GenelMektuplara Cevap

Yatsı namazının başlama ve bitiş zamanı

SORU: Bir hoca efendi yatsı namazı ile ilgili isra 78 e dayanarak:

”Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl” ayetine binaen “karanlık bastırınca” kısmını alarak akşam namazından kısa süre sonra karanlığın bastırdığını ve namaz vaktinin dolayısıyla yatsı namazının vaktinin de bittiğini iddia etmektedir? Yatsı namazının başlangıç ve bitişi nasıldır?

CEVAP: Bu konularda Peygamberimiz Muhammed (as) ‘ın  on yıllık bir sünneti vardır. Özellikle Medine dönemi İslam’ın devlet olduğu ve İslam toplumunun da dinini bütün yönleriyle hayata geçirdiği bir dönemdir.  Bu dönemde Namaz vakitleriyle ilgili bir sorun yaşamadan bugünkü bildiğimiz şekilde beş vakit olarak Peygamberimizin imametinde kılınmıştır. Bu uygulama kuşaktan kuşağa kesintiye uğramadan zamanımıza kadar da devam edip gelmiştir. Kimsenin bunun aksine bir iddiası da olmamıştır. Olmaması da tesadüfî değildir. Peygamberimizin fiili sünnetleri kitleler tarafından uygulana geldiğinden değişime uğramamıştır.

İşte bu uygulamalar İsra suresindeki, “ güneşin eğilmesinden geceye kadar namaz kıl” emrinin eyleme dökülmüş, müşahhas hale getirilmiş halidir. Bizim bildiğimiz, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazı vakitlerinde kılınan namazlardır. Hicrete yakın bir dönemde gelmiş olan bu ayetten anladığını Peygamberimiz on yıl boyunca Medine’de uygulamış olmasına rağmen, Allah tarafından bir uyarı almamıştır. Bunun anlamı Peygamber (as) ın vakitleri tespiti Allah tarafından onaylanmış demektir.

Bu ayetleri İsra 76. Ayetten 81. Ayete kadar aldığımızda nüzul ortamının fotoğrafını görmemiz mümkündür. Hicrete zorlandığı şartlar içerisinde Peygamber (as) ve Müminlerin İlahi desteği daha yakından hissetmelerini temin için günün muhtelif zamanlarında namz kılmaları emredilmektedir. Ardından da hicretle ilgili temennileri dile getirilerek yeni ufukların perdesini  aralamaktadır:

“Neredeyse seni memleketten çıkarmak için zorlayacaklardı. O zaman, senin ardından onlar da ancak çok az kalabilirler. Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin.

Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir.

Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.

Yine de ki: Hak geldi; batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkûmdur. (İsra 17/76-81)

Bunun ardından hak gelmiş, batıl yıkılmış, Müslümanlar Medine’sine kavuşmuş ve kitlesel bir yaşam başlamıştır. Artık her şey açıktan ve topluca yapılmaya başlanmış, hayat vahyin önderliğinde yaşanır olmuştur. Bu durum Peygamber (as)’ın varlığında on yıl devam etmiştir.

Şimdi birileri çıkıp “güneşin eğilmesinden geceye kadar namaz kıl “ ayetinden peygamberimizin sünnetinin hilafına bir anlam çıkarmaya kalkması, ne kadar manidar olacaktır?  “Güneşin eğilmesinden geceye kadar namaz kıl” hükmünün açılımı, vaktin sınırlarını çizmektir. Geceye kadar denilince gece hariç demek değildir. Bu vakte gece de dâhildir. Maide suresinin 6. Ayetinde abdest uzuvlarını sayarken,” yüzünüzü yıkayın, ellerinizi de dirseklere kadar” yıkayın emrindeki dirseklere kadar ifadesi dirsekleri yıkamanın dışında bırakmak anlamına mı geliyor? Yoksa dirsekler de yıkamaya dahil mi? Elbette dirsekler de yıkamaya dahildir. Bu nedenle İsra 78. Ayetindeki “geceye kadar” ifadesinde de gece bu vakte dâhildir. Dikkat edilirse bu süre arkasından zikredilen sabah namazıyla bitirilmektedir. Yani sabah namazının vaktinin başlama zamanı olan fecrin doğmasına kadar kılınır demektir. bu güne kadar kitlesel uygulamalar da bu yönde olagelmiştir. Bir namaz vaktinin sona ermesi, onu takip eden namaz vaktinin başlamasıyla olur. Bir vakit girmeden bir vakit çıkmaz. Ancak vaktin başında namazın edası cemaat la yapılmaya daima özen gösterilmiştir. Vakit çıkmadığı süre içinde kılınan namaz vaktinde kılınmış demektir. İster vaktin başında, ister ortasında isterse sonunda eda edilmiş olsun.

Bir dönem Avrupa’da yaşayan Müslümanlara bir cemaatin mensupları yatsı namazını kıldırmamışlar. Sebep olarak ta akşamın vakti bitmeden sabahın vakti giriyor; bu nedenle yatsının vakti oluşmuyor. Vakit girmeyince de namaz farz olmaz diyerek kılmamış ve kıldırmamışlardır. Elbette gerçeklerle bağdaşmayan bu düşünceyi kabul etmek mümkün değildir. Bu ülkede güneş batar batmaz geri mi doğuyor?  Hâlbuki arada kısada olsa bir gece yaşanıyor. Olmasaydı bile akşamla yatsı nazmı birleştirilerek kılına bilirdi. Bunun örnekleri Peygamberimizin uygulamalarında vardır. Hacca giden kardeşlerimiz yaşayarak buna şahid olmaktadırlar. Vakitlerin oluşmadığı kutuplarda dahi beş vaktin belirlendiği en yakın yere kıyasla zamanı ayarlayarak namazların edası mümkündür. İnsan yeter ki kulluk bilincine ulaşmış olsun.

Yine aynı cemaatin mensuplarından birisi oradaki icraatlarını şöyle anlatıyordu: Avrupa’da para toplayıp bir cami yaptırmak istemişler fakat paraları arsasını alıp camiyi yapmaya yetmediği için,  camiye toplanan parayı faize yatırdıklarını ve faizi ile birlikte aldıkları parayla cami yaptırdıklarını ballandırarak anlatıyordu. Çünkü onların hocaları : “Dârul harpte faiz helaldir”  fetvasını vermişlerdi. Onun için adam kahramanlık yapmış bir insan edası ile anlatıyordu. Kendilerini ehlisünnet sayan bu kimseler, bu davranışlarını Peygamberimizin hangi sünnetine dayandırdıklarını sorgulamıyorlardı.

Allah kitabını daima insanlardan seçmiş olduğu bir elçi vasıtası ile göndermiş; ayetlerini o elçinin eliyle, diliyle ve davranışlarıyla yaşanır kılarak bir insan davranışı olarak mücessem bir kitap haline getirip insanlığa takdim etmiştir. Bu konuda Allah’ın sünneti budur. Onun sünnetinde bir değişme söz konusu değildir.  Bu minval üzere gönderilen elçiler dinin anlaşılma ve yaşanıp hayata uyarlanması konusunda kusursuz bir örnektir. Ümmetleri için “Şekil A dır.” Her konuda onun anlayış ve davranışı ihtilafları bitirici ve nihai hükmü belirleyicidir.

Bu nedenle, Peygambersiz bir din anlayışı olamayacağı gibi, Peygamberi anlayıştan soyutlanmış bir kitap anlayışı, okuma biçimi ve keyfi uygulama biçimi de olamaz. Bu halkın içinden öyle anlayışlar çıkıyor ki,”Allak akıl versin” insan nasıl bu kadar sapıklığa düşüyor! Demekten kendinizi alamıyorsunuz. Rükûsuz secdesiz namaz kılanlar, Kur’anı okuyup namaz kılmayanlar, ibadetleri birer sembole dönüştürenler, sevdiklerini ilahlaştıranlar, Allah’a şirk koşarak iman edenler… ve daha niceleri aramızda kedine yer bulabilmekte,  bu ümmet içinde dindarlık adına boy gösterebilmektedir.

Bu ve benzeri sahih olmayan din anlayışını, peygamber anlayışını ve Kur’an’ı okuma biçimlerini, Peygamberin din anlayışına, Kur’an anlayışına ve okuma biçimine bakarak reddetmeli ve bu tür düşüncelere rağbet etmemeliyiz. Çünkü Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki; sizin için,  Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için. Rasulullah’ta güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 33/21)

Bu ayet öyle bir ortamda zikrediliyor ki, Ahzab savaşının tam ortasında, düşman vadinin her tarafından akıyor, münafıkların gözü dönmüş kaçacak delik arıyorlarken, Peygamber (as) da ise korkudan eser yok.

“Müminler ise, düşman birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Resulü’nün bize vâdettiği! Allah ve Resulü doğru söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını arttırdı.” (Ahzab 33/22)

Müminlerin sıcak savaş ortamında göstermiş oldukları bu tavrı, bizlerin de soğuk ve sıcak savaş dönemlerinde her türlü bozucu ve yıkıcı faaliyetlere karşı durmada göstermeliyiz ki, bu örneklikten nasibimizi almış olalım.

Zamanımızdaki imkânlar ile namaz vakitlerinin saniye -saniye belirlenmesi mümkündür. Ancak İslam’ın ilk günlerinde güneşin hareketine göre göz yordamıyla yapılıyordu. Buna rağmen İlahî iradeye uygun bir tespit yapılabilmiştir. Peygamberimiz bu konuda herhangi bir uyarı almamıştır. Aksine gece namazıyla ilgili vakit tespitinde endişe eden Müminleri rahatlatmak için  şu müjdeyi vermiştir:

“Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yarışı ve üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık, Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizden, hasta olanları, Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın; zekâtı verin; Allah’a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder.” (Müzzemmil 73/20)

Unutmayalım ki, Allah bize şah damarımızdan aha yakın ve bizim her halimizden haberdardır. Bizim hangi işimizi ne maksatla yaptığımızı bilir ve ona göre ecrini verir. Yeter ki bizler bunun bilincinde olalım.

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı