
İnsanın sorumluluğunun temelinde hür bir irade ye sahip olmasının yattığına dikkat çekmiştik. Ancak kader inancı ile hür irade bağdaşır mı? Her insanın bir kaderi olduğuna ve yazılı olan bu kader mutlaka ger çekleşeceğine göre, insan iradesi nasıl hür olabilir ki?
Kur’an-ı Kerim’de “kader” kelimesi, sözkonusu etmekte olduğumuz “kader” anlamında kullanılmamaktadır. Kur’an, bu kelimeyi, evrenin Allah tarafından be lirlenmiş kurallar ve ölçüler içerisinde yaratığı; rastgele ve tasadüfi bir şekilde yaratılmadığı anlamında kullanmaktadır.179
Bu arada Kur’an’ın, kaderi, imanın bir prensibi olarak sunmadığını da belirtelim. Ancak bu, Kur’an’da kader konusunun yer almadığı anlamına gelmez. Kader’in imanın bir bir prensibi olarak zikredilişi Peygamber (s.a.v.)in hadislerinde geçmektedir. Kur’an’ da kader konusunun yer alışı, olayların anlatım akışı içerisinde sözkonusu edilmektedir ve bu nedenle anlatım içerisindeki bağlamları gözardı edilmeden konuyla ilgili bütün ayetler bir araya getirilmek ve onları dikkatli bir değerlendirmeye tabi tutmak suretiyle ancak Kur’an’ın kader konusundaki bakış açısı tespit edilebilir.
Kur’an’ın değişik yerlerinde kader konusuna değinilirken kimi ayetlerden cebr, kimilerinden de tam bir hürriyet anlamı çıkarılabilir. Nitekim kimi mezhepler kader konusunda cebr ifade eden ayetleri esas almış ve diğer ayetleri buna göre te’vil etmiş, kimileri tam bir hürriyet ifade eden ayetleri esas alarak diğerlerini buna göre te’vil etmiş, kimileri de orta bir yol takip etmiştir. Burada konuların ayrıntılarına girmek istemiyoruz. Konuyu dağıtmadan özet bilgi vermek istiyoruz.
Kur’an-ı Kerim, inanmak ve inanmamak, iyi ameller işleyip cennete girmek ya da yaptıkları sonucu cehenneme girmeyi bir kader olarak ileri sünmemekte dir. Kişinin iman etmesi de, etmemesi de kendi hür seçimine bağlıdır:
“De ki: ‘Gerçek rabbinizdendir’ Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım iste diklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavu ran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır. İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz.Doğrusu inanıp yararlı iş yapanlara, işte onla ra, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer. “180
Ayetlerde inanmanın da, inkar etmenin de insanın hür iradesine bırakıldığı ve cennete girmenin de, cehennemi hakketmenin de, kişinin yaptıklarının so nuçlan olduğu açık bir şekilde anlatılmaktadır.Allah’ın, yaptıklarımızı önceden bilmiş olması, bizi, o yaptıklarımızı yapmaya zorladığı anlamında değildir. Bilakis Allah’ın bilgisindeki o malumat, yaptıklarımız sebebiyledir.
Kur’an-ı Kerim, insanın üstün vasıflarının yanın da zayıf ve eksik taraflarını da ortaya koymaktadır. İnsanı tanımadan, zayıf yönlerini tesbit etmec;len onu eğitmek, toplumsal meselelere çözüm bulmak mümkün değildir. Gerek fert, gerek aile ve gerek toplum hayatını düzenleme amacında olan Kur’an-ı Kerim işte bu sebeplerle insanın zayıf yönlerine de değinmektedir. İnsanın bu yönlerini şöylece maddeleyebiliriz. Buna göre insan:
A-Zayıftır:
Güçlü veya zayıf olmak ancak bu yönlerle ilgili imtihan sözkonusu olduğunda tesbit edilebilir. Nice insan görürsünüz; işlerinin yolunda gittiği zamanlarda adeta güçlülük gösterisi yapar. Ama bir sıkıntıyla karşılaştığında durum hemen değişiverir:
”Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. “181
İnsanın bu yönü başka ayetlerde de anlatılmaktadır:
“İnsana bir zarar (sıkıntı) dokunduğu zaman yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (bütün hallerde o zararının giderilmesi için) bize dua eder, fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler süslü gösterildi. “182
Daha önce Allah’ı hiç anmayan kimselerin sıkıntılı anlarında nasıl Allah’a yalvarmaya başladıklarını, daha önce fakirleri gözetmezken nasıl adaklar adıyarak fakirlere dağıttıklarını hep görmüşüzdür.
Bu sebeple yüce Allah insanı uyarmak için zaman zaman onu müsibetlerle karşı karşıya getirir.
B-Zalim, Cahil ve Nankördür:
Yüce Allah insanın bu özelliğini, insana verdiği nimetleri sıraladıktan sonra söylemektedir:
“Gerçekten insan çok zalim ve çok nankördür. “183
Allah’ın insanlara verdiği nimetler gözönünde bulundurularak onların davranışlarına, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı takındıkları tavırlara baktığımızda başka ne diyebiliriz ki. İnsanın zalim oluşu, bir de kendisine “emanet”in verildiğini anlatan ayette zikredilmektedir. Burada insa nın bu özelliğinin yanında cahilliği de zikredilmektedir:
“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara telif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi, çünkü o, çok zalim, çok cahildir.”184
Ayette sözkonusu edilen emanet, insana verilen hilafet görevidir. Yani, insanın yaratılış sebebi olan şeydir.İşte bu şey konusunda insan, kendisine zulmetmekte ve geleceğinin gereğini hakkıyla yerine getirmemektedir. Cahil oluşu, görevini hakkıyla yerine getirmemesiyle ortaya çıkmaktadır. İnsanın zalim, cahil ve nankör oluşu, potansiyel olarak kendisinde bu vasıfları taşıması anlamındamıdır, yoksa bunlar insanın fıtratında var olan ve dışa yansıması kaçınılmaz nitelik’lermidir?
Müfessirler genelde bu niteliklerin potansiyel olarak insanda mevcut olduklarını fakat insanlar selim fıtratlarını bozmadıkça bunların dışa yansımayacağını söylerler. Buna göre sözkonusu niteliklerin dışa yansımaları gerçekleştiğinde insan bu niteliklere sahip olur. Dolayısıyla bütün insanlar bu niteliklerde ortak değildirler. Ancak selim fıtratlarını bozanlar bu niteliklere sahip olurlar. 185 O halde insanın cahil ve nankör oluşu, emaneti yüklenmeyi kabul edişinden dolayı değil, emanetin gereğini yapmamasından kaynaklanmaktadır. Bu konuda Süleyman Ateş şöyle demektedir: “Bu son cüm le, zalim ve cahil olduğu için insan emaneti yüklendi anlamına gelmez. Emaneti yüklenmek, emanete riayet büyük fazilettir. Ancak insan haksızlığa meyyal olduğundan, kaprislerine kapıldığından dolayı emanetin ağır sorumluluğunu düşünmez, emanete aykırı hareket eder. Zaten cehil (çok cahil) kelimesi, birşey bilmez anlamına değil, şehvetlerine ve kaprislerine göre hareket eden insan anlamındadır.”186 Diğer müfessirler de ge nelde benzeri izahlar yaparlar. Zalimlik ve cahillikte zirvede olanlar, münafıklar la Allah’a ortak koşanlardır, bunu bu ayetin hemen ardından gelen şu ayettir:
“(Allah bu emaneti insana vermek suretiyle) münafık erkeklere ve münafık kadınlara, puta tapan erkeklere ve puta tapan kadınlara azap edecek, inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tevbelerini kabul buyuracaktır.Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. “187
Bununla birlikte sözkonusu ayetten bizim anladığımız, bu niteliklerin insan fıtratında varolduklarıdır. Her insanda bu nitelikler potansiyel olarak var olduğu gibi hayatına da yansırlar. Ancak fıtrat gereği olanı miktarından dolayı kişi sorumlu değildir. İnsanların çoğu bu niteliklerinin farkında değildir. Yüce Allah’ın bunlara dikkat çekmesi, bu konularda uyanık olmamız ve bu niteliklerin her an için meşru miktarın üzerine çıkma istidatları olması nedeniyledir.
C.Acelecidir:
Kur’an-ı Kerim iki yerde insanın bu özelliğini anlatmaktadır. Bu ayetlerden biri İsra suresinde, diğeri ise Enbiya suresindedir. İsra suresindeki ayette şöyle buyurulmaktadır:
“İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua etmek te (hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. İnsan pek acelecidir.”188
Enbiya suresindeki ayet ise şöyledir:
“İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ya kında ayetlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin. “189
Her iki ayette de muhataplar inanmayanlardır. Yine ayetlerin ikisinde de insanın hesabını yapmadan ve geleceğin getireceği sonucu iyiden iyiye ölçüp biçme den ne olacaksa bir an önce olsun sabırsızlığı içerisinde olduğunu anlatmaktadır. Aslında acelecilik insanın yapısında vardır. Daima bir sonraki anın ne getireceğini merak eder. Bir an önce gelmesini ister. Oysa geçen anı geri getirmek için varını-yoğunu harcasa da onu geri getiremez.
D.Tartışmacıdır:
Bütün peygamberlerin ümmetleri, peygamberle rinden arda – arda mucizeler istiyorlardı. Bir mucize istiyorlardı, istedikleri mucize gelecek olursa bununla da yetinmeyip başka bir mucize istiyorlardı, ama mucize istekleri bir türlü son bulmuyordu. İnsanoğlu bir şeyi kabullenmek istemedi mi, yüz delil getirseniz yüz birincisini ister. Olmadık bahanelerle işi yokuşa sürükler:
“Hakikaten biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali döküp saymışızdır. Fakat insanoğlu tartışmaya çok düşkündür. “190
İnsanın bu özelliği sadece peygamberlerin getirdiği mucizelere karşı değildir. Hayatın her alanında kabullenemediği ya da işine gelmeyen meselelerde bu özelliğini ortaya koymaktadır.
E.Cimridir:
Ebedi yaşama tutkusu, bunun sonucunda dün yaya tutukunluk ve cimrilik insanın olumsuz hasletle rindendir. Hatta yaşlandıkça bu hasletler onda daha da kuvvet kazanır. Kur’an-ı Kerim inasanın bu hasle tine değinerek şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Eğer siz Rabbimin rahmet hazinele rine sahip olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten cimrilik edip (elinizde) tutardınız. Doğrusu insan çok cimridir.”191
Ayet bir yandan insanın cimriliğinden sözeder ken, diğer taraftan Allah’ın rahmetinin genişliğine de işaret etmektedir.
Cimriliğe karşı çıkan Kur’an-ı Kerim israfa; “har vurup – harman savurma”ya da karşı çıkmakta ve bunu da olumsuz bir tavır olarak değerlendirmektedir.
Kişinin elindeki serveti, kendisine verilmiş bir emanettir. Allah’ın bir nimetidir. Canının istediği şekilde onu israf edemez. Elbette insanın güzel yaşama, Allah’ın nimet lerinden yararlanma hakkı vardır. Ancak çevresindeki f akir ve zavallı insanları da gözetmelidir.
Müfessir Fahruddin er-Razi mal sevgisinin, malın insana güç kazandırmasından ve ihtiyaçlarını giderme sinden kaynaklandığını söyledikten sonra insanın cim riliğine değinmekte ve:
“Ölmek üzere olan yaşlı birine, eğer fazla mal biriktirmiş servet sahibi biriyse, ölüm döşeğinde malının çalındığını söyleseniz, artık malın kendisine bir faydasının dokunmayacağını bilmesine rağmen büyük bir üzüntü içerisine girer. Malının artık kendisine bir faydası kalmadığı halde hasret çekerek üzülmesi cimriliği sebebiyledir.”192
Razi, ardından cimriliğin ilacını da maddeler halinde sıralamaktadır. Biz bunlardan birkaç tanesini nakledeceğiz:
- Herşeyden önce kişi, ihtiyaçlarını azaltmalıdır. Gerçekten insanın ihtiyaç duyduğu şeyler vardır, bir de zorunlu ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaçmış gibi gördüğü şeyler vardır. En azından kişi, bu ikinci türden ihtiyaç larının önüne geçebilir.
- Ölümü çokça hatırlayarak ebedi bu dünyada yaşayacakmış gibi duygulardan sıyrılmalıdır. Kişi yaş daşlarındaiı ölenleri hatırlamalıdır.
- Cimriliği yeren ve cömertliği öven ayet ve ha disler üzerinde düşünmelidir.
- Cimrilerin durumlarını ve insanların onlar hakkında neler düşündüğünü anmalıdır. Bilmelidir ki, eğer cimri davranacak olursa, insanlar kendisi hakkın da da aynı şeyleri düşünecek ve söyleyeceklerdir:.
- Bilmelidir ki, biriktirdiği maldan yararlanma sının yolu, o malı harcamasıdır.
- Bir gün mutlaka malı elinden çıkaracaktır; ya ölürken bu maldan ayrılacak ya da hayattayken şu ve ya bu şekilde bu mal elinden çıkacaktır. Malını hayırlı şeylere harcamalıdır ki, ahiretine azık olsun. 193
İslam, insandaki bu olumsuz yönlerin itidal çizgisine çekilebilmesi için birtakım ibadetleri emretmekte, insan nefsini eğiterek ahlaki prensiplere riayet etmesini istemekte, bununla insan orta yola, yani itidal çizgisine çekilemiyorsa uyulması zorunlu olan emir ve yasaklar getirmektedir.
Dipnotlar :
179: Mahmut Şeltut, el-Fetava, s. 42.
180: 18 Kehf29-31.
181: 4 Nisa 28
182: 10 Yunus 12.
183 :14 İbrahim 34.
184 :33 Ahzab 72.
185 : Ebu’s-Suüd, İrşadu’l-Akli’s-Selim, VII.118; Kasimi, Mahas inu’t-Te’vil, Mısır-1959, XIII. 4924.
186 : Süleyman Ateş, Kur’an-ı Kerim Tefsiri, İstanbul-1988, IV. 2095.
1 87: 33 Ahzab 73.
188: 17 İsra 11.
189:21 Enbiya 37.
190: 18 Kehf 54.
191: 17 İsra 100
192 :Fahruddin er-Razi, Kitabu’n-Nefs ve’r-Ruh, İslamabad.1968, s. 113.
193: a.k., s.114-115.

