
Kur’an’a Uymayan Toplumlara Allah Merhamet Etmez
Benim zihnimi meşgul ettiği kadar siz kardeşlerimin de zihnini meşgul ettiğine inandığım bir soru ile yazıma başlamak istiyorum: “ Müslüman coğrafya halkları niçin bu durum da ?” Aslında sorunun cevabı yapılacak kısa bir araştırmadan sonra ortaya çıkacak kadar da basit. Ben sadece bir neden üzerin de duracağım zira bu neden diğer bütün soruların ve sorunların karşılığını veren bir cevap olacaktır. İnsan kendisine biçilen rolün dışına çıkarak kendisini yaratan ilahın diğer bir ifadeyle Allah’ın yetkilerini gasp etti yani Allah’tan rol çalarak iş başladı oysa ona verilen rol kendisini yaratan tarafından vahiy ve kendi cinsinden elçiler gönderilerek ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştı. Onun uyması gereken kuralların başın da: “ Allah ile birlikte başka ilah edinme! Aksi takdirde kınanmış ve azaba terk edilmiş olarak oturup kalırsın. Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyiliği emretmiştir. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa, kendilerine sakın “Öf” bile deme; onları azarlama; kendilerine güzel sözler söyle!” ( İsra-22-23)
Başka bir ayette ise: “ İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. Merhametin kaynağıdır, merhametlidir.” ( Bakara-163) Bu ve benzer ayetlerin Kuran’da çokça zikredildiğini biliyoruz. Problemin esas kaynağı dönüp dolaşıp Allah’tan başka rab ve ilahlar edinmekte yoğun olarak kendini hissettirmektedir. Evet, insanoğlu Önce Allah’ı sonra onun gönderdiği vahiyleri sonrada bu vahiyleri hayatının kuralları haline getiren elçileri bu dünyadan kovarak adeta başına buyruk kesildi.
Bununla da yetinmeyip ilahi ve kutsalı andıran, çağrıştıran her ne var ise sistemli bir şekilde bir bir yeryüzünden silip attı. Bunları yapar iken kısmen fiili mücadeleye girse de daha çok rakibinin kollarına girerek onu gerçek değerlerinden uzaklaştırdı. Batı ve batılın temsilcileri saflarını belirlemişler imanlarını tazelemişler ve Kendileri için uygun olan şeytani düzeni bulmuşlar ve buna da demokrasi adını vermişlerdi. Sıra şimdi doğu toplumunu ne olduğu belirsiz heyula olan bu sistemle tanıştırmaya gelmişti. Batı insanı sahipleneceği ve kabul edeceği bir sisteme sahip iken doğu insanı tam aksine elindeki ilahi olanı terk ederek düşmanlarının kendilerine sunduğu zehri yudum yudum avuç avuç kana kana içmeye başladılar içmeyenlerin sayısı çok azdı ve peşinden de hemen şunu söylediler:
“Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında ; “ Allah sizi bir ıramakla sınayacaktır. Kim o ırmağın suyundan içer ise benden değildir, kimde o su dan tatmazsa o bendendir, sadece eliyle bir avuç içen hariç” dedi. Onlardan pek azı o sudan içtiler. Nihayet O ve Onunla birlikte iman edenler ırmağı geçince, ötekiler “ Bu gün Caluta ve onun ordusuna karşı koyacak gücümüz yok.” Dediler. Rablerine kavuşacaklarını düşünenler ise: “ Nice sayıca az topluluklar, Allah’ın izni ile sayıca çok olan toplulukları yenmişlerdir. Allah sabredenler ile beraberdir.” Dediler. (Bakara -249) Allah her toplumu kendi ifadesiyle yılda : “ Onlar her yıl bir veya birkaç kez sıkıntılar ile imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra ne tövbe edip döne biliyorlar ne de ibret alıyorlar.” ( Tövbe-126)
Malumunuz her toplumun imtihanı da imtihan şeklide farklı farklı olacaktır. Halkı Müslüman coğrafyanın demokrasi putu ile imtihanı da yüz sene önce başlamıştır. Kendi kutsallarından uzaklaşan Müslüman coğrafya halkı batı ve batılın temsilcileri tarafından kendilerine sunulan sekiler hayatı yavaş yavaş sindire sindire kabul etmeye başladı. Kabul ettiği ve hayatını kolaylaştıracağına inandığı her yenilik onun hayatını daha da zorlaştırdı ve çekilmez hale getirdi. Çünkü yeni şeyler kendisi gibi bir insan olan başka bir insanın ortaya koyduğu heva ve hevesinin ürününden başka bir şey değildi. Batı ve batılın temsilcileri hız kesmeden bu insan tabiat ve onuruna tamamen aykırı olan şeylerin bir kısmını zor kullanarak savaş yoluyla bir kısmını da eğitim yani kültür ayağını kullanarak yol almaya devam ediyor. Çünkü bu insanlar halkı Müslüman coğrafya ya savaş açmış kinlerini kusuyorlar.
Oynanan bu kirli ve iğrenç oyunu fark edip bulunduğu toplumun fertlerini uyaran, ikaz eden tevhit erlerini ya faili meçhul cinayetler ile ortadan kaldırıp hayatlarına son veriyor yada uzun süre hapsederek sağlıklı düşünmelerinin önüne geçiyor. Buralara sapasağlam giren insanlar buradan çıkışlarında ya İsa ya da Mehdi olduklarını söylemektedirler. Gerek İsrail gerek ise Amerika kısmen de diğer ülkeler bu metotları insafsız ve vicdansız bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu mücadelenin taraflarından birisi olan batılın temsilcileri bu mücadelelerini bilinçli, planlı programlı bile isteye yapar iken taraflardan bir diğeri olan ve sürekli taciz, tecavüz, işgaller ile hem ülkeleri hem de zihinleri ipotek altına alınan halk imamesi koparılan tespih taneleri gibi darmadağın.
Onların bu halleri düşmanlarına cesaret verip işlerini kolaylaştırmaktadır. Zaten bu zalimler uluslararası arenada yaptıkları zülüm ve haksızlıkları aklayacak kurum ve kuruluşlarını da zaten oluşturmuşlar. NATO ve B.M gibi kurumlar sürekli bu zalimler tarafından yapılan zulümleri temize çıkaracak veya aklayacak kararların altına imza atmaktadırlar. Daha geçen gün kâfir İsrail’in Filistinli Müslümanların toprakların da yeni yerleşim birimleri açmasını kınayan bir taslak metni İsrail temsilcisinin dünyanın gözleri önünde yırtarak çöpe atmasına şahit oldu. Ne yazık ki bütün bir dünya bu olaya sessiz kaldı ve kimse bu olayı kınamadı.
Kısacası batı ve batılın çekim alanına bile isteyerek giren halkı Müslüman coğrafya ne yazık ki bu aşağılık ve iğrenç durumdan kurtulmak içinde tevhidi ve Kuran rampalı bir çıkış yolunu da metot olarak benimseyip kabul etmemekte. Halen daha yanlış yerde durmakta ve çareyi düşmanlarının kendileri için kurtuluş! Reçetesi olarak sundukları müşrik ve şirk ile dolu sistemlerin de aramaktalar.
Allah’ın gönderdiği yüce İslam bunları kurtaramadı da insan aklının ürünü olan ve neresinden tutarsanız tutun lime lime dökülüp elinize gelen demokrasi de arar oldular. Bütün bir Müslüman halk birden bire demokrasi aşığı kesildi. Oysa Allah kendisinden başka ilah ve rab edinenleri hem bu dünyada hem de ahirete şiddetli bir şekilde cezalandıracağını yüce Kuran’da tekraren dile getirmektedir.
Kuran’ın bizzat kendisi Kuran’dan uzaklaşan insanların ya da toplumların kurtuluşlarının mümkün olmadığını vahiyden uzak insanların şeytanın da ayartmasıyla yaptıkları kötü işleri iyi olarak algılamalarının mümkün olduğunu şöyle açıklamaktadır: “ Kim Rahman’ın uyarı dolu mesajına Kuran’a umursamaz bir tavırla yaklaşırsa şeytan onun ayrılmaz bir arkadaşı olur. Şeytanlar onları doğru yoldan saptırır ama onlar kendilerini hala doğru yolda sanırlar” (Zuhruf-36-37)
Evet,
Kıymetli dostlarım günümüzün en büyük sorunu şeytanla yatıp şeytanla kalkanların bütün bir hayatını şeytani düzenlerin devamı için harcayıp ömürlerini tüketenlerin bile kendilerini doğru yol da ve Allah’ın mümin kullarından zannetmesidir. Her platformumda başkalarının ilke ve inkılaplarına bağlılığını deklere eden her fırsata inananların düşmanı olduğunu söyleyen bir şahıs inanmadığı ancak İslam’a ait olan helalleşme kavramını oy devşirme adına kullana bilmekte. Acı olanın ise bu halkın böyle bir cukkayı yutmasıdır. Allah kurandan uzaklaşan ona itibar etmeyen onu hayatlarının kuralları haline getirmeyip sadece bir metni güzel sesleriyle namelere döküp seslendiren bir toplumu doğru yola iletmez.
Yine başka bir ayette ise şöyle buyurmaktadır: “ Allah kim benim uyarı dolu mesajımdan Kuran’dan yüz çevirirse, kesinlikle ona sıkıntılı bir hayat vardır ve biz onu kıyamet günün de mahşere kör olarak getiririz. O der ki: Rabbim niçin beni mahşere kör olarak getirdin? Oysa ben dünyada iken gören birisi idim. Allah: Evet, bu iş böyle, zira bizim ayetlerimiz sana geldiğinde, okunduğunda sen onları umursamamış hafife almıştın. İşte bugün de sen kale ciddiye alınmayacaksın ve umursanmayacaksın. Der.” ( Taha- 124-125-126.)
Ayetler dikkatlice okununca iki sonuca ulaşılmaktadır. Bunlardan birisi sebep ikincisi ise sonuçtur. Sebep yüce Kuran’ın terk edilmesi sonuç ise demokrasiye yüzde yüz teslimiyet. Bugün herkes içerisinde bulunduğu durumdan şikâyet ediyor kimse bu duruma gelinmesine neden olan sebepleri konuşmuyor sürekli mevcut durumdan şikâyet ediyor. Kuran’ın hehcur edilmesi yani hükümlerinin uygulana bilir olmasını kabul emememenin kendilerini bu hale getirdiğini hiç sorgulamamaktadır.
İçerdiği ve mevcut hükümleriyle Müslüman aile yapısını yok etmeyi ve ortadan kaldırmayı hedefleyen İstanbul sözleşmesi! Diye kabul edilen paçavra metnin geçersiz olduğunun ilan edilmesinden sonra gösterilen tepkinin Allah’ın hükümlerinin teker teker ortadan kaldırılır iken aynı tepkinin gösterilmemesi sizce manidar değil mi? Kabulünden kimsenin haberi yok iken geçersiz ilan edilince bu kadar ses getirmesi düşündürücü değil mi? Müslüman coğrafya halkı artık gündem oluşturamamakta ne yazık ki düşmanları tarafından oluşturulan suni ve yapay gündemler ile onları taklit ile zaman geçirmekte. Bu coğrafya halkı son iki yüz yılda tarih sahnesinden çekilmiş olup ne kendisi adına ne de başka insanlar adına bu tarihe not düşecek önemli bir katkı sağlamamıştır.
Aslında bu diğer insanlarında birçok şey kaybettiklerinin de delilidir. Müslümanların tarih sahnesinden çekilmesiyle insanlık çok şey kaybetmiştir. Bu durumda kazandıklarını sananlar bile kesinlikle zarar edip hüsrana uğramışlardır. Peki! Bu kötü gidişata nasıl son verilecek ve kim dur diyecek? Sorunun bir tek cevabı var oda yüce Kuran’a dönüştür. Çareyi başka yerlerde aramak beyhudedir. Öncelikle Kuran’a bakışları kör ve şaşı olan Müslüman halkın bu kakışının kesinlikle düzeltilmesi gerekiyor. Kuran’ı etkisiz, yetkisiz ve onu hayatın dışına atan bütün görüşlerden hemen ve derhal vazgeçilmelidir. Müslümanlar Kuran etrafında bir birliktelik oluşturulmalı. Bütün ihtilaflar Kuran esas alınarak acilen ve hemen çözülmelidir.
Belki bu çözüm önerimizi ütopik ve uygulana bilir olmaktan uzak görenler ve hadi canım bu çağda böyle bir çözüm olur mu diyenlere tarihete bir yolculuk yapmalarını salık veririm. Kuran’ı önemseyip ona itibar eden en bedevi toplumları bile tarihin öncüleri yaparak bütün bir insanlığın efendileri yapmıştır. Kuran’dan uzaklaşarak onun hayat için belirlemiş olduğu yargı ve yürütme ile ilgili hükümlerini yok sayarak başarılı olmak ve hayata tutunmak asla mümkün değildir. Zira rabbimiz kurtuluşun onun gönderdiği vahye sımsıkı sarılmakla mümkün olacağını net olarak son gönderdiği kitabı keriminde açıkça belirtmektedir. Aksini iddia etmek yerine iman edenler olarak onun buyruklarına teslim olup Kuran üzerin de birleşmekten başka çaremizin olmadığını bilip kabul etmekten geçmektedir. Allah’ın gönderdiği bütün elçiler kendilerine vah yedilene uyarak onları ciddiye alarak tevhidi mücadelelerini yürütmüşler ve kendilerini gönderen makama karşı görevlerini yaparak rablerini razı etmişlerdir. Elçileri örnek aldığını söyleyen herkesin elçilerin yaptığını yapmaları onlar için bir keyfiyet değil aksine bir zorunluluktur.
İnsan aklının ürünü olan beşeri ideolojilerin kurallarını hayatına uygulayıp her fırsata ve her durumda demokrat, laik, sekiler kimliğini ön plana çıkararak göğsünü gere gere bunlarla övünen insanların sadece inandım demeleri bilinsin ki onları asla kurtarmayacaktır. Yazımızı merhum Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri ile bitirelim.
Her kim ki kabul etmişse demokrasi denen ilmi Yunan’ı
Bilsin ki inkâr etmiştir nuru Kuran’ı.
Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.


