GenelMektuplara Cevap

İnsanlığın türemesi akraba evliliği ile mi olmuştur?

SORU : İlk insan Adem (as) olduğuna gö­re insanlığın türemesi yakın akraba evlilikleri ile olmuştur diyenler var. Bu iddia hem fıtrata hem de ilahi adalete aykırı değil mi?

CEVAP: İnsanı yaratan, insanı neden yarattı­ğını ve nasıl yaratıp yeryüzüne yaydığını, neslinin devamı için nasıl bir kanun koyduğunu şöyle be­yan etmektedir: “Sizi bir nefisten yaratan ve gön­lünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah’tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yük­lendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı koca, Rableri olan Allah’a: “Bize kusursuz bir çocuk verirsen, andolsun ki şükredenlerden oluruz” diye yalvardılar.” (7/189) “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Al­lah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”(4/1) “Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O’nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah’a kolaydır.”(35/11) “Ey in­sanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden ya­rattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanın­da en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar­dır.” (49/13)

Bu ayetler vahyin ilk muhataplarına gönderi­len ve onların soylarıyla ve atalarıyla övünme has­talığını kökten tedavi etmeyi amaçlayan ayetler­dir. Bu nedenle farklı olduklarını söyleyenlerin önüne bu ayetleri koyarak hepsinin bir çamurdan yaratılıp, bir aileden türetildiklerini, birbirleriyle tanışmaları için kavim ve kabilelere ayrıldığını, bunun bir üstünlük vesilesi olmayıp üstünlüğün Allah indinde takva ile olacağını bildiriyor. Böyle­ce insanların hiçbir bilgiye dayanmadan, kendi hevalarıyla ortaya koymuş oldukları değer yargıla­rının gerçekle hiçbir ilgisinin olmadığını açıkça or­taya koyuyor.

Genelde gaybi konularla alakalı benimsemiş olduğumuz yöntem, gaybın sahibinin vermiş oldu­ğu bilgilerle yetinmek ve ona tabi olmaktır. İnsan­lığın başlangıcı ile ilgili verilen bilgiler ulaşabildi­ğimiz kadarıyla yukarıda zikrettiğimiz ayetlerin çizmiş olduğu çerçevededir. Zikredilen ayetlerin (4/1,7/189, 49/13) ifade etmiş olduğu sözün mantukundan anlaşılan, insanlığın başlangıcının bir çift insan ile başlatılmış olduğudur. Bu aile çocuklarının kendi aralarında evlendirilmesi konu­sunu “fıtrata ve ilahi adalete” aykırı görme işi bizi aşmaktadır. Din Allah’ındır. O hangi kavme neyi emretmiş neyi yasak etmiş ise onlar için bunlara uymak Allah’ın dinine ve emrine uymak olacaktır. Bizim için konulan “şeriata” bakarak ilk insanı yargılamaya kalkmak doğru değildir. Allah, her üm­metin tabi olduğu şeriatın farklı olduğunu Maide suresinin 48. ayetinde şöyle ifade ediyor: “Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu koru­mak üzere hak olarak Kitabı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sa­na gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uy­ma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlarda) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeylerin (gerçek tarafını) O haber verecektir.”

Bu nedenle her ümmet, kendisine verilen şeraite göre hayatını düzenlemekten Allah’a hesap verecektir. Önceki ümmetlere yasak edilen bir ta­kım şeylerin bir sonraki kitapla mubah kılındığını yine Kur’an’ın beyanından anlıyoruz. (6/146) İslam’da tüm ümmetlerde ortak olan ‘akide’dir. Şeri­at dediğimiz hayatı düzenleyen yasalar bölümü ümmetlere göre farklılıklar arz etmiştir.

Kur’an’ın ortaya koyduğu şeriat, yirmi üç yıl­da bu ümmetin hayatına girmiştir. Bu zaman içe­risinde evlilik hukukuyla, yemek ve içmekle, ekonomiyle alakalı bir çok “yanlış” yasak emri gel in­ceye kadar ilk Müslümanlarca yapılmıştır. İçki ya­sağı 15. yılda, faizin yasaklanması 22. yılın son­larında Veda Haccı’ndan önce olmuştur. Bu Müslümanlar peygamber içlerinde olduğu halde uzun süre bunları işlemişlerdir. Babasının evlendiği ka­dınlarla evlenen insanlar vardı (4/22). Bu hal yasak gelinceye kadar devam etti. Diyeceksiniz ki “henüz yasak edilmemişti.” Aynı gerekçe ilk insanlar için de geçerli değil midir? Peygamberler, Al­lah’ın vahyi ne ise onu uygularlar. Allah bildirmeden “bu helal şu haram” diyemezler. Çünkü, “eşya­da aslolan mubahlıktır.” Aksine bir delil olmadığı sürece herhangi bir yasak konulamaz. Uzun sözün kısası bu olaya da bu pencereden bakmak gerekir. İlk insana uygulanan yasalarla ilgili bu düşünce bizim için sadece bir fikir jimnastiğidir. “Onlar bir ümmetti; gelip geçtiler. Onların kazandıkları onla­ra, sizin kazandıklarınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.” (2/141) Bizim için bu konudaki konulan yasa şudur: “Ana­larınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin ana­ları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup ev­lerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yok­tur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(4/23)

Bu hükümler Medine’de geldiğine göre Allah hiçbir şeyi ihmal etmemiş, ancak ‘imhal’ etmiştir. Bu en son gönderilen peygamberin ümmeti için uygulanan bir tedricilik olduğuna göre; ilk insan ve ilk ümmet için de benzerinin veya daha fazlası­nın olabileceğini düşünmeli değil miyiz?

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir