
Ne kalbi, ne vicdanı olmayan iğrenç bir medeniyet içinde, tertemiz kalabilmek mücadelesinde, Müslüman genç olabilmek olağanüstü hassasiyeti gerektirir.
Hep alan vermeyen, yaralayan tedavi etmeyen pis bir uygarlık içinde tertemiz kalabilmek için, müthiş bir donanıma sahip olmak gerekir.
Makine seslerinden başka her türlü feryada, haykırışa, iniltilere, sağır bir medeniyet içinde Müslüman genç olabilmek duyarlılığı gerektirir.
O portünist, pragmatist, bir tüccar lisanından başka bir dille konuşmayan bu medeniyet içinde Müslüman genç olabilmek maddi-manevi fedakarlığı gerektirir.
İnsanlığa ruhi ve manevi-moral değerler bazında, azık ilaç olabilecek hiç bir şey vermeyen maddesel taş bir medeniyet içinde, Musab b. Umeyr gibi, maddeden-manaya, Şirkten-Tevhide, karanlıktan aydınlığa, hiçlikten-anlama hicret eden, hicreti seçen, akleden, İslamcı genç olabilmek, sorgulayıcı, düşünen ve aklını Allah’a bağlayan bir ruh yapısına sahip olmayı gerektirir.
Her medeniyette, müsbet yada menfi model olmuş, bayraklaşmış, destanlaşmış, eylemleri, insanların şuuraltına işlemiş güçlü örnekler vardır. Mensubu olduğumuz İslâm medeniyeti bu anlamda en çok, model insan, üstün insan örneği olan bir özelliğe sahiptir. Kur’an-ı Kerimde tüm Peygamberleri tanıtıcı kıssalara baktığımızda, onları ilahlaştırmadan, çektikleri çileleriyle, mucizeleriyle tam bir gerçeklikle tespit ederek insanlığa en büyük örnek olarak sunulmuştur.
Kur’andaki bu peygamber örnekleri, gençliğin ufkunu açan, derin bakış sahibi yapan modellerdir. Niçin bu güzel örneklikleri önemsiyoruz, çünkü şu zaman diliminde öyle hastalıklı örneklikler ortaya atılıyor ve tavsiye ediliyor ki, bu kuşağın ufkunu kapatıyorlar. Yanlış seçilmiş hocalar, ağabeyler, üstatlar, şeyhler rol-model olarak sunulmakta, sonuç olarakta bu insanlar derinliksiz-ufuksuz bir şekilde gökyüzüne soba borusuyla bakmaya başlıyorlar.! At gözlüğüyle, ferasetsiz bir şekilde dünyaya bakıyorlar.
Hz. Muhammed’in ve tüm peygamberlerin hayatları, sözleri mucizeleri nesillere iyi bir şekilde aktarılmalıdır. Çocuk yaşta bu kıssalar anlatılmalı. Her çocuk aklı ermeye başlar başlamaz bu önderlerin, elçilerin dünyasında kendini bulmalı.
Her çocuğun ruhunda bedir savaşının mutlu sevinci, Uhut savaşında alınan yenilginin hüznü, Hendek savaşının o diken üstünde geçen çetin günleri, Mekkenin fethinin inanılmaz zafer üstü zaferinin haklı gururunu, öte yandan Taifin fethiyle, o elçiye taş atanların şimdi Tevhid ile şereflendikleri tabloyu yaşamaları ve gözlerinde canlanmalı değimli? Canlandırmaları ne kadar önemli değil mi?
Kur’anın sunduğu örnekler içinden, dava bilinci içinde ashab-ı kehf modelini gençliğimize çok iyi öğretmeli, tanıtmalıyız. Ashab-ı Kehf-i tanıyan bir mümin olarak “Batıl düzenin parçası olmaktansa kendi mağaramızı kendi tırnaklarımızla yontmalıyız.” Yüce Allah bizi de dönemin hukuk tanımaz zalim idarecilerinin şerrinden koruyabilir ve onları bir mağarada muhafaza ettiği gibi bizi de muhafaza edebilir. Baskıdan, zulüm ve yönetim alanındaki haksızlık ve adaletsizlikten rahatsız olan bu gençler, Kur’an da zikredilmek suretiyle bir şeref kazandıkları gibi, biz de onların yoluna uyarak ardımızda şerefli bir mücadele çığırı bırakabiliriz. Nasıl onların peşine takılan köpekte ebedi mesajda anılmaya değer bulunduysa, öyle de bu yolla zalim düzenleri benimsemeyen, adalete ve insani yönetime hasret kalmış bir topluluğun peşine takılan herkes çok kıymetlidir. Herhalde burada gençlerin sığındığı mağaranın sembolik bir anlamı da vardır. Gençler o mağaraya sığınarak zihin dünyalarında zalim düzenle alakalarının olamadığını pekiştirmiş oldular ve biz her kuşaktan müminler olarak bugün zihin dünyamızda kendi mağaramızı tırnaklarımızla yontabilmeliyiz. Bu zulme taraftar olmama, ona sessiz kalarak veya alkışlayarak destek vermekten sakınma bilincidir. Hz. Hüseyin’i anlamakla da beslenebilecek olan bu bilinç bizi insanlık dışı uygulama ve yönetimlerden uzaklaştıracaktır. Bu günde dünyanın yoksul bölgelerinde haksızlığa, çürümeye, sömürüye ve baskıya karşı en başta gençlerin karşı çıktığını görüyoruz. Cezayir bağımsızlık savaşının önderleri gençlerdi, İran da pehlevi hanedanının monarşisine karşı önce gençler direndiler. Dünyanın teo-ırkçı işgalci devleti İsrailin ahlaksız- yüzkızartıcı baskı ve cinayetlerine karşı gençler ve hatta çocuklar başkaldırdı ve hala bu intifada devam ediyor. Latin Amerika da faşist cuntaların karanlık zindanlarında gençler can verdi, işkencelere göğüs gerdi. İşte Mısır örneği, yer altı zindanları tıklım tıklım dolu Suriye deki tablo, firavunluk sistemine başkaldıran, hayır diyen Müslüman gençliğin direnişine şahit olmaktayız.
Dava bilincine sahip olan gençler kendi toplumlarından sorumlu olan aktif ve şuurlu özneler olmak zorundadırlar. Değerlerin, ilkelerin hatta inançların bazı zorluklar karşısında buharlaştığı bir zaman diliminde, ashab-ı kehf modelini örnekliğini, bilinçli nesil oluşturmada ön plana çıkarmalıyız… Şunu unutmayalım ki, insanı temelden sarsan bir kavramdır. Bilinç yani şuurlu tanıklık yapmak. Müslüman genç fikri içsel devrimini gerçekleştirdikten sonra çağının tanıklığını yapabilir. Sonrasında onurlu eylemlere doğru bir aşk fırtınasıyla kanatlanma bahtiyarlığına kavuşur.
Bilinç, insanda kimlik açlığını giderir. Bu bilinç sayesinde insan çirkinleşen dünyada tertemiz kalabilir. Bilinçli mümin çağın en ağır yükünü taşıyandır.
Dava bilincine sahip genç, hüzün ve acının kuşatması altındadır. Hüzün hep başucundadır attığı her adımda başucundadır. Böylesine bir mü’min genç, Nuhun nasırlı ellerine, Nebevi hüzne eşlik eder. İbrahim’in direncine ve teslimiyetine, İsmail’in muştusuna eşlik eder.
Bu hüzün mü’mini silkeler
Bu hüzün mü’mini sınar
Bu hüzün mü’mini sabırda usta kılar.
Nihayet ashab-ı kehf modeli bilinçli genç acıların ve sancıların kıymetini bilen bir hassasiyet içinde olur.
Dava bilincine sahip olan genç, gelenekçilik, görenekçilik, muhafazakarlık, konformizim, coğrafyacılık, vatancılık, toprakçılık, bayrakçılık gibi unsurları din ile birleştirmez, özdeşleştirmez. Çünkü o folkforik bir İslâm algısına değil sahih bir islâm’a evrensel bir dine inanır. İslam-ı millileştirmez ve ehlileştirmez, islâm-ı Kur’ana göre tanımlar ve ona iman eder.
Dava bilincine sahip bir gençliğin, kalpleri hakikatle dolu, düşünceleri hakikatin yüceliği ile hür adımları hakikatin yol göstericiliği sayesinde sağlam sözleri hakikatin işaretleriyle müjdeli, sevinçleri hakikatin zaferiyle derin, günleri hakikatin bilgisiyle coşkulu ve onurludur. Bu gençlik hakikat sisteminin medeniyet elçileridir.
Ashab-ı kehf modeli gençliğin, red çığlıkları vardır, dirençli solukları vardır, inançlı yürekleri vardır. Bu gençlik Yusuf’u zindanda bırakmaz. İbrahim’i ateşte unutmaz, Musa’yı Nil de terk etmez. Bu mimin gençlik hürriyet ve özgürlük evinin mimarlarıdır. Puta tapıcılığın düşmanlarıdır. Zulme, cehalete karşı savaşanlardır. Yaşadığı toprak parçasını güvenlik esenlik beldesi yapmaya çalışır, zamanı mukaddes bilir ve saygı değer bir zaman yapar ve tüm yeryüzünü mescit yapmanın mücadelesini verir.
Gençliğin Biliçlenmesi ve Düşünmesi gerekir.
Müslüman gençliğin belli bir görüşle kısıtlanmaksızın somut bir dünya bilinci kazanması gerekir. Gençler kalıplaşmış mekanik eğilimler karşısında genç tavırlar alabilmelidir. Gençler kendilerini köleleştirebilecek, körleştirebilecek, eğilimlere dikkat etmelidirler.
Genç müminlerin kitle heyecanlarına kapılmadan moda akımlara, moda doğmalara tutsak olmadan taklitçi yöntemlerden uzaklaşarak bağımsız bir kişilik oluşturması gerekir. Bütün halkların, ABD kültürünün bekçisi ve nöbetçisi durumuna geldiği bir tarih döneminde hamasi acılara dayalı bir anlayışla İslâmi yapılar kurulamaz. Müslüman gençlerin, temel anlamları, temel amaçları ve temel seçimleri yükseltmeleri ve bu çizgi üzerinde yoğunlaşmaları gerekir. Gençler hizip mantığına, hizip kültürüne ve hizip çıkarına göre şekillenen ilişki biçimlerine itiraz etmelidirler. Bu ise akletmesiyle, sorgulamalarıyla mümkündür. Şeyh – mürid ilişkisi içinde değil, Peygamber –sahabi ilişkisini örnek alarak bu yapılabilir.
Müslüman gençliğin, yaşayan tanımlarla, yeni bir insan örneğiyle birlikte yeni bir siyasal ve toplumsal çevre oluşturması yeni bir kültür ve ilişki sistemi geliştirmesi gerekir.
Müslüman genç, moda isimlerin gölgesi altına girerek orada gölge bir varlık gibi yaşamak yerine, kendi birikimi, kendi düşüncesi ve davranışlarıyla var olmayı başarmalıdırlar.
Genç Müslümanlar, hizip dili ve kültürüyle sınırlandırılmış tek çizgili anlayışları aşabilmelidirler. Tek çizgili hizip mantığı müşavereye ve eleştiriye imkan tanımaz.
Müslüman gençlik, temel anlamlar ve amaçlar doğrultusunda temel bir eğitim almadıkları için modern dünyanın ve vahşi kapitalizmin, lükse, israfa, zevke, bireyciliğe, maddeciliğe, biçimciliğe, sorumsuzluğa, magazine, hafifliğe, modaya düzeysizliğe, yapaylığa, gösterişe, şehvete dayalı anlık-günlük kültürü ile gereği gibi savaşamamaktadır.
Müslüman genç, yaşadığı dünyanın tanığı olandır. O yaptığı her şeyin ve yapması gerekirken yapmadığından, söylediği her sözden hesaba çekileceğini bilir. Haksızlıklar karşısında susanların dilsiz şeytan olduklarını bilir. Hakkın gören gözü, işiten kulağı, tutan elidir. O haksızlık kimden gelirse gelsin kime yönelik olursa olsun haklının yanında olandır.
Eylemlerinde bir umudun bestesi gizlidir. Dağ gibi bir yürek taşır, volkan gibi bir beyni vardır. Kökleri ile geçmişi dalları ile geleceği kucaklayan bir çınar gibidir. “kökü mazide olan bir ati dir.”
Dudaklarında zikir gözlerinde bir ufkun aydınlığı, bereketli ellerinde mazlumların umutlarının sırrı gizlidir. Gece zahid, gündüz mücahid olan bir Müslüman gençliktir özlediğimiz.
Tüm bunların yanında genç Müslümanların her şeyden önce ahlaki bir inkılabı yapmaları gerekir. Bireysel kurtuluş, toplumsal kurtuluşun olmazsa olmazıdır.
Genç müminler, temel anlam ve amaçlara dönüşü sağlayabilecek zenginliklere muhtaçtır. Ruhi, irfani, ahlaki zenginliklere sahip olmayan bir dini hayat düşünülemez. İslâm Kamil insan modeli sunar, bu Kemal sahipleri, dengeli ölçülü, dikkatli ve tutarlı olurlar. Kemal sahipleri, kendilerini düşünce modalarıyla kısıtlamazlar.
Özellikle gençlerde, ısrar edeceğimiz noktalardan en önemlisi düşünmeleri-akletmeleri olmalıdır. Zira insan akletmeden Allah’a inansa da o imanın pek kıymeti yok gibi oluyor… kolay elde edilmiş iman kolay inkara-şirke dönüşebiliyor mirasyedi oluyor. Düşünce ihtiyacı karşılandıktan sonra bu düşüncenin içine fikir konmalı.
İman fikir ittifakı Salih amele yansımalı, heyecan ise iman-fikir-amel üçlüsünün saç ayağından fışkırmalıdır. Düşüncesiz amel, amelsiz heyecan hayır getirmez.
Velhasıl, kafasını ve Ruhunu Rabbinin dışında kimseye ipotek etmeyen her şeyi hür düşünebilen fikri şahsiyetine ulaşmış, dinini asıl kaynağından öğrenip, icaplarını yerine getirme noktasında tavizsiz olan ahde vefanın, doğruluğun müsavamat ve uhuvvetin, sevmenin, fedakarlığın gerçek manada şahsında abideleştiği, tüm ilahlaştırılan nesneleri reddederek ve insanlığın kurtuluşunun tek olan Allah’a kulluktan geçtiğini her fırsatta korkusuzca ortaya koyan, Allah davasını dert edinmiş, derdi olan, sevdası olan, aşkı olan, sancısı olan, tüm nebi ve elçileri kendine gerçek model edinen, en güzel örnekler onlardadır diyebilen bir gençliğin özlemi, hasreti içindeyiz.
Umduğumuz var elhamdülillah,
Biz gayret edersek, bu geçliği Rabbimiz bizlere gösterir inşallah…


