
Hadisleri Tespitte Usul
Konuya girmeden Sünnet tanımını yaparak hadis ile sünneti ayrı mütalaa etiğimizi açıklamak isteriz.
Sünnet nedir?
Sünnet: Peygamberimizin Kur’an’dan anladıklarını bir ömür yaparak, yaşayarak göstermiş olduğu yaşama biçimidir. Kur’an’ı Ahlak edinerek takip ettiği yoldur. İşte bu anlamda Resulullah’ın sünneti, Kur’an’ı hayata geçirmesi, onu yaşanır kılmasıdır. Bu sünnet tüm Müslümanları bağlayıcıdır. Kur’an’ı Peygamberin anladığı gibi anlamak, yaşadığı gibi yaşamak her Müslüman’ın en başta gelen ideali olmak zorundadır. Peygamber (as) 23 yıl bunun mücadelesini vermiş; Allah Teâlâ’nın İslam olarak gönderdiği dini hayata uygulayarak göstermiş ve elçilik görevini tamamlamıştır.
Resulün üç meseledeki açıklaması:
Hane’i saadete gelip resulün bir günde neler yaptığını araştıran üç sahabe ev halkından aldıkları bilgiye bakarak resulün ibadetlerini az bulurlar. Ama o Allahın elçisidir günahları bağışlanmıştır. Fakat biz öyle değiliz derler ve kendilerince şöyle söz verirler: biri ben her günü oruçlu geçireceğim hiç iftar etmeyeceğim, diğeri ben gün ve gecelerimi hep namazla geçireceğim hiç uyumayacağım, diğeri de ben de kadınlarla evlenmeyeceğim hep ibadetle meşgul olacağım der ve giderler. Resulün hanımları bu durumu Resulullah’a söyleyince; Resulullah bunları yanına çağırır ve durumu şöyle açıklar:
“Ben Allahın kulu ve elçisiyim. Hepinizden daha çok Allah’ı bilirim. Hepinizden daha çok Allaha ibadet etmeye layığım, buna rağmen ben oruçta tutarım iftarda ederim, gece namazda kılarım yatar uyurum, kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden ayrılırsa benden değildir” buyurur. Buradaki kastedilen sünnet işte yukarıda izah etmeye çalıştığımız Kur’andan anladığı İslamı hayata geçirme biçimi olan sünnettir. Biz bunu kim benim adıma yapılan rivayetlerden ayrılırsa şeklinde anlamışız yanlışlık burada. Bunu farkını konunun devamında açıklığa kavuşturacağız inşallah.
Hadis nedir?
Hadis: Hz Muhammed (a.s)’ın söz, fiil ve takrirleri için kullanılan bir kavramdır. Bunu şöyle tanımlamak da mümkündür:
Hz. Muhammed (a.s) ın herhangi bir konudaki yapmış olduğu fiil, söz ve sukutla ilgili olarak rivayette bulunanların Peygamberimize isnat ederek söylemiş oldukları sözlerdir. Bu şekilde tanımlamak, işin gerçeğine daha uygun düşmektedir. Peygamber (a.s) dan bir hadis işiten kimse bu sözden anladığını kendi kelimeleriyle başkasına nakletmiştir. Kendisine nakledilen sözü işiten kimse de anladığını kendi kelimeleriyle başkasına aktarmıştır. Bu duruma hadisler yazı ile tespit edilip kitaplaşıncaya kadar devam edilmiştir. Çünkü Mütevatir olduğu söylenen hadislerde dâhil tüm nakiller mana ile yapılmıştır. Aynı lafızlarla gelen Mütevatir hadis sayısı bazı itirazlarla beraber bir tanedir. O da “MEN KEZEBE …” hadisidir. Çünkü Peygamberimiz hayatta iken kendisinden Kur’an’dan başka bir şey yazılmasını yasaklamıştır. Bu konu açık seçik ortadadır.
Hadisleri ilk tedvin işlemi, Ümeyye Oğullarından Ömer bin. Abdül Aziz döneminde onun emriyle başlatılmıştır. Medine kadısı Ebu Bekir İbn. Hazm’a yazma emrini vermiştir. Fakat bunu ilk yapan kimse İbni Şihab ez Zühri olmuştur.
Bu konuda bir fikir vermesi açısından meşhur hadis kitapları olan kütübü Site ve Kütübü Tis’anın Yazarlarının ölüm tarihlerini vermek istiyoruz.
Buhari ölümü: H.256, Müslim: H. 261, İbn. Mace:H.273 , Ebu Davud: H. 275, Tirmizi : H. 279 , Nesei : H. 304 , İmam Malik : H. 179 , Ahmed İbni Hanbel : H. 241 , Darimi : H.255 Bunların Ortalaması 258 yıl ediyor. Bunun 58 yılını da bırakalım yaklaşık 200 yıl olarak alalım; bu bile çok zaman demektir.
Bu zaman içerisinde neler olduğunu yine bu Muhaddislerin hadis alırken uyguladıkları usulden ve bir çok rivayeti geri bırakma gerekçelerinden anlamamız mümkündür:
Buhari kitabını 600 bin hadisten seçerek oluşturduğunu söylüyor ki, kitabında 5000 hadis vardır. Müslim Bir milyon hadis topladığını ve bunlardan 300 bin hadisi bizzat kulağı ile dinlediğini söylüyor ve kitabında 3000 hadis vardır. Ebu Davud 500 bin hadisten seçtiğini; İmam Malik 100 bin hadisten seçtiğini ve İbn. Hanbel Kitabını 750 bin Hadisten seçerek oluşturduğunu söylüyor.
Bu kadar hadisi elemelerinin hikmeti nedir?
Baştan şunu belirtelim ki, her muhaddis kendisine göre bir usul belirlemiş ve Bu usul çerçevesinde elindeki hadisleri bu kıstasa vurarak uygun bulduklarını almış uymayanlarını da bırakmıştır. Bu seçim daha ziyade senet ağırlıklı olmuştur.
Hadislerin bu kadar fire vermesini anlayabilmek için Peygamberimizin Vefatını takiben meydana gelen olaylara kısaca bir göz atmamız gerekmektedir:
Hilafet meselesi, Yalancı Peygamberlerin çıkması, Hz. Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin ve Hasan’ın (r.a)’ ların suikast ile şahadeti, Cemal, Sıffin, savaşları ve Kerbela olayı ile Hz. Hüseyin’in Şahadeti. Seksen yılı aşkın bir zaman Emevi hâkimiyeti, Emevi saltanatının Abbasiler ile el değiştirmesi, Tarih M.750, H.128 yani yaklaşık 130 yıl böyle geçmiş. İmamların yaşadığı yıllar ise bundan daha sonra H.200 ile 300. yıları arası. Bunun anlamı ise şudur. Bu sözler kitaplaşıncaya kadar 200 yıl geçmiş demektir. Bu sözlerin başına geleni sizler düşünün!.. Geçen bunca zaman içerisinde sözler değişmiş, değiştirilmiş, Peygamber adına O’nun söylemediği şeyler söylenmiştir. Bunun için de her Muhaddis kendine göre bir yöntem koyarak bunları taramış ve içinden kendi yöntemine göre doğru olanı almıştır.
Buna rağmen sahih olarak takdim ettikleri bu hadislerde de birçok hadisin peygamberimizin söylemesi mümkün olmayan sözler olduğunu görmek mümkündür.
Bunun sebebi ise, Muhaddislerin hadisleri alırken daha ziyade hadisin senet kısmına ağırlık verip metin tenkidi yapmamış olmalarıdır.
Metin Tenkidi Nedir?
Metin tenkidi: Sözün ifade ettiği manayı Kur’an’ın temel kriterlerini esas alarak masaya yatırmak ve Kur’an’a uygun olup olmadığına bakmaktır. Hiçbir zaman Muhaddislerin gayretlerini göz ardı etmek mümkün değildir. Büyük emek ve gayret sarf etmişlerdir. Bunların haklarını her zaman teslim etmek gerekir. Ancak hadisleri senet tenkitiyle eleme yöntemleri kişisel tespitler olduğundan mutlak doğru değildir. Birine göre sıka/güvenilir olan ravi diğerine göre olmaya biliyor. Ayrıca insanlar kötü niyetli olmadıkları halde kulak yanılabiliyor, yanlış anlayabilir ve anladığını doğru zannıyla nakledebiliyor. Bu durum daha ilk kuşakta bile olmuş ve Hz. Aişe Validemiz bu rivayetleri Kur’an’a götürerek düzeltmiştir.
Bu gün bizim yapabileceğimiz en doğru yöntemin, Metinleri Kur’an’a arz ederek uygun olanları almak, uygun olmayanları da bırakmaktır. Bunun en doğru çözüm olacağına inanıyoruz. Çünkü Aslolan sözü kimin rivayet ettiği değil, sözün Kur’an’a uygun olup olmadığıdır.
Bu konuda iki örnek:
Recm konusunda Buhari 8/1162 nolu hadiste bekâra 100 değnek evliye recm uyguladı hükmü; 9/1482 nolu hadiste de Medine Yahudileri ile ilgili Tevrat’taki recm ayeti ile hükmetti denilmektedir. Ayrıca Miraç hadisinde dile getirilen ifadelerin çoğu Kur’an’a aykırılık içermektedir. (Konunun açılımı Kur’an’ı bilenlerce malumdur.)
Hadislerin manen nakledildiğini söylemiştik. Buna ravi zinciri bakımından Mütevatir ve ahad haberlerin hepsi dâhildir. Sadece lâfzî mütevatire bir örnek verilir ki yetmiş sahabeden aynı lafızla gelmiştir: “Men kezebe aleyye-müteammiden- fel yetebevveu maq’adehu minen nar” Bu hadis’e bile “Müteammiden “ lafzının sonradan ilave edildiği söylenmektedir.
Abdullah bin. Zübeyir: “Allah’a yemin ederim ki Resulullah kasıtlı olarak’ (müteammiden) diye bir şey söylemedi onu sizler söylüyorsunuz.”demiştir. Kendisine Niçin falan kimse gibi peygamberden fazla hadis nakletmiyorsun diyenlere: Aslında ben Allah Resulünün yanından hiç ayrılmadım ama O’nu şöyle buyururken duydum:”Kim hakkımda yalan söylerse ateşten oturağını hazırlasın.” Bu beni korkutuyor demiştir.
( Not: Hadislerin Peygamberimizin söylediği lafızlar ile değil de işitenler, anladıklarını kendi lafızlarıyla nakletmiş olduklarından Arapçayı inceleyen dil bilimciler Arap cahiliye şiirlerini Arapça metinlere örnek olarak aldıkları halde hadis metinlerini Arap dili için örnek almamışlardır.)
Mana ile yapılan nakilde ise, anlayan kendi anladığını ifade edeceğinden ister istemez anlam kaymalarına ve maksadın kaybolmasına neden Olmuştur.
Rivayetlerde bir anlatan, ikincisi anlatılan, üçüncüsü anlayan, dördüncüsü anlaşılan vardır. Anlatanın anlattığını dinleyen, onu anlarken aklı, zekâsı, bilgi birikimi, his ve duyguları ve bilincinde var olan sabık malumatıyla anlamaya çalışacaktır. Anlama faaliyetinde amaç, anlatılan ile dinleyen tarafından anlaşılanın aynı noktada örtüşmesidir. Hadis rivayetinde en çok hata burada yapılmıştır. Anlatılan ile anlaşılan aynı olmamıştır. Bunu böyle olduğu henüz birinci kuşakta yaşanmış olduğunu görüyoruz:
Birinci Kuşaktaki Yanlış Anlamaların Düzeltilmesi:
Peygamberimizin vefatından hemen sonra Sahabe arasında şu sözlerin düzeltildiği ifade edilmektedir:
Ömer ve ibni Ömer’den : “Ölünün yakınlarının ağlamasından ölü azap çeker.” Şeklindeki rivayete Hz. Aişe validemiz : Sizler yalancı olmaksızın hadis rivayet ediyorsunuz. Ama kulak hata edebilir. Allah’a yemin ederim ki peygamber böyle bir şey söylememiştir. Allah’ın kitabı size yeter dedi ve:
“Doğrusu hiç bir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 53/38-39) ayetini okudu. Ve sözün aslının şöyle olduğunu ifade etti:
“Bir Yahudi ölmüştü yakınlarıda mezarı başında ağlıyorlardı. Resulullah buyudu ki; “toprağın altındaki de azapta üstündeki de azapta.” (Ölen Müslüman olmadığı için yakınları da yakınlarını kaybettikleri için acı çekiyor olduklarından dolayı bu söz böyle söylenmişti” açıklamasını yapıyor.)
Yine İbni Ömer :”Allah Resulü Bedirde müşriklerin cesetlerinin atıldığı kuyunun başında durdu ve dedi ki, “Onlar benim söylediklerimi duyuyorlar.” Diye rıvayet edilen söze,
Yine Hz. Aişe validemiz: bu sözün aslının şu şekilde olduğunu ifade etmiştir: “Onlar (müşrikler) şimdi kendilerine söylediğimin hak olduğunu biliyorlar.” (Bilmek başka işitmek başkadır.) Ve bunun arkasından da şu ayeti okudu:
“Dirilerle ölüler bir değildir. Doğrusu Allah dilediği kimseye işittirir. Ama sen kabirlerdekilere işittirecek değilsin.”(Fatır 35/22)
İsra olayını anlatan nakilleri de şöyle düzeltmiştir:
Amir (r.a) söyle der : “Ey Anacığım! Muhammed (a.s) Rabbini gördü mü? “HZ. Aişe Validemiz (r.anh):” Söylediğin şey tüylerimi ürpertti, senin üç meseleden haberin yok mu?
1-Kim sana Muhammed (a.s) Rabbini gördüğüne dair rivayette bulunursa yalan söylemiştir. “Gözler onu idrak edemez fakat O gözleri idrak eder. O latiftir ve her şeyden haberdardır.(Enam
6/103) “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Şura 42/51) ayetlerini okudu.
(Bu olay bu günün Müslümanlarının miraç anlayışını tümüyle boşa çıkarmaktadır.)
2-Kim sana yarın ne olacağını bildiğine dair bir rivayette bulunmuşsa yalan söylemiştir. “Hiçbir nefis yarın başına ne geleceğini bilmez.”(Lokman 31/34) ayetini okudu.
(bu açıklama ise insanların bir kısmının gaybı bildiğine dair keşifti keremetti, kalplerden geçeni bilmekti… gibi tüm anlayışları boşa çıkarmaktadır.)
3-Kim sana Resulullah’ın bir şeyler gizlediğine dair bir haber verirse yalan söylemiştir: “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (5/67) ayetlerini okudu. ( Mahmut Ebu Reyye M. Sün. Aydınlatılması)
(Bu açıklama da tasavvuf ehlinin yaptıklarını meşrulaştırmak için Resulün Ebu Bekire marada gizli zikri verdi yolumuz ona dayanır demeleri de boşa çıkmaktadır.)
Sahabenin İleri gelenlerinin hadis rivayetine yaklaşımı:
Es Suyuti derki: Hulefa’ i Raşidin ve seçkin sahabe Resulullah’a yalan isnadında bulunuruz korkusuyla hadis rivayetinden kaçınmışlardır. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyir, Abddurrahman bin Avf, Sad bin Ebi Vaqqas, Abdullah Bin Mes’ud (r.a) bunlardandır.
Ebu Bekir ve Ömer Duymadıkları Hadisi Rivayet edenden şahit istemişler; aksi takdirde Raviyi cezalandırmakla tehdit etmişler. Hz Ali ise Raviye yemin ettirmiştir. Abdullah İbni Mes’ud ise rivayet ederken Resulullah’a yalan isnat ederim korkusuyla alnından terler akar, gözleri yaşarır ve “ buna yakın, buna benzer vb gibi” sözler söylerdi. Resulullah şöyle buyurdu diye kesin ifadeler kullanmaktan kaçınırdı.
Hz. Ömer, o gün rivayette bulunan sahabeye: “Resulullah’tan ameli olarak yaptıklarının dışında rivayeti azaltın” demiştir.
Er Rabi bin Süleyman Qarıza gelince halk” bize hadis naklet” dedilerinde; O da “ Ömer bize yasakladı “şeklinde cevap vermiştir.
Hz. Ömer vilayetlere mektuplar göndererek sahabeleri Medine’ye çağırmış ve kendisi ölene kadar sahabeleri orada tutmuştur. “Biz sizin nakillerinizi daha iyi biliyoruz, alabilir veya reddedebiliriz” demiştir.
Ebu Hureyre için de :
“Ya, Resulullah’tan hadis rivayet etmeyi bırakacaksın, ya da seni Devs yurduna sürerim.” Kabul Ahbar’a da :”Ya hadis rivayet etmeyi bırakacaksın, ya da seni Qırada yurduna süreceğim” demiştir.
(bu adam Yahudi hahamı iken Müslüman olduğunu söyleyen ve hadis konusundaki en garip hadileri nakleden adamdır. Ayrıca fitnekerin çıkışında parmağı olduğu kanaatine varılan kimselerden olduğu ifade edilmektedir. Vehb ibni Münebbih, Temim ed Dari ve Kabul Ahbar ehli kitabın mişnalarını hadis diye müslümanlara taşıyan kimselerdir.)
Hz.Osman da bu ikisine aynı şekilde davranmıştır. Genel olarak da şöyle söylemiştir: “Kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duymadığı hadisi rivayet etmesi helal değildir.” (Mahmut Ebu Reyye s.34-35)
(Not: Bu kadar titizlenmenin ardından İslam dünyasındaki meydana gelen siyasi arbedeler, fırsat bekleyenlere bekledikleri fırsatı vermiştir. Bu konuda hadis uydurma yolu açılmış ve her ekolün kendilerini meşrulaştıracak yüz binlerce Hadis uydurulmuştur. Bunları M. Yaşar Kandemir’in “Mevzu Hadisler ve Tanıma Yolları” adlı eserinde bulabilirsiniz.)
Hadis Kur’an ilişkisi
Kur’an malumdur ki Allah’ın kelamıdır. Bize kadar sağlam şekilde geldiğinde hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Hadis ise Peygamber (as)’a izafe edilen söz, Fiil ve Takrirlerdir. Bunların peygamberimizden nasıl rivayet edilerek geldiği konusunu daha önce anlatmıştık. Hadislerin Kur’an’la ilişkisini şu temele oturtmak gerekir:
İtikadi konularda kaynağımız kesinlikle Kur’an olmalıdır. Ameli konularda ise Kur’an’la çelişmemek kaydıyla hadislerle amel edilebilir.
Fakat burada hadislerin Kur’an’a arzı gündeme gelmektedir. Ancak hadislerin Kur’an’a arzedilmesi için Müslümanların ilim sahibi olmaları gerekir. Kur’an bilinmeden hadisleri Kur’an’a arzetmek mümkün değildir. Bu sözler Peygamberimize isnat edildiği için Öncelikle Peygamberimizin Kur’an’daki konumunu belirten ayetlerin iyi bilinmesi gerekmektedir.
Peygamberimizin dindeki konumunu belirten ayetler:
(Ey Muhammed ) De ki: “ Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; size ben bir meleğim de demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum. “ De ki : “Kör ile gören bir midir? Hiç düşünmüyor musunuz?”(Enam 6/50)
De ki : “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vah yolunuyor. Artık ona yönelin, O’ndan bağışlanma dileyin, ortak koşanların vay haline.(Fussılet 41/6)
De ki : “Ben diğer elçilerden farklı türedi biri değilim; ne benim nede sizin başınıza gelecekleri bilmem. Ben ancak bana vah yolunana uymaktayım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım”.(Ahkaf 46/9)
(Ey Muhammed ) Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Sen öleceksin de onlar ebedi mi kalacaklar? (Enbiya 21/34)
De ki :” Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim daha çok iyilik yapardım ve bana kötülükte dokunmazdı. Ben ancak inanan insanlar için bir uyarıcı ve müjdeciyim. (Araf 7/188)
Sen sana bu kitabın vah yolunacağını ummazdın. O ancak Rabbinin bir rahmetidir. Öyleyse sakın inkârcılara arka çıkma .(Kasas 28/86)
De ki :”Beni Allah’a karşı kimse koruyamaz ve ben de ondan başka bir sığınak bulamam. Benim yaptığım sadece Allah katından geleni duyurmak ve onun mesajını iletmektir. (Cin 72/22)
Ey Muhammed! Sen sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yolda olanları da en iyi O bilir. (Kasas 28/56)
Eğer (Muhammed ) Bize bazı sözler isnat etmiş olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalar ve onun şah damarını koparırdık. Hiç birinizde onu koruyamazdınız.(Hakka 69/44-47)
Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan Onun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Allah inkârcıları doğru yola iletmez.(Maide 5/67)
(Ey Muhammed !) De ki : “Bana dini Allah ‘a has kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Müslümanların ilki olmam emrolundu. “ De ki : “Rabbime karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım.” De ki : “Ben dinimi Allah’a has kılarak O’na kulluk ederim.”(Zümer 39/11-14)
Burada zikretmeye çalıştığımız ayetlerde, peygamberimizin görev ve yetkilerinin sınırları çizilmektedir. Kuranın bize tanımladığı peygamber portresi budur. Gaybı bilmeyen, gelecekten haber vermeyen, dilediğini değil kendisinden isteneni yapan, dini Allah’a has kılan, Allah’ın vahyinden başkasına tabi olmayan, vahiyle bilgilendirilmediği konuda konuşmayan, Ancak Kur’an’la konuşan ve Kur’an’ı konuşan bir elçi olduğunu görüyoruz.
Böyle bir elçiye inanan insanların, hadisleri değerlendirirken bunu dikkate almaları gerekir. Bilmeleri gerekir ki, Kur’ an’da olmayan bir konuda peygamber konuşmaz ve konuşamaz. Allah’ın bildirmediğini bilemez ve bildiremez. Bu nedenle bir sözün hadis olup olmadığını bilip anlamak için önce Kur’an’ı bilmeye ihtiyacımız vardır. Çünkü nihai doğru Kur’an’dır. Peygamber de dâhil hepimizin Kur’an’ı bilmeye ve onun onayına ihtiyacımız vardır.
Ancak hakkında vahyi bir malumat olmayan nice konularda peygamber (a.s.) konuşturuluyor ve Allah’ın gaybî bilgileri avucunda imiş gibi haber verdiriliyor. Bu konularda gerekli hassasiyetin gösterilerek, bu konuların tümünü yukarıda zikredilen ayetlerin çerçevesinde değerlendirmeliyiz. Aksi halde hesabını veremeyeceğimiz bir yükün altına girmiş oluruz. Anlaşılmak temennisi ile Allaha emanet olunuz.


