GenelYazarlardanYazılar

Düşünme Üzerine 2

Kısaca ifade etmek gerekirse, okumadan düşünmenin olmayacağını söylemek isteriz. Okudukça hayranlığın Allah’ın bir lutfu olduğunu görürüz. Bu lutfa mazhar olmak yeterli değildir.
Zira okuduklarımızı kullanmadığımız takdirde, bunu kaybede biliriz. Benliğimizde uyandırdığımız bu kudreti harekete geçirip onu canlandırmamız lazım.

Bir şeye hayret etmek; düşünmek demek değilse bile, bu anlam gayreti bizi düşünebilmeye hazırlar. Bundan böyle, hem düşünmesini hem de iyi düşünmesini öğrenebiliriz, öğrenmeliyiz.

Düşünmenin bir şekli, ikinci bir başka şeklinden ayrı düşünülürse, sanırım konuyu anlamak bir hayli kolaylaşmış olur. Her şey den önce düşünmeyi; bir takdir ve muhakeme gücü olarak telakki edersek, diğer canlılardan insanı ayıran da bu vasıf olmaktadır.

İnsan dış âlemde ki eşyanın hükmü altına giremez, duyguları vasıtası ile gözlemlediği her şeye bilakis kendisi hâkimdir. Bütünü ile bunları muhakeme mukayese eder. Bu anlamda düşünmek; Eğri ile doğruyu birbirinden ayrıştırmaktır.

Bir başka ifade ile ifrattan ve tefritten kaçınmaktır. Tam doğru ve kusursuz olana ulaşmaktır. Hakikatin mükemmel hali daima ölçüye zıtlar arasındaki dengenin sağlanmasına, teferruatın anlaşılabilmesine bağlıdır.

Belki bu noktada mükemmellik, zekânın hemen ulaşamadığı ölçünün ürünüdür. İnsanda ki ölçü, takdir, denge mefhumu ‘düşünce kelimesi ile tetiklenmektedir.

İkinci bir şekil düşünme çok daha cazip olabilir, birçok düşünürün takdir ettiği bu alan, “hayal gücünü çalıştırmak” sanki rüya görür gibi bir haldir. Bu hal düşünmeye meyyal olanlarda hiç boş durmaz, sürekli üretmeye yatkınlık üretir.

Düşünce düşüneni hayallere kaptırır, bu hayal ‘hülya veya proje’ düşünce sahamızın büyük bir bölümünü etkiler ve kapsar. İnsan kendisini yokladığında, bunların bizi çok etkilediğini görürüz. Bu adımda imkanlar alemine girmek, henüz mevcut olmasa da, vücuda gelebilecek ürünlere alt yapı olan meşgale olsa gerektir. Bu hal de bir düşünme tarzı sayılabilmiştir.

Şu da var ki; İlk şık  geniş bir alana hükmeder çoğalır. Tabi olarak kendisini aşabilir, meyveye dönebilecek filizleri oluşur, daha çok üretkendir.

Keskin zekâ sahibi olanlarda daha da verimlidir. Mucit ve yaratıcı özelliklere alt yapıdır.

Zekâ denince; bunu iki çeşitte görebilmek gerekir. Bu meleke ailevi bir gurup sayılabilmelidir. Malumdur ki; bazı insanların ölçü, muhakeme mukayese ve muvazeneye açıklık kabiliyetleri vardır. Bu tür insanlar belki biraz yavaşta olsa, ‘sağlam emniyetli zekâlılardır’ hayalleri yoktur. Şatafattan uzak görünürler, bu türler sağlam karakterlerine eşit olarak dengeli düşünme adına başka mevzuların yardımına ihtiyaç duyarlar.

Modern tabirle bütünleşmiş düşünceye önem verirler. Hareket sahasında sağlam test edilmiş, sağlaması yapılmış bilgilerle hareket ederken, estetik zevkleri bireysel özelliklerine muvazeneli olarak şık ve bakımlıdırlar, sürekli takdir alırlar.

Diğer şıkkın insanı ise, belki bazıları için söyleyebiliriz, bunun aksine hakikatten uzaklara sürüklenme pahasına böyle bir risk ve tehlikeye rağmen, yaratıcı zekâya bağlı olarak türemiş insanlardır.

Şunu da görmezden gelmek mümkün değildir, böylelerinin yokluğu halinde insanlık halen karanlık çağı yaşıyor olabilirdi!).

Teknoloji bu tür insanların ürünleri, düşünce ve hareketleri ile üretilebilen bir nimettir. “Buna rağmen ideal zekânın nasıl olması gerektiği hakkında bazı tespitlerde bulunmak gerekliliği söz konusu olmaktadır.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız iki tür zekânın birleşimi şeklinde tezahür eden (düşünce ve eylem) adamı olabilen de ortaya çıkar. Bu son tür insan “ Fikir adamı- eylem adamı “ olarak düşünsel yetkinliğini eyleme döken, inandıklarını yaşayan, yaşayarak inancını ispat eden, düzenli ve fikren nizam sahibidir.

İşte fazilet sahibi insan bunun imkânsız olmayacağını anlar. Bu faal yaratıcı düşünce kudreti sayesindedir. Aynı zamanda tenkitçi düşünce sahibi olmak gibi bir özelliği de bu tür zekâlılar da varlığı görülür.

Hangi sahada olursa olsun büyük adamlar; engin zekâ coşkun muhayyilesi olan ve benliklerinde sanki ‘ifrit’ taşıyor olsalar dahi ipin ucunu kaçırmayan, insanlığın sebep olabileceği keşmekeşliklere ölçü düzen ahenk, nizam vermesini bilen insanlardır.

Bu noktada düşünce-düşünme sanatının kaidelerini tespit etmek gerekirse, ideal bir düşünme sanatı her şeyden önce bu icat sanatıdır denebilir, icat mucidin üstün muhakeme gücünün ürünü olmaktadır. İcat ve muhakeme sanatının arasındaki dengeyi kuramayanların yanlış psikoloji çıkarım yapması söz konusu olabilir. İcat faydacı düşüncesi ile zekâyı tahrik etmeye yardım eder.

Bu noktada önemli bir tespit yapmak gerekirse, düşünce metodunun sisteme evrilmesi sinsi hareketlerden olmaktadır. İşte materyalist düşünce metodu; Yani görülen şeylerden başkasına inanmamak!

Bunun  en bariz müşahede edildiği alan, ruhun esası yahut hayat prensibi üzerine tespit edilen, ortaya konulan nazariyeler. Maneviyatla ve ilahiyatla ilgili; zihin, hayat arasındaki münasebetlere dair iddiasız katiyetleri tercih etmekle çarçabuk bunun hududuna varır. Tecrübe ile müşahede edilemeyen her şey, manasız değersiz ömürsüz anlamsız görülür.

İnsan kâinat kitabından. Kevni olay ve işaretlerden hareketle, başlangıçların verdiği mesaja bakınca; düşünme kaynaklarına kadar uzanmak ‘şey-lerin kodlarında var olanları tespit etmek ölçmek tartmak, tasarıların ilkten sona nasıl meydana geldiğini görmek, imajların tesadüf gibi gözüken şeylerden nasıl doğduğunu, sonra kâinattaki düzeni görmek, hele hele zekânın kendisini aşmasını fark etmekle bir çok gerçeği bulmasından hareketle hangi ulvi tembellik hangi deruni sarhoşluk, zekânın bunlarla taştığını ve ancak tabiatın bir bölgesinde muazzam bir zaviyeden bakınca hakikatte olan bir şeyin bütün kâinata yayıldığını müşahede etmek ne kadar faydalı olurdu.

Bu bölümün sonuna yaklaşırken, şu üç kelimeyi tercih edip test ederek devam edelim. Seçim. Ayrışma. Tenakuz. Tenakuz kelimelerin kullanımı ile aydınlanır.

Öncelikle düşünen insan bu kelimeleri zihnine yerleştirmelidir. Zekânın yollarının her biri hakkında, iki bakımdan mütalaa yürütülür.

İlk adım; düşüncenin doğuşunun imkânının nasıl belirlendiği. Sonra..

İlk adımda; düşüncenin doğuşunun imkânının nasıl belirdiği, düşünmenin ilk kaidesini şu kelime ile ifade edebiliriz ”Seç” Seçim beğenmekle başlar. İnsan seçtiği şeyi beğenmesi, beğenebilmesi için, evvela ‘seç’ici olması  ‘seç’mesi, seçebilmesi gerekmektedir, gerekir.

Bu anlamda duygularımız; Kâinattaki ahenk, ses ve renk ve belki de şuurumuza kadar varmadıkları halde bize tesir eden nice varlık bu insicamı yakalamaya yarayan aletler/ayetler gibidir.

“Seç’ seçim, seçmek. Şu bir gerçek ki; İnsan her hangi bir ‘şey’i ayıklamadan seçemez. Bu ayıklama işi uzun sürse de. Sonuçta elde kalan ‘şey’ bir tek unsur, seçilmiş olandır. Bu seçimin sebepleri, gizli tercihlerimizi açığa vuran benliğimizin derinliğinden verdiğimiz bu karardan ileri gelebilir. Öyle ise; Her bir seçim, bir muhakeme, mukayese icap ettiriyor. Bu da aslında ‘düşünce’den başka bir şey değildir.

Bu bağlamda “Tercih” Bir çalışmada araştırmada kendi varlığımızla münasebeti olan kısımları bir hamlede kavramamızı mümkün kılan’ Metod’ dur.

Tercihi iyi yapmak / bilmek, her zaman muhakeme halinde olmaktır. Ancak insanın öğrenme çağına/yaşına göre değişkenlik arz eder/edebilir. Öğrenim çağında öğrenmenin güçlüğü buna örnek olabilir.

İyi bir yazı; Yazarın iyi anladıklarını ve hissettiklerini yazdığı, konunun dışına çıkmadığı yazıdır. Bu bir konu ve kitap ta olabilir. Bunun iyi olup olmadığını, içinde boşluklar aksayan yönler var mı yok mu diye bakıp anlayabiliriz. Bunun için sanatkârın özelliği “seç/mek ve “sus/maktan(düşünmek)ten ibarettir.

Estetik zevk dediğimiz şey de bir tercihtir. Yani kendi benliğimizle çelişmekten başka bizi eşya ile uzlaşıya götüren ‘hüküm.

Okumakta bir seçimdir. Ancak karar verip yaptığımız seçim ve tercihlerimize uygun hayatımızın her döneminde daha iyi anlayacağımız eserleri ayırmalıyız. Klişe bir söz söylemek gerekirse; Okumak ‘seç/mek ten ibarettir. Veya okumak ayırmaktır da diyebilmek mümkündür. Bu anlamda seçmek dost seçimi gibidir.

Öyle bir dost seçimi ki; Hayatımızın sonuna kadar bizimle birlikte olacak. Bizi biz yapacak ya da bizi kendisine benzetecek ‘bir dost’.

Netice olarak Oku/mak; Bir cümleyi, bir metni bir mısrayı, sade ve yegâne en süzülmüşü özü olan bir şeyi bellemek, bilmektir. Onu belleğe yerleştirdikten sonra kaleyi fethettik sayılır. Bu da; ikinci derecedeki unsurları ayırmak sureti ile olaya hükmeder hale geleceğiz demektir.
Buna “iyi ama nasıl seçmeli? Seçerken nasıl bir yöntem takip etmeli dersek; müspet ve menfi manaları ayrıştırarak deriz.

Okumada bir başka seçim ise; Geriye doğru okumadır. Hatta bir nebze de olsa heyecan verenleri isabetli seçimdir. Bu heyecan insan benliğini saran onun derinliklerine nüfuz eden, onu sarsan ve ona sanki şu mesajı verir; İşte en kıymetli ‘dostun benim’.

Dostumuzla olan münasebetimizde gerçek zevklerimize kendimizi kaptırma cesaretini gösterelim. Dost kitap ise, onun en güzelini seçmekte tereddüt etmeyelim, en güzel sahifesinin, en güzel satırını seçelim. Bu da bir metod dur.

Bu güzellikler karşısında; Ben’de, diyebilmeliyiz ki ondan daha güzelini üretme kabiliyetimizi tetiklemiş olalım. Bu da bir düstur olarak benimsenmelidir, tabii ki usulüne uygun olarak.

“Düşünceyi düşünebilmek. İnsan kendisini düşündüğü zaman, iç hazinelerinin ortaya çıkması ile düşünce; İnsan düşüncesinin, düşüncesi olabilmektedir.

Faraza, kafamızdaki bir düşünceyi düşünebilmek, düşünmek için ne yapmalı? Öncelikle böyle bir düşünce bulduğumuzda, devamlılık ve sabırla özenli bir dikkatle daha yukarıya çıkmak prensipler dâhilinde mümkündür.

İnsan zihninde beliren düşüncenin ilerleyebilmesi o şeyin tasnifini yapmaktan geçtiği, bunun ise ister biyolojik ister fizyolojik iste dinamik alanda olsun, insana mahsus karakter araştırması düşünceyi en güzel biçimde tahrik eder. Bunları yaparken de kavramsal anlamda tarife gerek duyulur. O şeye has özel fark diyebileceğimiz, kendisine has karakteri tayin etmek gerekmektedir.

Düşünceyi taşıyan onu üreten insanın şu özelliklerini görmek gerektiği gibi, insan bir sosyal vakıadır. Fıtri özelliklerini göz önünde bulundurarak ona bir tarif yapılmalıdır.

Siyasi bir varlık olarak insan, akıllıdır, dindardır, sosyal aktivite sahibidir, sevinir üzülür, diğer canlı varlıklardan onu ayıran şey ne ise onu bulup kavramsal tarifini yapmak gerekir, diğer düşünmeyenlerden onu ayıran farkla yapılan bir tarif.

“Bütünü ile her düşünce saf bir heyecana dayanan zihinsel faaliyetin ürünüdür. Onu aktive eden şeylerin tümü tabiat ananın kucağında büyür, gelişir. Bu noktada insan eşya üzerindeki insicamı, çelişkileri benzerlik veya zıtlıkları bulur tespit eder yerli yerine yerleştirir. Teorik olarak akli bir faaliyetin sonucunda insana dair ona ait bir ürünler manzumesi ortaya çıkar.

Her insan kendisini tanımasa da, potansiyel bir düşünce merkezidir. Onun kendisini tanıması, ona kendisini tanıtmakla mümkün olabilir.

İnsanların beğendiği alanlardan sayılabilecek “düşünce adamı” alanı, o’nun gıpta ettiği bir saha olmakla beraber, yatırımı en az olan bir alan olarak kalmaktadır. Hal bu ki; Hayatta en sağlam en önemli en güzel yatırım insana yapılan yatırımdır. Denilebilir ki, zaten her şey insan için değil mi? Her ne kadar evet insan için denilse de bizim kast ettiğimiz yatırım “Düşünce üzerine” yapılan yatırımdır.

Bu anlamda henüz istenilen bereket, hareket göze batmamaktadır. İmkân dâhilin de olan şeyleri düşünmek, zaten var olan düşünce şekillerinin eskimişlerine benzemektedir. Biz diliyor istiyoruz ki; İmkânsıza dair düşünce üretecek kalıpları zorlayacak, geleceğe reçete yazacak düşünce kodlarına ulaşılsın.

Bu dilek ve temenni olarak kalmasın, düşünücü, düşündürücü, düşünceyi tahrik eden, tetikleyen her ne var ise insana dair insan için insanın istikbaline formüller üretecek yine insan olacak, olmaktadır.
Dünün, günün ve yarının ellerine teslim edilecek düşünce insanlarının üzerine yapılacak yatırımlar, bu gün dünden ilham alarak güne, günün dinamikleri ile yarına hazırlanmaktan geçtiği reel gerçekliği görerek..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir