
Markalı giysileri ve gösterişli araçları ile arz-ı endam eden Müslüman bozuntularına inandıkları dini ne kadar tanıdıklarını ya da tatbik ettiklerini sorsanız cevapları ne olur acaba? Ya da Kur’an’ı en son ne zaman açıp okudunuz deseniz yüz ifadeleri nasıl olur? Muhtemelen aldığımız cevaplar şunlar olacaktır: “Geçtiğimiz aylarda komşum vefat etmişti Yasin-i Şerif okumuştum, namaza gelince fırsat buldukça kılmaya çalışıyorum işte…” Toplumda ekonomik ya da kültürel statüleri ile öne çıkan fertler, inandıkları kitapla hiçbir bağ kuramazken biz onlardan erdemli olmalarını bekliyoruz.
Hacılar hocalar, siyasi çevreler çıkıyor ve neden bizim çocuklarımız bu kadar suça eğilim gösteriyor diye soruyorlar. Neden madde bağımlılığı, gasp, hırsızlık, cinayet şiddet vb. sorunlar hızla artıyor diyorlar. Cevap belli: Çocuklardan önce erişkinler hatta din âlimi olarak bildiğimiz birçok kişi Kur’an’ı tam olarak tanımıyor, Allah’ın bizden nasıl bir hayat yaşamamızı istediğini bilmiyor, İslam’ı filan hocadan işittiği menkıbeler üzerinden anlamaya ve anlatmaya çalışıyorlar. Diyanet’te çalışan din görevlileri ise klasik memur olmanın ötesine geçip halka inemiyor, genç bireylere ulaşıp onlara destek veremiyor, hakkı anlatma noktasında geniş sahalara açılamıyorlar.
İnsanlarımız yakınlardan biri Hakk’a kavuştuğunda yılın on bir ayı duvarda asılı duran Kur’an’ı itina ile indirir ve bir Yasin-i Şerif okuyuvereyim deyip yola düşerler. Yaşayan bireylere yol haritası olan Kur’an sadece cenaze merasimlerinde açılır ve okunur. Oysa ölen ölmüştür fakat Kur’an’ın yaşayanlara söyleyeceği çok sözü, verebileceği çok mesajı vardır fakat dinleyen olmaz.
Ramazan ayında Kur’an yine raflardan indirilir ve mukabelelerde okunur. Fakat kimse Arapça konuşan Kur’an’ın dilini anlamaya ve Allah’ın kendilerinden neler istediğini kavramaya niyetlenmez. İnsanlarımız belli rutinler hariç Kur’an’ı duvara hapseder ve din adına uydurulmuş hurafelerden beslenmeye devam ederler.


