim için gerçekten hedef midir? İyi bir okuldan mezun olup diploma almak, güzel bir eve-arabaya sahip olmak, yüksek bir makam-mevkide olmak… İnsanların dünyada yaşarken önem sırasına göre kendilerine belirledikleri buna benzer daha birçok hedefler vardır, bu hedeflere kısa vadede ulaşılması da imkan dahilindedir. Bunlardan hiçbiri mü’min için nihai hedef olamaz. Varlık gerekçesinin farkına varan mü’min/insan için, kısa vadeli hedefler peşinde koşmak yerine, hayatı anlamlı kılan ve yapıp ettiklerinden huzur veren, itminana eren, yaşamı anlamlandıran bir hedefi olmalıdır. Yoksa kısa vadeli hedeflerin sonu gelmeyecektir, biri bitmeden diğeri başlayacak, ömür anlamsız hedefler uğrunda heba olup gidecek, yorgunluğu yanına kâr kalacaktır. Mü’minin hedefini belirlerken amacı ve maksadı hiçbir koşulda ve ortamda hedefini değiştirmeden Allah’ı razı etme eksenli olmalıdır.
İnsan; cüssesi küçük, gücü, kuvveti ve bilgisi sınırlı, ömrü kısa ve dünyaya gelen (doğumdan sonra) yaratılmışlar içerisinde kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelmesi için en uzun süreye gerek duyan varlıktır. O, dünya gezegeninde, ki; dünya gezegeni de uzayda milyarlarca yıldızdan sadece biri bu gezeğenlerin genişliğini ve çapını Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği kainat ve kainatın bir parçası olan dünya, milyonlarca canlı türüne yaşam sağlayan/barındıran gezegenimiz ve bu türlerden biri olan insan. Rahman olan Allah tarafından kendisine verilen akıl sayesinde her şeyin boyun eğdirildiği, kendisinin başı boş mu bırakılacağını sanıyor? (Kıyamet 36) Onun irade sahibi olması, diğer varlıklardan onu güçlü kılan aklı, azalarının yönetliği, ‘en güzel kıvamda yaratılmış’ olmasıdır. İnsan yaradan tarafından halifelik makamına yükseltilmiş, emanet omuzlarına yüklenmiş, yeryüzünün ıslahı onun ellerine bırakılmış bir varlıktır. Ey insan senin varoluş gayen bu iken sen nereye kaçıyorsun? (Tekvir 26) Bunca sorumluluklarla yüklenmiş bir varlığın yan gelip yatması, duyarsız davranması, işi başkalarına havale ederek emaneti omuzlarından indirmesi düşünülemez. Çünkü iman eden “ben Allah’ın kölesiyim (abd), ondan başkasına kölelik yapmam” diyen mü’minin hedefini onun efendisi olan Allah belirlemiştir!
“Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele/savaşın! Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görendir.” (Enfal 39, Bakara 193)
‘Fitne yeryüzünden yok olup din (hayat şekli) Allah’ın istediği gibi oluncaya kadar mücadele edin’ emri mü’minlerin efendisi Allah (cc)’ya aittir bu emir, sıradan bir emir değil bu, çünkü emir sahibi sıradan biri değil. ‘Allah’ı gereği üzere taktir’ edenler için bu ayetin açılımı şu demektir; Yeryüzünde insan denilen varlık olduğu müddetçe hak ve batıl taraftarları arasında çekişme süregidecektir. Bu mücadele Adem aleyhisselamdan bu güne kadar böyle süre geldi bundan sonra da böyle devam edecek. Dolayısıyla mü’mine düşen, hak baki olana kadar bu yolda mücadeleye devam etmesi; doğru amaca hizmet etmesidir. Hakkı temsil ettiğini iddia edenlere bu yolda durmak-duraklamak yok, tatil-emeklilik yok, gevşemek-üzülmek yok, bıkmak-usanmak yok… ölüm meleği canı bu hal üzerindeyken alıncaya, kıyamet kopuncaya kadar mücadeleye devam. Çünkü hedef çok yüksek, yüksek ama erişilmez değil, (Bakara 286) bu hedefe ulaşmak biraz da hakkı temsil edenlerin çabasına, performansına, donanımına ve organize olmalarına bağlı. Yeryüzünü ıslah etmek için, onu bozan/kokuşturan/ifsat eden fesatçılarla, hedefi şaşırtanlarla mücadelede baş edebilmek, onların oyunlarını ve hilelerini bozabilecek olanlar; ancak hedef/amaç/ideal birlikteliğinde organize olmuş, bilgi, birikim ve feraset sahibi kişilerin işidir. Zira mü’minin hedefi sadece kendisi ile alakalı değildir. Bundan dolayıdır ki, ben bu işte varım diyenlerin iddialarını ispatlamaları lazım tıpkı şu ayette buyrulduğu gibi; “ De ki: “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam 162)
Bu bir adanmışlıktır, hayatın tamamını Allah yoluna vakfetmenin adıdır. Bu hal üzere yaşayan ve yaşatma mücadelesi verenler, kendilerini, toplumlarını ve bütün insanlığı ıslah edebilirler. “Gevşeklik göstermeyiniz; üzüntüye kapılmayınız. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mutlaka siz en üstün olursunuz.”(Al-i İmran 139) İman edenler şuna inanmak zorundalar, eğer bizler işin gereğini yaptığımızda, Allah’da bizlere yardım edecektir. Allah bize yardım eder ise hiç kimse bizim sırtımızı yere getiremeyecek, bileğimizi bükemeyecektir. “ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.” (Muhammed 7) Yardımcısı Allah olanın gayriye ne ihtiyacı vardır…


