GenelMektuplara Cevap

Hevasına Uymakla İçtihat Etmek Aynı Şeymidir?

Günümüz âlimlerinin Kur’an ve sünnetten kendi reyi ile görüş belirtmesi bazı çevrelerce kötüleniyor. Oysa Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik, Ahmed b. Hanbel, İmam Cafer, İbni Teymiyye de kendi reyleriyle içtihat etmemişler miydi? Kendi reyine göre içtihat etmekle hevasına uyarak görüş bildirmek farklı şeyler değil midir?

Elbette farklıdır. Hevasına uymak demek, herhangi bir delile dayanmadan canının istediği gibi davranmayı ahlak haline getirmek demektir. Böyle bir anlayış ise Kur’an’ın beyanına göre hevasını ilah edinmektir.

Heva ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi vekil olacaksın?” {Furkan 25/43}

Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta yol bakımından daha da sapıktırlar.” {Furkan 25/44} ifadeleriyle tahkir edilmişlerdir.

İçtihat ise, Açık bir hüküm veya Nass / delil olmayan bir konuda, Kitap ve sünnetin genel hükümlerinden hareketle, Kitap ve sünnetin genel anlayışına aykırı olmayan çözümler üretmektir. Nihai olarak varılan sonuç doğru da olabilir yanlışta. Ortada kesinlik ifade eden bir şey yoktur. Tüm içtihatlar o çalışmayı yapan âlimin kendisine göre en doğru olduğunu zannettiği zannı galibidir. Bu durum tüm insanlar için böyledir. Ebu Hanife’nin şöyle dediği rivayet edilir:

Bu görüş Ebu Hanife Numan bin sabitin en son ulaştığı içtihadıdır. Benim görüşüm bana göre doğrudur yanlış olma ihtimaliyle beraber. Başkalarının görüşleri de bana göre yanlıştır doğru olma ihtimaliyle beraber. Dileyen alsın dileyen bıraksın” der. Bu insanlar hiç kimseyi kendi görüşlerini kabul etmeye mecbur etmemişlerdir. Onlar, yaşadıkları asrın insanının müşküllerini çözmeye çalışarak o günün fıkhını oluşturmuşlardır. Bizler de Allah’ın dinini yaşamak istiyorsak aynı şeyi yapmak zorundayız. Ebu Hanife mezarından kalkıp da bize fetva verecek değildir. Bu nedenle İslam ile hayatı bütünleştirmek ve ona göre yaşamak için problemlerimizi Kur’an ve sünnet ışığında ele alarak bu günün şartlarına göre çözüme kavuşturmak zorundayız. Bu gün yapılması gereken budur. Müçtehit âlimlerin yaptığı gibi Bizler de yaşadığımız zamanın fıkhını oluşturmak zorundayız.

Fıkıh din değil, dinden anlaşılan ve hayata aktarılandır. Bu nedenle yanlış anlama ve anlaşılma her zaman mümkün olmuştur. Dünün ve bu günün doğrularının Kur’an ile sağlamasının yapılması gerekir ki, yanlışların yanlışlığı doğruların da doğruluğu yeniden onaylanmış olsun.

Ancak taklitçiliği meslek edinen zümreler bir kaşık suda fırtına koparmaya çalışarak ortamı bulandırmaya çalışıyorlar. Kur’an’ın açık hükümlerini hatırlatan kimselere karşı müthiş bir karalama kampanyası sürdürüyorlar. Bu nedenle geleneksel anlayışlarına uygun düşmeyen her harekete karşı çıkıyorlar. Bu sebeple farklı anlayışları karalamak için “hevasından konuşuyor” sözüyle mahkûm etmek istiyorlar. Onlarda biliyorlarki Müslüman olan kimse hevasına değil Rabbinin hükümlerine tabi olmayı her şeyin üstünde tutar. Herhangi bir konudaki araştırma ve incelemesinin sonucunda sahip olduğu görüşünü/ düşüncesini söylemenin, hevasına tabi olmak, keyfine göre konuşmakla hiçbir ilgisi ve alakası yoktur. Böyle davranmak her Müslüman’ın üzerine düşen bir görevdir. Gücünün yettiği kadar taklitten tahkike ulaşmak için gayret göstermek zorundadır. Sonuçta hesabı kendi kabullerimizden vereceğimiz malumdur. Allah birinin yaptığının hesabını başkasına sormayacağını bildirmektedir. Bu nedenle her insan lehinde ve aleyhinde olan her konuyu bilmek için çalışmak, görüş ve düşünce sahibi olmak zorundadır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir