GenelSelam İle

Selam İle

Değerli okuyucularımız!

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun!

Dünyanın gündemini dolduran Filistin İsrail savaşı, Müslümanları derinden etkilemektedir. Mazluma el uzatıp imdadına koşamamak, zalime dur deyip haddini bildirememek;  aklı, imanı, vicdanı ve insafı olan insanlara çok ağır gelmektedir. Dünyanın gözü önünde çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar, hastaneler ve okullar hunharca katledilirken; ses çıkarmamak, yapılan haksızlığa muktedirler olarak müdahil olmamak akıl ile izah edilebilir bir durum değildir. Adeta taşlar bağlanmış, köpekler salıverilmiş, İsrail askerleri kuduz köpekler gibi Filistin halkına saldırıyor. Yaşanan bu vahşet, mazlumların durumunu ortaya koyduğu gibi zalimlerin durumunu da gözler önüne sermektedir. Şu “medenilerin”, medeniyetten insan haklarından söz edenleri,  zalimin yanında yer alarak ne kadar “denî” olduklarını tüm dünyanın gözü önünde tarihin sayfalarına kaydetmiş oldular.

Bu konu yüz yıllık bir olaydır. İkinci dünya savaşının ardından ortaya çıkan yeni güç odakları dünyayı kendilerine göre yeniden düzenlemek diğer ifadeyle kendi çıkarlarına uygun olarak parsellediler. Bunun kalıcı olması için İslam coğrafyasının kalbine kendi cinslerinden olan bir toplumu menfaatlerine bekçi olarak yerleştirmek istediler. Bunu da yine dini argümanları kullanarak yaptılar. Güya “Filistin topraklarını Allah Yahudilere vatan olarak vaat etmiştir” yalanını bayraklaştırarak; vatansız yaşayan ve bulundukları yerlerde fitne kaynattıkları için devamlı sürgünlere maruz kalan Yahudi toplumuna bir vatan sağlamış olacaklarını ifade ederek işe başladılar. O günün tarihi ortamında başat güç İngilizler olduğu için, parçalayıp yok ettikleri devletlerin topraklarında sınırlarını kendi kalemleri ile çizdikleri yüzlerce küçük devletçikler oluşturmuşlardı. Osmanlı topraklarında ise 46 devletçik çıkarmışlardı. Bunların başına kendi ajanlarından olan devlet başkanlarını koyarak kendilerinden sonra da o ülkelerde yine kendi hâkimiyetlerini ve çıkarlarını korumuş oluyorlardı. Bu işin tabiatı güç kimde ise son sözü o söyler kuralı hiç değişmemiştir. O gün güç İngiliz’in elinde idi o istediğini yapıyor ve kabul ettiriyordu. İkinci dünya savaşından sonra ise güç ABD nin eline geçti. Şimdi son sözü söyleme hakkı da ABD nin eline geçmiştir. Bundan böyle İngiliz sömürgeleri teker teker ABD nin eline geçmiştir. Temelleri 1900 lü yıllarda atılan İsrail devleti 1948 de devlet olarak ilan edilmiş; o günden sonra da tüm küfür dünyasının desteği ile varlığını sürdürmüş; ortamın uygun olduğu zamanlarda da topraklarını genişletmek için işgallerine devam etmiştir. Bölge devletleri ne o gün ne de bu gün bir şeyler yapmak için gerçek bir girişimde bulunmamış; sadece slogan atarak halklarının öfkelerini yatıştırmışlardır. Yakın tarihte büyük hayallerle yola çıkan Mavi Marmara yolcuları 10 kurban vererek yarı yoldan geri çevrilmişlerdi de; koskoca Türk devleti bile dişe dokunur gözle görünür bir bedel bile ödetememişti!..

Filistin halkını temsil için oluşturulan örgütler (FİKÖ) hem de çevre devlet başkanları esas ağabeylerinin sözüne kulak vermiş; Filistin halkını da çeşitli bahaneler ile avutmuşlardır. Söylenecek söz çoktur ancak geçen geçmiş bu gün ne kadar dile getirsek de sadra şifa olmayacaktır. Çünkü aynı senaryo bu günde aynen devam etmektedir. Bir avuç Gazze halkı ve onları savunmaya çalışan Hamas “mücahitlerinin” karşısında dünyanın süper güçleri saf tutmaktadır. Aynen kuzuyu yemek isteyen kurt misali sudan bahaneler ile Gazze’yi istedikleri gibi bombalıyorlar ve halkını kara harekâtıyla bu topraklardan süreceklerini söylüyorlar. Yapılan savaşta ne savaş kuralları var ne insanlık emaresi, ne vicdan ne merhametin eseri… Vahşi hayvanlar bile avlamak istediği ceylanın yeni doğmuş yavrusunu yemiyor, besleyip koruyor ve doğaya salıyor. İnsan olarak siz takdir edin; hiçbir ilke tanımadan çocuk, yaralı, ihtiyar, kadın sivil demeden en acımasız öldürücü bombalarla öldüren İsrail mi daha vahşi; yoksa bir lokma et olan o yavruyu koruyan aslan mı?!

Değerli okuyucularımız!

Allah Teâlâ kâinata değişmez yasalar koymuştur. Bunlar zamanın değişmesiyle asla değişmeyen yasalardır. Bu nedenle İslam ve küfür tabiatı gereği hiçbir zaman bir biriyle bağdaşamaz. Eğer uzlaşır ilkeleri ve inananları bir biriyle uyumlu hale gelirse onun adı da kendide onu kabullenenler de İslam olmaktan çıkar başka bir şey olur. İşin tabiatını kavrayanlar bilirler ki İslam hiçbir beşeri sistemle uzlaşmaz onu meşru görmez. Bu konuda en kesin cevap rabbimiz tarafından verilmiştir:

“(Resûlüm!) De ki: Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmıyorum. Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben hiçbir zaman sizin taptıklarınıza tapacak değilim.( Öyle görünüyor ki) siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. (O halde) Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Kafirun 109/1-6)

Ancak bu demek değildir ki; İslam kendine inanmayanlara hayat hakkı tanımaz. İslam da hiç kimseyi zorla Müslüman yapılmaz. Bu konuyu rabbimiz şöyle açıklamaktadır:

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik/hak ile batıl, İslam’la küfür birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara 2/256)

Ancak Allah hak ile batılı, İmanla küfrü, temiz ile pisi birbirinden ayırmıştır:

“Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek de değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah’a ve peygamberlerine inanın; gerçekten inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.” (Ali İmran 3/179)

Bütün bunların yanında hak ile batılın savaşı kıyamete kadar sürecektir. Hiç kimse sahte tavırlar arkasına gizlenerek aksini söyleyemez. Dün ve bugün yaşananlar bunun en açık ispatıdır. Bu nedenle nihai çözüm için rabbimizin önerisi şudur:

“İnkâr edenler, asla öne geçtiklerini sanmasınlar, çünkü onlar bizi aciz bırakmayacaklardır.”

( Ey İman edenle!) “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Savaş için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınız olan kimseleri korkutursunuz. Ayrıca sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği düşmanlarınızı da korkutmuş olursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 8/59-60)

İşte bizim ihmal ettiğimiz şeylerin başında gelen şey budur. Güç, hakka boyun eğen müminlerin elinde adalet olarak halka yansırken; aynı güç haktan uzak olan kâfirin, münafığın ve mütegallibenin elinde halka zulüm olarak yansır. Ancak düşmanın anlayacağı caydırıcı gücü muhafaza edemeyen, güçlü kalmak için gerekeni yapmayan Müslümanlar tüm izzetlerini kaybetmişlerdir. Bu gün kendimizi aldatmayalım. Biz en değerli hazinemizi, islamın yeryüzündeki iktidarını koruyamayıp nefsi duygularımızın peşine düştük. Bu halimizle düşmanlarımıza benzedik. Allah da bu şerefi bizden alıp zelil etti. Dininin izzetine sahip çıkmayanlara Allah ne diye yardım edecekti ki?! Bunu hayatında yaşayıp gören Aliya, düşmanları gibi davranmadıkları takdirde yenileceklerini ve savaşı kaybedeceklerini söyleyen dostlarına şöyle diyordu:”biz savaşı yenildiğimizde değil, düşmanlarımıza benzediğimizde kaybederiz.” İşte bizler savaşı onlara benzediğimiz için kaybettik. Nefsimize uyduk arzularımıza ram olduk, dünyevileştik, rahatımıza düşkün hakle geldik, erdemlerimizi kaybettik, Allaha hesap vereceğimizi unuttuk, eşimiz, işimiz ağır bastı, çıkarlarımızın peşinden koştuk sonuçta yenildik. Acı ama gerçek budur.

Şimdi bu filmi geriye sarıp, hayat anlayışımızı ve hayattan ne anladığımızı en temelden sorgulamak gerekmektedir. Allah’ın bizden istediği gibi kul olmak için yapılması gerekeni yapmaya başlamaz isek; durumumuzda hiçbir değişiklik    olmayacaktır. Bu gün oturup sızlanmamızın,  uygulaması olmayan dualarımızın ne bize nede tüm dünyada zulüm gören Müslümanlara çözüm getirmeyecektir. Çünkü biz hala şerefimiz olan kitaba ve onun getirdiği dine körler ve sağırlar gibi davranıyoruz. Zannetmeyin ki, bu zulüm bizim kapımızı çalmayacak. Bu gün ona yarın sana olacağını da unutmayalım!..

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, gündem bölümünde ise ayın köşe yazılarından sizlerin istifade edeceğini umduğumuz yazıları, arka kapak içinde gündemle ilgili ayet meallerini ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

Sözlerimize son verirken bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allaha emanet ediyoruz. Sizlerin şahsında sizlerin ve tüm müminlerin kurban bayramını tebrik ediyor, sevdiklerinizle daha nice bayramlara kavuşmanızı cenabı Allahtan niyaz ediyoruz…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir