
İran zamanın aleyhine işlediğini bildiği için söz konusu süreci belki de ötesini edilgen bir şekilde beklemeyecektir. Yine de ABD’yi zorlamak için atacağı adımlarda oldukça dikkatli davranması gerekmektedir.
İran’ın Seçenekleri Neler?
İran’ın Trump’ın seçildiğinden beri uygulamaya çalıştığı karşı strateji şu ana kadar fazla bir sonuç vermemiştir. Tahran yönetimi ilk olarak soğukkanlılığını koruyarak yetkililerin önceki beyanlarına ve beklentilere karşın KOEP içinde kalmış ve ekonomik zorluklara rağmen siyasi meşruiyetini korumaya özen göstermiştir. Bir yıllık süre zarfında bu alanda başarılı olmasına rağmen Nisan ayının sonunda Ankara’yı ziyaret eden Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Araghchi’nin de açık bir şekilde vurguladığı üzere başta Avrupa ülkeleri olmak üzere anlaşmanın diğer taraflarının da söz verdiği şekilde İran’ın ekonomik çıkarlarını gözetmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde İran yönetimi, karşı tarafın söz verdiği taahhütleri karşılamadığı için KOEP ve NPT başta olmak üzere imzaladığı uluslararası anlaşmalardan çekilebilir. Zira ABD’nin beklentilerinin gerçekleşmesi ve petrol satışlarının sıfırlanması ya da günlük 500 bin varilin altına inmesi İran ekonomisi için mutlak bir iflas anlamına gelmektedir.
İran içinde yapılan değerlendirmelerde bu tür diplomatik karşı adımların pratikte ne gibi kazanç getireceği de sorgulanmaktadır. Zira bu adımların ekonomik olarak bir getirisi olmayacağı gibi Trump yönetiminin dünyada şu ana dek bir karşılık görmeyen İran karşıtı söylemlerinin üçüncü ülkeler tarafından desteklenmesi sonucunu doğurabilir. İran bu anlaşmalardan çekilerek muhtemelen askıya aldığı nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandıracaktır ki bu durum gerginliğin daha da artmasına ve belki de belirli İran hedeflerine yönelik Amerikan askerî operasyonlarına yol açabilir. Ancak İran’da gittikçe daha fazla kabul gören görüşe göre mevcut gerginlik ABD’nin çıkarlarına zarar verecek seviyeye ulaşmadan Trump yönetimi İran’a karşı buyurgan ve tek yanlı taviz bekleyen tavrından vazgeçmeyecektir. Dolayısıyla bu görüşe göre tıpkı Obama döneminde olduğu gibi uranyum zenginleştirmenin yüksek seviyelere taşınması Trump yönetimi üzerinde bir anlaşma baskısı doğurabilir. İran’ın nükleer faaliyetlerine hız vermesi durumunda bir yıl içinde nükleer faaliyetlerde kritik bir dönemeç olan uranyum zenginleştirme işlemini %50’lerin üzerine taşıyabileceği öngörülmektedir.
Bununla birlikte bu adımın kısa vadede sonuç vermeyecek olması, ABD’ye karşı hamle için zaman tanıyacak olması ve söz konusu süre içinde İran ekonomisinin temellerinin ciddi zarar göreceği endişesi gibi nedenlerden dolayı İran yönetimi daha hızlı sonuç verecek yollara da başvurabilir. Bunlardan biri İranlı yetkililerin sıklıkla vurguladığı gibi İran’ın müşterilerine petrol temin etmeye hazır olduklarını belirten Suudi Arabistan ya da BAE gibi ülkelerin tankerlerine karşı girişeceği taciz eylemleri olabilir. İran farklı bahanelerle kontrolü altında tuttuğu Basra Körfezi’nde petrol tankerlerinin geçişini yavaşlatabilir. Bu da petrol fiyatları konusunda hassas olduğu bilenen Trump üzerinde baskı oluşturabilir. Yine karşılıklı olarak terör örgütü ilan edilen CENTCOM ve DMO’nun Basra Körfezi’nde birbirlerine yakın bir şekilde devriye gezmesi dünyanın en büyük enerji geçiş noktasındaki gerginliği sıcak çatışmaya dönüştürebilir. Özellikle John Bolton’un USS Abraham Lincoln adlı uçak gemisinin Basra Körfezi’ne gönderilmesinin doğrudan İran’ı caydırma amacına yönelik olduğunu belirtmesi taraflar arasındaki sinir harbinin devam ettiğini göstermektedir.
Muhtemel Senaryolar
Bu hassas aşamada iki tarafın da bugüne kadar sergilediği refleksleri doğru okumak önemlidir. Trump küresel çapta uyguladığı tavizsiz ve “yeni normal” olarak adlandırabilecek nobran yaklaşımını İran konusunda da sürdürmek istemektedir. Oluşturduğu ekibi de “maksimum baskı” stratejisine göre belirlemiş durumdadır. Çin ve AB gibi dünya devlerine karşı bile buyurgan dil kullanan yönetimin İran’ın alışılagelmiş karşı diplomasi yöntemlerine prim vermeyeceği aşikâr görünmektedir. Öte yandan İran da devrimden beri sert oynamaktan ve zaman zaman ABD ile dahi kısıtlı çatışmalardan çekinmeyen bir aktör olarak son kırk yıldaki iki temel tavizini çok ağır baskılar altında vermiştir. Bunlardan birisi Humeyni’nin zehir kadehinden içmek olarak nitelendirdiği Irak Savaşı’nı sonlandırma kararıdır. Diğeri ise Hamenei’nin Hz. Hasan’ın Muaviye ile barışına benzettiği ve “kahramanca esneklik” kavramı ile formüle ettiği Obama döneminde yapılan Nükleer Anlaşma olmuştur. Bu sebeple İran devletinin özellikle Trump’ın bu döneminde masaya oturmama kararı değişmeyecek gibi görünmektedir. Ancak bu kararın da sakıncaları bulunmaktadır. Zira Trump, mevcut ABD yönetiminde İran’ın uzlaşabileceği ve ideolojik bakış açısına sahip olmayan tek kişidir. Eğer Trump İran’a boyun eğdirmeden ikinci dönem seçilirse sonrasında söz konusu muhtemel anlaşmayı herhangi bir politik kazanca dönüştürmesi mümkün olmayacaktır. Bu yüzden Trump tarihe geçmek için farklı bir yol izleyebilir.
İran bu seçeneğin farkındadır ve zamanın aleyhine işlediğini bildiği için söz konusu süreci belki de ötesini edilgen bir şekilde beklemeyecektir. Yine de ABD’yi zorlamak için atacağı adımlarda oldukça dikkatli davranması gerekmektedir. Trump’ın binlerce ABD askerinin hayatını tehlikeye atacak bir savaşı ya da tüm küresel piyasaları etkileyecek büyük bir kaosu göze alamayacağı yönündeki varsayım İran’ın karşı stratejilerinin temel belirleyicisi olacak gibi görünmektedir. Ancak bunun büyük bir kumar olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.


