
Düşünme Üzerine 1
.İlk adımda zihin dünyanızda meydana getireceğiniz, harman, hasat denetim ve üretimlerin, zorlu serüvenine başlamaktasınız.
Kiminiz, kimseniz olmadan dünyanın en gelişmiş zihinleri ile bu yolculuğa başlarken. En doğudan en batıya dünyada ne kadar düşünce adamı var olmuş ise onlarla birlikte.
Dün onlarda sizin, bizim gibi idiler. Hayat hikayelerini okuduğumuzda ciddi şaşkınlıklar yaşamıştık, hayretlerle birlikte. Nerde saklamışlardı kendilerini? Nasıl ortaya çıkmamış çıkamamışlardı.
Bu yola girerken benzerlerini yaşayanların varlığını hissetmemek mümkün değil. Belki bizlerden birileri de onlar gibi bir gün kendisini keşfedecektir.
Ancak bu yolun işaret taşları, pusulası, genel geçer tecrübelerini bilmek görmekten, hissetmekten geçmektedir.
Genel geçer sözlerle, belki sıloganik ifadelerle giriş yapmak gerekir ise ;
“Düşünme cesaretini kendisinde bulamayanlar! Bu korku ile, Bir ömür yaşarlar.! Yenilesi bir korkudur bu.
“Meçhulden reele korkusuz galibiyetlerin zaferi, düşünmeye cesaretle başlar. Düşünmeye mağlup olmak ise, az da olsa düşünmemekten kaynaklanır ve ömrü kapsar. “ Az ama düşünmeye cesaret, “mükemmeliyetçi düşmanı” mağlup etmektir.
İşte o an zihin üretime başlamaya kendini hazır hisseder. Zafer ;kendisini aşmakla başlayan duyguların o bembeyaz kağıda nakş edilmesi ile savaş meydanına hakimiyet kuran muzaffer komutanın komuta merkezidir..
Korkusuzluk, azim ilk adımlar emekleyen çocuk gibi de olsa, istek mesafe kat etme, kendine yetme, ayakta durabileceğine akıl kesmek gibi fiziksel donanımların yönlendirmesidir.
Düşünme cesareti insana bazı şeyleri unutturur // unutturuyor, artık yalnızsınız !).Yalnız siz varsınız. Siz sizin elinizden tutup yürüten, sizi hedefe yönlendiren, kendiniz olmaya zorlayan kimse/siz/siniz. O’sunuz.
“O’ sen kendine nasihat tenkit muhakeme, tetkikte amansız! Ve acımasız bir muallim olarak.
Zor/la/yacak dur durak dinlenme molası vermeyecek, yalnızlığı kendi düşünceleri ile aşacak iradenin aklın fonksiyonları ile yeniden zaferlere yelken açacak “bir bilmeyen/siniz!).
“Dününüzü unutun, unutmak zorundasınız, dün bir başkası iken bu gün ‘Bir, bambaşkası’ olmaya adaysınız.
Kimi kimsesi olmayan bir fani gibisiniz.Herkes gibi olmaktan öteye atılmış,bilinmeyenlerin ardına düşmüş nereye gittiğinizi,ne yapacağınızı,nerede durup yürüyeceğinizi bilmez gibi !).Artık ‘siz ve ‘siz varsınız.? Kendinizi keşfe başlamış,keşfetmiş varlığınıza amaç yüklemiş yelken açmış olarak..
Ve, Bir sanatkarın doğumunu temaşa ederken..Bunun için de;hayal gücünü ve tasavvurun düşünce hayatının önemli faktörlerinden olduğu zihinsel faaliyetin denklemlerinden (sıfırlama) sıyrılması gerekir.
Bunları işlerken daha çok mütevazi ve belki de biraz da pervasız olmak gerektiğini de demir başa kaydetmek gerekecektir.”Vaz geçmeyeceğimiz bir arzu olarak bir kenara(akla) not etmek lazım”
İnsanda ilahî irade tarafından tahkim edilmiş bu mükemmel (akıl) icadının muhakeme özelliği sürekli kurcalanması gereklidir.
“Şey. Eşyadaki fıtri benzerlikler ve zıtlıklar, ortak illet benzeşmeleri, aklın işleme alacağı nitelik ve nicelikleri ile kıyas, muhakeme zihin(düşünce) ne gibi faaliyetten sonra yaratır?(üretir).
Eşyanın sırrı da denilen bu yol. Düşünce nedir; sorusuna cevap bulmaya çalışarak kat edilir. Ki; Düşüncenin özüne, zekânın gelişimine katkı sağlayabilsin.
Zekâ; varlık nizamı içinde var olan başka şey’lere benzememektedir. O’ bütün varlığı emrine amade kılabilecek donanıma sahiptir. Bu çözülmesi gerekli bir muamma gibi değilse de, çözmeye çalıştıkça adeta çözümsüzlüğe giden bir yolla karşılaşmakta olduğumuzu fark edeceğizdir.
Zaten aklın düşünme metodu ile, Vahye bağlandığında, onun nasıl geliştiğini de bizatihi gözlemlemek mümkün olacaktır. Bu adımdan sonradır ki; karanlıklar aydınlığa kavuşacak demektir.
Şu var ki; Sevgi ve azim ile atılacak adımlar, yapmaya/kazanmaya çalıştığımız galibiyet, hedeflediğimiz düşünme sanatının hadsiz sevgi ile beslenmesi gerekmektedir.
“Bu sevgi O’Na-siz-de Size, onda, bir canlı gibi yer etmeli, ona bağlı olduğunuz kadar bağlanmalısınız.
Bu bağ; İşiniz olan düşünme sanatkârlığına, tüm benliği vermeyi de gerekli kılmaktadır. Hem fiziksel hem düş ve düşünsel birliktelik, bütünlük arz etmelidir
Düşünceye katkı ve katılım temini, geçmişte el sanatları atölyelerinde bulunan takım ve teçhizatların, bir sanatkârın marifeti ile neler ürettiği düşünülür ise, insan zekâsı da kendi sanatını ortaya çıkartabilmek için ‘şey’ malzemelerinden, edevatlardan azami derecede istifade edebilmelidir.
Bunun için de “eşyayı” tüm özellikleri ile tanımaya çalışmak,aklın çalışması ve düşünebilmesinin ürün serd edebilmesin de ön şarttır. Düşünce üretecek/üretebilecek ona sebep olacak her malzeme düşüneni heyecanlandırmalıdır.
Estetik zevk; İnsan aklının tetiği/tetikleyicisi olmalıdır. Küçük büyük tüm şeylerin, özüne nüfuz etmek, etmeye çalışmak, kalp ritminin yükselmesi ile duyguların düşünceye dönüşmesi şeklinde olmalıdır…
Düşünmeyi öğrenmenin şartlarındandır, düşünmeyi merak edenler düşünceyi tetikleyen estetik zevk ve merakı geliştirmelidirler
Duygularla elde edebileceğimiz o kadar çok malzeme var ki; saymakla tükenmez hele göz-ler ve göz-lemlerle yapabileceğimiz düşünmeye vesile olan olabilecekler say say bitmez, her türlü pratik değerlendirmeler ve gözlemlerle oluşmakta.! gözleri var görmüyorlar mı.?
Göz eşya ve olayların, bizzat müşahede alanımız ile farkındalığın ilk adımıdır, farkı fark etmenin en doğal alanı olmaktadır.
Gözlem hayrete hayretimiz meraka merak hayranlığa dönüştükçe bu büyük nimetin farkıyla ulaştığımız zevk bizi sevgi ve hayret yolunda harekete teşvik eder.
Gözlem ve müşahede alanımız içinde bulunanların idraki aklımıza gelen her “şey” hakkında tetkiklere sebep olacaktır, realite odur ki; idrakin sınırlarını zorlamak gerekmektedir.
Her ne kadar her şeyin bir hududu varsa bile insan zihni kendisini dört duvar içinden kurtarmak kendi özgürlüğünü elde edebilmek için iradesinin hürleşmesi zekânın irade ile hareket ederek kalıplardan kurtulma istidatını kullanması gerekir.
“Anlamak, anlamadığımızı ya da anladığımızı anlamaktan geçmektedir.”
Çoğu zaman anladığımızı sanırız izaha kalkıştığımızda ne kadar anlayıp anlamadığımızı anlarız, zihin ile söz konusu şey arasında sağlıklı iletişim kurulmadan anlamaktan kavramak tan söz etmek zordur.
Bunu anladığımızda düşünen ile düşünmeyen arasında ki farkı fark ediyoruz demektir, düşünmeyen düşünemeyen düşünüp olayı okumasını bilmeyen insan için her şey çok basit kolay ve hemen anlaşılacak basitlikte iken, düşünen İnsan; şey ve olayı kendi denklemi içinde tetkik etmediği için henüz anlamadığını söyleyebilmelidir. Düşünmeden muhakeme ve mukayese etmeden her şey hakkında aceleci konuşmak düşünce adamı için zaaftır
Zekâ takdir edilebilir bir özelliktir, onun gelişmesi ürün ortaya koyması kimilerinin dediği gibi ne ihtiras ne aşk ne de arzu. Yalnız ve yalnız hayranlık, bunu nasıl anlatabiliriz; varlığını hissettiğimiz varlık karşısındaki ürperti ve hayret ile.
– Gizemli yolculuğumuz devam ederken şunu söyleyebilmeliyiz.
“Hayranlık bir sanattır, bu sanatın ustaları ile çıktığımız bu yolculukta karşılaşabileceğimiz her şeyi çok güzel algılamak anlamak öğrenmek için kendi benliğimizin derinliklerine inmeliyiz.
Kâinat öğretmeni bu konuda o kadar cömert ki hiçbir yan ve yardımcı malzemeden kaçınmıyor.
Mikro ve makro arasında sayamayacağımız kadar renk cins ve desenlerle. Bu tetik düştüğünde hayret üzerine hayret, hayranlık üzerine hayranlık yaşarken ilk hissedeceğimiz şey kendi acziyetimiz olabilmektedir. Kâinat öğretmeni ; Bak, gör diyor.!
Bize bu yolu açan teşekkür beklemese de bunun bir borç olduğunu kavrarız. Hayret ufkumuz hayranlık kulvarında ilerlerken aldığımız derslerden ilki heyecan idi, insanı önemsemek ona sorumluluk vermek onu tüm şeylerin merkezine yerleştirmek öyle bir heyecan yaratmıştır ki.?
Kainatı paylaşmak müthiş ve mükemmel bir duygu O’ndan gayrısının yapamayacağı peş peşe gelen örneklemeler ile..
Düşünce adamı düşünmeye vakit ayıran adamdır; çünkü O, hayret ,eşyadaki giz ve gizemler, zerreden küreye var olan insicam, muazzam bir hayranlık, çoğu insanın ulaşamadığı nimetlerden biridir.Yalnız çıktığımız bu yolculukta ne kadar yalnız ya da değil olduğumuzu fark ettik mi.?
Korku ile çıktığımız bu yolculukta biriken malzemelerden bazıları herhangi bir tahrik gerekmeden elde ettiklerimizden oluşur acaba, neden!
-Yolculuk yer değişimidir. Yer yer kaçıştır, istikbale yürüyüştür. Bir önce ki adımda gizli olan düşünce insanın bilinmeyenleri bilme görme duyma merakının tahrikleridir.
Yolcu yol üzerin de gördüğü her nesnenin anlamını kavramaya çalışır. Yeni şeyler şaşkınlık ve hayret uyandırdıkça merak artar, her yeni keşif onda fırtınalara sebep olurken tezatlarla karşılaşmak sonucu mukayese ve muhakeme yapmakla nesneleri ve fikirleri tanır ve hakikatin hakiki malzemeler arasında olduğunu fark eder, şöyle diyebiliriz;
Hakikatler onlar arasında yapılan kıyaslamalardan doğar, bakıp fark ettiklerimiz de ürettiklerimizdir.
Hakikatin, temel alınan referans kaynağına bağlı olarak simetrisi meydana gelir. İşte gerçek denge hakiki muvazene bu hayretengiz olay eşya nesne birliktelik zıtlık yan yön güzel çirkin gibi şeylerin temaşası, her adımda insanı aciz bırakan ayaklar altında çiğnediğimiz kâinat kitabı, var olan sahiplik duygusunun ıslahı ile aydınlığa.
Mukayesesiz hayat yaşandığı sanılan hayattır. Varlık sanatına uymayan hat sanatkârına kör olanların hayatıdır, hâlbuki hayat nesneler arasında ki koordinasyonun işleyişidir, yer ve gök gibi itaat etmekte budur.
Düşüncenin beslenmesi her şeyi görmek bilmek anlamak için onun zıttı olan şeyler ile karşılaşmaktan geçmektedir.
Hayranlığı artırmak eşyanın özelliklerini tanımakla mümkündür, hareketli şeyleri neden severiz severek seyrederiz, hareketli olmayan şeyi bir süre sonra seyirden vazgeçeriz, dönen dönüşen hareket eden şeyleri daha çok daha kuvvetli sever seyrederiz hisseder yaşarız.
Kaybettiklerimizin kıymetini sonradan anladığımız gibi bir daha göremeyeceğimiz şeylerin kıymeti onların yok oluşundan sonra kendini hissettirir, sevginin kaybı seven ya da sevilenin kaybı ile daha çok hissedilir bu ilahi lütuf kaybedildikten sonra takdir edilir ancak iş işten geçmiştir.
Sevgiye sevgiyle mukabele şansı varken onu kaçırdığımızda eyvah ederiz, yolcuyu bir ayrılıkta geride bıraktıkları şeyler düşünceye sevk eden faktörlerdir..
Gönülleri besleyen manevi gıda onları bağlayan bağ kaybetmekle titreyen bir his çevreye dikkatle baktığımızda düşünceyi besleyen ışıkları görürüz, hakikaten düşünce dediğimiz şey dünya yolcularının müşahede ettiklerinin birikimleri değil de nedir?
Yolculukta temaşa edilen şeylerin toplamı değil midir? Her bir seyahatte gözlemlerimiz adetler kıyafetler dinler gelenekler ve benzer tecrübelerle oluşmazlar mı? Kendiliğinden meydana gelmeyen şeyler fikirler yaşanılan ortamların bazen reddi bazen yandaşı olmaktan öte ne olabilir
Takdirler ve tenkitlerin doğasında var olan şey; mukayese veya muhalefet değil midir? Hiçbir şeyi olduğu gibi kabullenmemek düşüncenin düşünenin karakteri olmalıdır. Değiştirmek için tüm enerjisini ortaya koyan insan değiştiremediği şeyin altına imzasını atar ancak konuyu bilinçli bir şekle dönüştürmüştür, bu onu dogma olmaktan çıkıp tefekkür araştırma geliştirme tetkik ve kıyaslarla zenginleştirip kabullenmektir.
Artık aktif bir düşünmeden bahsetmeye sıra geldi. Bu usul ile incelemeye konu olan her ne olursa olsun, genel olarak bir takım soru merkezleri meydana getirmek, hal çarelerinin neler olabileceğini algılamak veya çözmek, okunacak”şey”i hiç bir yardım göremeden tasavvur ederek, hâsılı incelenecek konuyu önceden tahayyül etmekten görebilmekten ibarettir. Ne aradığını bilen insan, ne bulacağını da bilendir. Dikkat edilecek kısım, düşünce melekelerinin nasıl çalıştığını hatırlamak, idrakin dış âlem de eşyanın bize aks eden hayallerinden olduğu sanılıyorken; Hiç şüphemiz olmasın ki, öncelikle zihinde bir hareket olmaz ise, “şey” eşya bizim zihnimizde düşünce uyandırmaz. Anlaşılması imkânsız olan bir keşmekeş olarak kalır.
Örneğin; Doğuştan kör, görme yetisi olmayan birinin, aniden gözleri açılıp görür olsa, gördüğü göreceği şeyler bir birinin zıddı olan her birinin müphem, karışık gözü alan, kamaştıran, insana eza veren birer hercümerçtir. Hiçbir şeyi tanımayan gördüklerini de görmeyecektir. Nedeni malum, hiç bir şey ile tanışıklığı olmadığındandır. Aksine insan tanışık olduğu bu nesnelerle, hakiki manada alaka kurabilendir.
Önceden bilmek tanımak, birikim; olay ve eşya arasındaki dengeyi kurmanın şartlarındandır. Zihinsel faaliyetin hakikate ne kadar uyup uymadığının fazlaca önemi yok, esas itibarı ile belki de elde edilmesi imkânsız gibi gözüken şey’in olmaması daha avantajlıdır. İnsanın umduğunu bulması hiç olmazsa umduğu ile bulduğu arasındaki farkın anlaşılması sağlanmış olur, bu bakımdan insan zihninde düşünmenin {fikir} aniden doğmasını sağlayan bu farkın anlaşılmasıdır. Düşünce üretimi önceden idrak edişlerimizle, idrak, anlayış, kavrayış arasındaki ayrılıklardan ortaya çıkmaktadır. Bu ayrılık hayretle kaplanmış veya karışmış bir heyecanın sonucunda doğan bir düşüncedir.
Bu adımda henüz Nüve halinde olan bu düşünce, analiz-sentez, muhakeme-mukayese kıyasta diyebileceğimiz, düşünen için olmazsa olmaz metotlarla kavramak genişletmek geliştirmek, analojik okumalarla tenkit yapabilmek, kontrol etmek, nihayet ona sistemli bir çeki düzen vermenin zamanı gelmiş olmaktadır. Eşyanın hakikatlerinden faydalanmanın ve özünü zenginleştirmenin çarelerini yine kendisi veriyor. Bu nokta da “zekâ”nın terbiye edilmesinde önemli bir konu olduğu hatırlarda tutulmalıdır. Şu var ki; Soru sormasını ve cevap vermesini bilen kimse kendi zekâsı üzerinde hâkim olan kimsedir. Zekâ terbiyesi için birkaç söz daha ilave etmek gerekirse, bir insan önünde bulunan konuyu kavrama yeteneğine ulaşabilmelidir.
Tüm eşyanın özelliklerini kavramak onların tabiatında var olan kendilerine has şey {kader} lerin algılanması ile mümkün olabilmekte olduğundan, ısı-ses-su gibi insanın her an temas halinde olduğu şeyler, gerek biyolojik, gerekse fizyolojik özellikleri ile bilinerek, akıl zekâ onlarda var olan kabiliyet farklılıklarından hareketle lüzumsuz teferruatlardan kaçınır. Bu bağlamda kavrama hazım etme önceliği her zaman saklı tutulmalı unutulmamalıdır. Bununla beraber her tür meselenin hal çarelerini bilebilecek prensiplere ulaşma imkânını verebilecek, ilimlerin köklerine nüfuz edecek tekniklerin bilinmesi de elzemdir. Düşünceyi uyandıracak veya tahrik edecek muharrikler vardır. Düşünür kendi düşüncesini tahrik edecek muharrikleri bulabilmelidir. Zekâyı tahrik eden düşünce kendi kudretini artıran ve birçok konuda muhakeme, mukayese yapmaya yardım eden eserler bunların beslenme kaynaklarıdır. Bir düşünce vasıtası olarak muhakemeye sebep olan şey; Bizim alışık olduğumuz görüş ve hayat tarzına zıt olanlarla görüşmekle elde edilebilir.
Bu yönü ile hayat oldukça bol insan ve fikir malzemesi ile doludur. Onlara tahammülle zihin yapılarının nelerle şekillendiğini anlamak bu şeklin o yapıdaki temel referansların nelerle oluştuğunun kavranması demektir. Kuşak farlılıklarının ürettiği sorulardan kaçmak yerine, o sorulara makul ve mantıklı cevaplar bulmak, zihin disiplini için iyi bir çalışma alanıdır. Zihin hayreti ne kadar iyi kullanır ise o kadar ileri boyutta gelişir. Lakin insanın gerçek ve gerçekçi düşündüğü zaman-süre o kadar uzun değildir. Uykuya dalmak veya uykudan uyanma süresi gibidir. Bu süreyi çok çok uzatmak her ne kadar insanın elinde olsa da, yeniden düşünceye-düşünmeye zaman ayırmak, yeniden gerilmek için, Hayret dediğimiz şeyin o anda devreye girmesini gerekli kılar. Bununla beraber ömür sürecimizde hakiki anlamda bir defa dahi Hayret ederek ve sonuca giderek yaşamanın tadını almak, almaya çalışmakla elde edeceğimiz şeylerle iktifa edebiliriz. Şunu da ilave edelim ki; Onlarca defa gerçekten düşünmekle geçen bir hayatın ne olabileceğini tasavvur eder -ede bilir miyiz? Tabii derin insanı sarsan kendine döndüren varlık sebebi ile uyumlu, nereden gelip nereye gittiğinin farkında lığına ulaşmış olarak.
Bu hal böyle bir hayat ne muazzam ne mükemmel bir hayat kaynağı olurdu. Eşyanın varlık sebepleri, hayatın evveli ve ahiri ile olan ilişkisi, varlığın sahibine karşı olan sorumluluk, yok olup yeniden başlayan hayat ve tüm bunların bir biri ile olan ilişkisi, müthiş bir insicam. Hakikat o dur ki; gerçek düşünme anlama süresi azdır, sınırlı sürelidir. Bu bakımdan bu hali fevkalade verimli kullanabilmek, zekâ düşünce fikir tohumlarından azami derecede istifade edilebilmelidir. Bu tohumları filizlendirmek onlardan meyve ürün elde edebilmek, bir insanlık vazifesidir. Bu tohumlardan biri de “fazilettir. Tesadüflerle değil bilerek hareket eden insan fazileti sürekli üreten yaşatan yaşayandır. Ekimi yapılmayan tohumun ürünü beklenilmez, beklenmemelidir. Bu düşünceler aralıklarla tekrar tekrar aklımıza geldikçe, artık bunları toprağımıza dikme zamanıdır.
Bu kelimeden olarak; Hayret, hayranlık zekâmızla varlıklar arasında meydana gelen değişik şekillerdeki münasebetten doğmaktadır. Varlıkta çeşitlilik ne kadar çok olursa olsun temel yasaları var oluş, sonradan oluş meydana geliş, insan zekâsı karşısında teslim olunmuşlukları, onların insanın hizmetinde oluşu ile elde edeceğimiz bulgular sonucu her şey’i bilebiliyor olabileceğimiz oluşumuza birer delildir. Şöyle bir basit deneyle örneklersek; Çini tabağa vurunca meydana gelen çınlama, tabağı tutunca sesin kesilmesi, Pascal bunu müşahede edince hayrete düşer, bunun sebebini keşfettiğini zanneder etmez öğrenmiş olmakla kalmaz konuyu açıklayan bir kitap yazar. Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu noktadan sonra gerekli olan mesaj; üreten bir akıl, onda şaşkınlık husule getiren olay, hayretin gayrete dönüşmesi ile tetiklenerek, yeniden bir şeyler üretebilecek olgunluğa ulaşması ile mümkündür. Hayret’in mükemmeliyetçi tembelliği mağlup etmesi ile dur durak bilmeden, geçmişi anlamak, hayatı anlamlandırmak, geleceğe reçete yazabilmenin gayretine ulaşmasıdır.
Devam edecek…


