Genel

Müslümanlığımızı güzelleştirmenin dört ilkesi

Doç Dr Ahmet Abay-aawsat

“Mâlâyâniyi terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Hz. Muhammed)

Kişinin Allah katındaki değeri Müslümanlığının güzelliğine ve kalitesine bağlıdır. Kur’an’i bir ifade ile söyleyecek olursak kişinin değer ölçüsü “takva”dır. Hz. Peygamber’in beyanları dikkatlice okunduğunda, kişinin Müslümanlığını ve takvasını güzelleştirmesinde şu dört ilkenin ön plana çıktığı söylenebilir. Bu dört ilke aynı zamanda “ahlâkın temel prensipleri/usûlü’l-edeb” ve “iyi davranış kurallarının özeti/cimâu âdâbi’l-hayr”[1] olarak da ifade edilmektedir. Söz konusu ilkeler.

1-Mâlâyâniyi/bizi ilgilendirmeyen şeyleri terk etmek

“Kişi için bir anlam ve değer taşımayan, onu ilgilendirmeyen” manasındaki “mâlâya‘nî” tabiri “insanın yapmaması halinde günah işlemiş olmayacağı, şahsının veya malının zarar görmeyeceği davranışlardır.” Aynı zamanda kişinin ihtiyaç duymadığı, kendisi için gerekli olmayan, fayda sağlamayan işler, fuzûlî sözler” olarak da açıklanmıştır.[2]

İnsanı sıkıntıya sokan şeylerden birisi de hakkında bilgi sahibi olmadığı ve kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmasıdır. Hâlbuki insan bu konuda uyarılmıştır. “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül ardına düştüğün şeyden sorumludur.”[3] İnsanın bilgisi olmadığı alanlarda konuşması veya bir şeyler yapmaya çalışması ona yarardan çok zarar getirir. Bir de kendisini ilgilendirmeyen şeylerin peşine düşmesi işin biberi tuzu olur. Hz. Peygamber ahlakın ve hayatın güzelleşmesi için bu ve benzeri şeylerden uzak durulmasını tavsiye etmiştir: “Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri (mâlâyâniyi) terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.”[4]

2-Hayır konuşmak ya da susmak

Kişinin söyledikleri de kişiliği ve kimliği konusunda önemli bir ölçüttür. Bu nedenle kişi ne söylediğine ve nasıl söylediğine dikkat etmelidir. Söylenilen sözün en önemli özelliği doğru,[5] güzel ve leyyin[6]/yumuşak/şefkatli olmasıdır. Söz, sahip olduğu özelliklerle hayra vesile olmayacaksa söylenmemelidir. Zira Nebi (s.a.v.); “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kişi ya hayır söz söylesin ya da sussun!”[7] buyurarak söylenecek sözün nasıl olması gerektiği hususunda önemli bir ölçüt koymuştur.

3-Öfkeye hâkim olmak

İnsanların büyük bir kısmı acelecidir ve çabuk öfkelenir. Öfkesine yenilen insan çabuk hata yapar. Yaptığı bir kısım hataların ise telafisi ya çok zordur ya da hiç yoktur. Bu nedenle vahiy, kendisine karşı kusurlu davranan insanları bağışlayan kimseyi ve öfkesine hâkim olanı över. Bollukta ve darlıkta infak etmeyle beraber bunları muttakilerin özelliklerinden sayar.[8] Hz. Peygamber de kendisine öğütte bulunmasını isteyen bir kişiye; “‘Öfkene hâkim ol!” [9] öğüdünü vermiştir.

Toplumda yaşanan olumsuzluklara baktığımızda öfke kontrolünün ne denli önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Hayırlı, erdemli ve huzurlu bir toplumu oluşturmanın şartlarından birisi de “öfkesini yutabilen ve başkalarını affedebilen” ahlakı güzel bireylere sahip olmaktır. Aksi takdirde huzurlu ve mutlu bir toplum yerine bir cinnet ve kargaşa toplumuyla karşı karşıya kalmak mümkündür.

4-Kendisi için istediğini başkası için de istemek

Erdemli ve güzel ahlak sahibi olabilmenin en önemli ilkelerinden birisi de “kendimiz için istediğimiz/istemediğimiz şeyleri başkaları için de istemek/ istememek”tir. Gerçekleştirilmesi zor bir ilkedir. Çünkü insan bencil ve kendi tarafına doğru yontmayı sever. Ancak iman nuruyla kalplerini doldurup imanın gerektirdiği amelleri ve fedakârlıkları yapabilenler bunu başarabilirler. Çünkü onlar öyle bir noktaya gelmişlerdir ki “başkalarını kendi nefislerine”[10] tercih edebilirler. İşte o zaman keser gibi sadece kendilerine doğru yontmazlar. Şu güzel sözde tasvir edilen durumu yaşar hale gelirler: “Olma keser gibi hep bana hep bana, ol testere gibi bir sana bir bana.”

Uygulandığında toplumsal barışı ve ahlaki güzellikleri en üst noktaya taşıyacak bu ilkeyi Allah Resulü şu kelimelerle ifade etmiştir: “Kişi kendisi için sevip istediği bir şeyi din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.”[11] Sadece ben kazanayım veya sadece benim hayatım güzel olsun başkası beni ilgilendirmez diyen bir kişinin imanında problem vardır. Çünkü sağlıklı ve sağlam bir iman, sahibini hayra ve güzelliklere sevk eder. Güzellikler de imanı, ahlakı ve erdemi güçlendirir. Hz. Lokman’a, ahlâk ve erdemde bulunduğu düzeye nasıl ulaştığı sorulduğunda bunu doğru sözlü olmasına, emanete riayet etmesine ve mâlâyâniyi terk etmesine borçlu olduğunu belirttiği rivayet edilmektedir.[12]

Yukarıda ifade edilen güzel vasıfları ve benzerlerini taşımak suretiyle güzel ahlak sahibi olmak; kişinin Allah’ı dikkate alarak hareket eden, doğru sözlü, güvenilir, diğerkâm ve güzel ahlaklı biri olduğunun, yaptığı işlerin güzel ve toplum için yararlı olduğunun göstergesidir.

Hz. Peygamberin şu müjdesi Müslümanlığımızı güzelleştirmenin katalizör gücü olsun: ‘’Sizden biri Müslümanlığını güzelleştirdiğinde, işlediği her iyilik, on katından yedi yüz katına kadar katlanarak yazılır. İşlediği her kötülük de aziz ve yüce olan Allah’a kavuşuncaya kadar sadece misli ile yazılır.”[13]


[1] Musafa Çağrıcı, “Mâlâyâni” DİA, (Ankara: 2003), 27/480.

[2] Çağrıcı, “Mâlâyâni”, 27/480.

[3] el-İsrâ 17/36

[4] Tirmizî, Zühd, 11.

[5] en-Nisâ 4/125; el-Ahzab 33/70

[6] Taha 20/44

[7] Buhârî, “Edeb”, 31, 85

[8] Âl-i İmrân 3/133-134

[9] Buhârî, “Edeb”, 76

[10] el-Haşr 59/9

[11] Buhârî, “Îmân”, 7

[12] el-Muvaṭṭaʾ, “Kelâm”, 17

[13] Buhârî, İman, 31; Müslim, Îmân, 205.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir