GenelYazarlardanYazılar

İtikadi Şirklerini Ekonomik Şirke Dönüştürenler

Şirk: Allah’a ait olan bir hakkı, yetkiyi, sıfatı veya bir özelliği Allah’tan alıp sonradan yaratılmışlardan birine vermek demektir. Şirkin insan zihninde, insan üzerinde onlarca hatta yüzlerce çeşit veya çeşitlerinden bahsetmek mümkündür. Mesela itikatta şirk, siyasette sirk, kanun koymada veya hükmetmekte şirkten bahsetmek mümkün iken bunların en tehlikeli olanı kazınıp harcamada yani ekonomik alanda şirkten bahsetmekte pek ala mümkündür.  Neye ve nelere inanılması gerektiğini belirleyen Allah aynı zaman da nelerin söylenmesi veya nelere inanılması durumun da bu insanların şirk koşan müşrikler olacağını da açık ve anlaşılır biçimde ortaya koymuştur.

İman esaslarını ve buna konu olan hususları sadece Allah belirler. Bunun dışında ne kişiler ne de kurum ve kuruluşlar itikada konu olacak bir hususu kesinlikle belirleyemezler. Allah’ın elçileri kendilerini elçi seçen makam tarafından belirlenen esaslara iman ederek her türlü şirk ve türevlerinden kurtulmuşlardır: “O elçi, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine iman ettiler. Müminler “O’nun Allah’ın elçilerinden hiçbiri arasında fark gözetmeyiz” derler. “ işittik, itaat ettik. Rabbimiz affına sığındık! Dönüşümüz yalnızca sanadır.” Derler.  (Bakara- 285 )

İtikatta oluşan şirk diğer şirklerin kişiler üzerin de daha çabuk ve hızlı bir etki oluşturmasına zemin hazırlar. Allah’a kulluğu kibir ve gururlarına yediremeyenlerin kul olmayacağı hiçbir nesne veya varlık yoktur. Doğru yoldan ayrılan bu insan türü bazen kendi heva ve hevesini bazen kendisi gibi sonradan yaratılan zavallı bir insanı bazen de canlı veya cansız sistem, ideoloji veya yönetim biçimlerini özünden ve gönüllü olarak kabul ederek kendisini yaratan Allah’a karşı şirk koşar.

Günümüzde en yaygın ve taraftarı çok olan! Şirk türü Allah’ın yaşanılan hayata uygulansın diye gönderdiği son vahiy olan yüce Kuran‘ın hükümlerini uygulamadan kaldıran, modası geçmiş ve uygulana bilir görmeyen ve tamamı batıl olan güya sözüm ona demokratik sistemlere verdikleri destekler ile içerisine düştükleri siyasi şirkleridir.  Ama ne yazık ki dini başka! Devletleri başka olan Müslüman coğrafya halkları bu durumlarını asla şirk olarak görmüyorlar ve hallerinden oldukça da memnunlar. Maaş verdikleri görevlileri ise: “ Devamı devlet nasibi cennet” diye yapılan dualara pardon şirkin devamına âmin diyerek içten ve samimi bir şekilde yapılan dua! Seanslarına katılmaktadırlar.

Bunların durumları tamda şu ayete konu olmaktadır: “ Kim rahmanın zikrine (Kuran’a) ilgisiz ve la kayıt davranırsa, ondan yüz çevirip ilişkisini keser ise, onun yanından ayrılmayan bir şeytanı ona samimi ve içten bir arkadaş edindiririz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alı koyarlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” ( Zuhruf – 36-37)

Allah durup durur iken hiç kimseye şeytanı musallat edip arkadaş edindirmez. Otuz altıncı ayette bir sebep ve sonuç ilişkisi vardır. Bu ayet şeytanın kimlere dost kılınacağının delilidir. İman etmemek, Kuran’dan yüz çevirmek “sebep”, şeytanın dost edinilmesi ise “sonuç”tur. Her yaptığını güzel sananların en çok ziyanda oldukları yüce Kuran’da çeşitli ayetlerde belirtilmektedir. Unutmayalım ki kendini doğru sananlar kendilerini düzeltme ihtiyacı hissetmezler. Günümüz insanı boyuna kadar şirke gömülmüş fakat halen kendisinin doğru yolda olduğunu sanarak yaşamlarına devam etmektedirler.

Şirkin her çeşidinin büyük bir günah olduğunu bizler son vahiy olan yüce Kuran’dan öğrenmekteyiz. Ne var ki Kuran ’sız ve elçisiz bir din! olan gelenekselciler ve muhafazakâr kesim savunucuları gömüldükleri şirk bataklığında debelenmeye devam etmektedirler: “Hani Lokman, oğluna öğüt vererek “ Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma “  Şüphesiz ki şirk büyük bir zulümdür.” Demişti.( Lokman-13- ) Bu ayetin daha iyi anlaşılması için şu ayet mealini de sizler ile paylaşmak istiyorum: “ İman edenler ve imanlarına herhangi bir zulüm (şirk) bulaştırmayanlar var ya işte güven onlarındır ve onlar doğru yola ulaştırılmışlardır.”     ( Enam-82 )

Malumunuz Adalet: “ Bir şeyi yerli yerince yapmaktır. Diğer bir ifadeyle bir şeyi uygun yere koymaktır.” Zülüm ise: Bir şeyi hakkı olan yerden etmektir. Adalet herkese eşit davranmak değil tam aksine hak edene hakkını vermektir. İnanç ve inancın konusu olan itikatta tevhit adalettir. Aksi ise zulüm ve şirktir. Yüce Allah’tan rol çalmak ve hak gaspına girmek ise en büyük zulüm ve şirktir.

Günümüzde sayılar ile sembolleştirilen iman esasları ve amaçlarından uzaklaştırılıp sadece bir adet haline getirilen ibadetler amaç ve maksatlarını ifade etmekten çok uzak ve ümmete bir diriliş ve uyanış ruhu vermemektedir. İslam’ın şartı beş, imanın şartı altı vb. Günlük kılınan namazlar, tutulan oruçlar ve turistlik bir geziden öte anlam taşımayan haclar. Oysaki! son vahyin kendisinde toplandığı ve tamamı yüce Kuran’ın içerisinde mevcut olan her şey imanın ve İslam’ın şartıdır. Kitabın bir kısmına iman edip önemseyenler yoksa geri kalanına iman etmiyorlar mı?

İtikattaki şirk bütün bir hayatı ve yaşamı kapsayan büyük bir zülümdür. Zulmün sahibi ise zalim aynı zamanda kâfirdir. İtikat tarlası kesekli olanın amel tarlası asla düzgün olmaz. Şirk üzere ölenlerin asla bağışlanmayacağı ve yerlerinin ebedi cehennem olacağı ile ilgili yüce Kuran’da birçok ayete rastlamak mümkündür. “ Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bundan başkasını, diğer günahları dilediği layık olan kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kişi büyük bir günahla Allah’a iftira etmiş olur.” ( Nisa – 48) Bu ayet aynı surenin yüz on altıncı ayetiyle birlikte okunması gereken bir ayet olarak önerilmektedir.

Şirk üzere ölenlerin bağışlanmayacağı ve yerlerinin cehennem olacağı bu ve benzeri ayetler ile kesinlik kazanmış olmaktadır. Allah hiçbir şirk ehlinin yaptıklarını kabul etmeyecektir ve onlar için bir değerlendirme bile yapılmayacaktır. İtikatta şirk içerisinde olanların siyasi, ticari, ekonomik, helal, haram, kazanıp, harcama vb. konularda tevhit anlayışına sahip olmalarını beklemek boşunadır ve anlamsızdır. Balık baştan kokar misali itikadı bozuk olanlardan doğru duruş beklemek beyhudedir.

Mesela şirk ehlinin en büyük özelliklerinden birisi mala çok düşkün ve cimri oluşlarıdır. Bunlar sahip olduklarından hiçbir şeyi Allah için ihtiyaç sahiplerine vermezler: “ İşte onlar, Allah’ın lanetlediği merhametinden uzaklaştırdığı kişilerdir. Allah’ın lanet ettiğine hiçbir yardımcı bulamazsın. Yoksa onların otoriteden herhangi bir paylarımı varmış.! Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek lifi kadar bile bir şeyi ihtiyaç sahiplerine vermezlerdi.” (Nisa- 52-53 ) Günümüz dünyasında sömüren sömürdükçe de semiren bir anlayışın hâkim olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Dünya gelirinin yüzde seksenine sahip olan yüzde yirmilik zalim kesim semirmeye ve sömürmeye devam eder iken geriye kalan yüzde seksenlik kısım ise kalan yüz de yirmiyle yetinmeye çalışıyorlar. Batı dünyası ve zenginler kulübü ülkelerin de obezite oranı hızla artarken dünyanın özellikle Müslüman ülke çocukları açlıktan can vermekteler.

Yukarıda ayet mealini verir iken onların zalim ve müşriklerin ihtiyaç sahiplerine bir çekirdek lifi bile vermeyeceklerini ifade eder iken ayetin günümüz müşrik ve zalimlerini de kapsadığını yaşayarak müşahede etmekteyiz. Günümüz dünyasını itikattaki şirklerini ekonomik ve abluka şirkine dönüştüren başta İsrail! olmak üzere ona koşulsuz destek olan ABD. ve zenginler kulübü ülkeleri yönetmektedirler. Bu zalimler bir avuç Filistinli kardeşlerimizi karadan ve denizden ablukaya alarak aynı zamanda açlığı da bir silah olarak kullanmak suretiyle masum çocuk ve yetişkinleri açlıktan ölüme terk ederek bütün bir dünyanın gözü önünde soykırım suçu işlemeye devam ediyorlar.

Öyle ki!  gücü elinde bulunduran bu müşrikler tabi ki aynı zamanda zalim de olanlar bir şekilde ele geçirdikleri güçle ekini, nesli, nefsi yok etmekte bir sınır ve insani değer gözetmiyorlar. Açlığın tam bir ölüm ve soykırıma dönüştüğü günlere bizzat yaşayarak şahit olmaktayız. Bütün bir dünyanın! Gözleri önünde cereyan eden Filistinli kardeşlerimize reva görülen ekonomik ve ambargo şirki halkı Müslüman coğrafya da yeterince anlaşılmamış ve hak ettiği fiziki ve ruhi tepkiyi ne yazık ki görmemiştir.

Dışarıda bunlar olur iken ülkemiz içerisinde ekonomik çarkın başında olanlar gıda sektörünün musluklarını kısarak zavallı halkın temel besin maddelerine ucuz bir şekilde ulaşmasına da kasıtlı olarak mani olmaktadırlar. Tarladan yükledikleri sebze ve meyveleri hallere getirip boşaltmak yerine yol kenarlarındaki boş arazilere dökmek suretiyle tarlada kilosu iki lira olan karpuzu şehir merkezlerin de kilosu yirmi liradan nasıl sattıklarına şahit olmaktayız.

Bu tür insan tipleri stokçuluk, irtikâp, karaborsa haddinden ve hakkı olandan fazla kar etmenin ne itikatlarına ne de imanlarına asla zarar vermediğine o kadar eminler ki sömürmeye ve semirmeye ara vermeksizin devam etmektedirler. Daha çok kazanma hırsı zavallı halkın temel besin ve hayati önem taşıyan gıdalara ulaşımını engellemektedir.  Yapılan bu iş haramdır ve zalimliktir. Unutmayalım ki haramın yenmesi basittir ama hazmedilmesi çok zordur.

Son iki yüz yılda din ile dünyası arasındaki ilgi alaka ve irtibatı koparıp sekülerleşen yer yüzü sakinleri dinin ibadet kısmını ritüelleştirerek çok az bir kısmını uygular gözükmektedir.   Ancak dinin dünyaya dönük yüzü ve uygulaması olan ticaret, siyaset, hukuk, eğitim ve kazanıp harcama ile ilgili hususları insanların vicdanlarına terk ederek kulu kulun insafına terk etmektedirler. Günümüzdeki hayat pahalılığının siyasi erk ile doğrudan ilgisinin olmasına rağmen insanların daha çok ve sınırsız kazanma hırsları etkin rol oynamaktadır.

Yüce İslam sermayenin belirli ellerde toplanıp tekelleşerek bir güç oluşturmasına karşıdır ve böyle bir oluşumun önünü açacak girişimlere kesinlikle müsaade etmemektedir. Günümüz dünyasının başta gelen sorunlarından en önemlisi büyük sermaye sahiplerinin piyasaları manipüle etmeleridir. Ülkemizde ne yazık ki bu tekelleşmeden olumsuz anlamda etkilenmektedir. Gıda ve sebze sektörünü ele geçiren üç harfli market zincirleri yapılan denetim ve kesilen cezaları hiç ciddiye almadan suni bir pahalılık oluşumuna neden olmaktadırlar. Ülke genelinde sayıları yüz binlerle ifade edilen mahalle bakkallarının kapanmasına ve bir o kadar insanın işsiz kalmasına sebep olmuşlardır. Bunlardan sadece birisinin ülke genelinde hatta nüfusu üç binler ile ifade edilen kasabalar dâhil on iki bin şubesinin olduğunu verdikleri reklamlardan öğrenmekteyiz. Bunlar oluşturdukları tekelleşme sonucun da her malın fiyatını kendileri belirleyerek serbest piyasa putuna tapınmaya devam etmekteler. Neticede oluşturdukları pahalılık ve yüksek enflasyon nedeniyle zavallı insanların ucuz gıdalara ulaşımını engelleyerek ekonomik şirk işlemeye devam etmekteler. Garip ve acı olanı da bu insanların yaptıkları bu zulmü dini açıdan mahsurlu görmemeleridir. Kendilerine mal ve evlatlar verilenler şımarmamalı ve bunları başka insanlara zulüm aracı o olarak kullanmamalıdır. Başka bir yazıda buluşmak dilek ve temennisiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir