
Dinlerini Parça Parça Edenlere Kur’an’ın Uyarısı
Dinin tek sahibi Allah’tır ve tek kaynağı ise O’ndan bize vahiyle gelen Kur’an’dır. Mezheplerin görüşlerini sunduğu dini yapıda ise; Allah ve Hz Nebi’nin sözleri olduğu iddia edilen hadisler, mezhep imamları kararları ve sonraki mezhep imamlarının fetvaları ve görüşleri, hep beraber bir dini otorite oluşturmaktadırlar. Bu tabloyu bilen ve Kur’an’ı dinin tek kaynağı kabul edenler için Kur’an’ın anlattığı “Vahyedilen” din ile mezheplerin oluşturduğu “Geleneksel” din arasında bir bağ kurulması kabulü mümkün olmayan bir düşünce tarzı olmaktadır. Çünkü böyle bir yönteme başvurmak, Allah’ın yanında başka hüküm koyucuların da olabileceğini onaylamak olur ki böyle bir düşünce sahibini müşrik kılar.
Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir zamanlar, birbirinize düşmandınız da O’nun kalplerinizi kaynaştırması sayesinde kardeş oldunuz. Ve yine ateş çukurunun tam kıyısında bulunuyorken, sizi ona düşmekten O korudu. İşte Allah ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, ayrılığa düşüp parçalanan kimseler gibi olmayın. Onlar için büyük bir azap vardır. (3. Âli İmrân sûresi 103-105)
Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra O, onlara yaptıklarını bildirecektir. (6. En’âm sûresi 159)
Yukarıda ki ilgili ayetlerin ısrarlı uyarılarına rağmen; Hz Nebi’nin vefatından sonra, Yedi ve sekizinci yüzyıllarda önce Emevi, ondan sonra kurulan Abbasi’ler döneminde ki mezhepçilerin Din’e Kur’an dışı ilaveler yaparak kendilerince yeniden yapılandırma gayretlerini bir tarihi bilgi olarak müşahede etmekteyiz. Nebi’ye yakın olan dönemdeki bu mezhepsel girişimlerinin sonucu ortadadır. Hadislerin birçoğu da o dönemlerin hayata bakışını, Arap zihniyetini ve örfünü taşımaktadır.
Yani çözüm yeni mezhepler yaratmak değil, Kur’an’ın tek kaynak olarak ele alınıp, bu yöntem çerçevesinde dinin anlaşılmasıdır. Kur’an hükümlerinin nasıl anlaşılacağı konusundaki bir anlaşmazlık; konu hakkında bilgisi olan farklı görüşlerin ortak kararı olan istişare ile çözülebilir. Yoksa her konuda, tek bir kişi veya ekolün düşüncelerinin benimsenmesi gibi taklitçilik (mukallitlik) hiçbir zaman sağlıklı bir çözüm olamaz. Mezheplerin olmadığı ilk dönemlerinde de istişare yöntemi uygulanıyordu, farklı görüşler olsa da mezhep taklitçiliği yoktu.
Mezhepçi İslam anlayışı uzun yıllar bu topraklarda yaşamış, kendi gelenek ve göreneklerini, halk arasına adet olarak yerleştirmiştir. Dilimizde de bunun örneklerini görmekteyiz. Bugün “Hizipçi, fırkacı” manasında ki mezhep bağımlısı anlamına gelen “mezhepçi” ifadesi, Kur’an’ın da kınadığı bir düşünce olarak karşı çıkılması gerekirken, “mezhepsiz” kelimesi kişiye hakaret olarak algılanmaktadır.
Geçmişte ve içinde bulunduğumuz yüzyılda, mezhepçilerin savunduğu dini anlatımlar; iletişim araçlarının globalleştirdiği dünya, bilimsel ilerleme, sanayi ve bilgi toplumları ile tamamen çatışır hale gelmiştir. Bu uyuşmazlık çukurunun büyüklüğü, birçok mezhep bağımlısının inandığı ile yaşadığının farklı olmasına sebep olmuştur. Eğer mezhepler, savunulduğu gibi Allah’ın dinine uygun olsaydı, hiçbir şart ve durumda mezhepçilerin uygulamalarından taviz verilmemesi gerekirdi. Yapılması gereken, Kur’an’ın mezhep anlayışı ile uzlaşmasını sağlamak yerine, mezheplerin dini temsil edemeyeceğini tespit etmektir. Çünkü Allah’tan olanla, insanların kendi arzularını uzlaştırmaya çalışmak, Allah’ın dininin eksiklerini tamamlamak anlamına gelir. Kur’an’ın dinin tek kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra din yeni baştan bu kaynaktan öğrenilmelidir. Daha önce de anlatıldığı gibi mezhepçi-gelenekçi İslamcılar, uzun yıllar siyasal iktidarı ellerinde tuttular ve onların izahlarının çoğu araştırılmadan “mutlak gerçek” olarak algılanmaya başlandı. Dinselleşmiş olan geleneklerin birçoğu, halkımızın da geleneği haline dönüştürülmüştür. Bu nedenle; Kur’an’ı açıp, haramları, helalleri, kadının konumunu, sanatı Kur’an’ın anlatımlarına göre anlamamız ve dinin yalnız ve yalnız Kur’an’dan anlaşılan bir konu olduğunu algılamamız gerektiğini ısrarla vurgulamalıyız. Bunu gerçekleştirdikten sonra dileyen artık Kur’an’a uygun olan geleneklerini devam ettirebilir. Önemli olan bu gelenekleri dinden ayrıştıran bir zihni yapıya kavuşmaktır.
Bu yöntem, Kur’an’ı dinin tek kaynağı kabul etmenin doğal sonucudur. O zaman her şey tabii ki bu kabule göre şekillenecektir. Dini anlamak da bir yöntem işidir ve dini anlamanın yöntemi yalnızca Kur’an temelinde anlamakla belirlenmiş olacaktır. Bütün çabamız bu yöntemi belirlemek ve sonra bu yönteme göre sonuca gitmek olmalıdır. Aksi halde; yöntem belirlenmeden yapılan eylem kişilerin Allah’ın dini yerine heva ve heveslerini, geleneklerini, popülist eğilimlerini, şahsi görüşlerini din edinmelerine sebep olur. Kur’an’a izahlar eklenmesi kadar, bir şeyler eksiltilmesi de ayrı bir felakettir.
Kur’an’ı yaşadığımız çağa uydurmaya kalkmak da önemli sorunlardan birisidir. İnsan aklını yaratanın, kendilerinden daha akıllı olduğunu idrak edemeyenler, Allah’ın dinini kendi çağdaş düşüncelerine uydurmaya çalışmaktadırlar. Örneğin Kur’an’ın çağımızla % 95 oranında uyum sağladığı ve çağımızdaki genel görüşle arasında % 5’lik bir fark olduğunu varsayarak; Kur’an’ı mı çağımıza yoksa, kendi çağdaş görüşlerimizi mi Kur’an’a uydurmalıyız. Mezhepçi görüşün en önemli hatalarından birisi, Emevi ve Abbasi döneminde olduğu gibi, kendi çağlarının görüş, gelenek ve kabullerini dinselleştirip, popülist bir yaklaşım sergilemiş olmalarıdır.
Bu arada Kur’an’ı anlamada bazı ihtilafların ortaya çıkması elbette mümkündür; bunları çözmeye çalışmada, orta yol bulma hedefiyle yapılacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır. Bu ihtilaflarda, Kur’an’ın bütünlüğü içinde konuyu ele alma ve bütün anlayışları bu çerçevede samimi şekilde değerlendirmek temel yaklaşım olmalıdır. Bu ihtilafların çıkması, şahısların mezhepçi bir çözüme yönelmesini gerektirmez.
Yöntem, dindeki otoriteyi bir tek Allah’a has kılarsa, insanlar hoşlansın veya gelenekler devam etsin diye popülist veya gelenekçi oluşumlara fırsat tanınmamış olur. Böylece Allah’ın tüm açıklığı ile detaylı bir şekilde indirdiği gerçek din böylece bir tek Allah’ın tekelinde kalmış olur.
Bak iyice anlasınlar diye ayetleri nasıl her yönüyle açıklıyoruz.
(6-En’am 65)
“O, size Kitap’ı ayrıntılı olarak indirmişken, Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?” Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bilirler ki bu Rabb’inden Hakk* olarak indirilmiştir. O halde, sakın kuşku duyanlardan olma!
(6- En’âm 114) * Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, gerçek doğruluk.
Yukarıdaki ayetlerden Kur’an’ın dini konularda, detaylı olarak gerekli olan tüm açıklamaları yaptığını öğreniyoruz. Bundan sonra halâ, “Kur’an ana kaynaktır ama başka kaynaklara da gönderme yapar, detayları onlardan öğreniriz” mantığı; ayetleri yetersiz görmek anlamına gelmektedir. Aynı şekilde “Kur’an’dan dini tam anlayamayız” tipi izahlar da Kuran ile çelişir. Oysa Kur’an’ı incelediğimizde aşağıda verilen örneklerden gerekli tüm detayların Kur’an’da yer aldığını görmekteyiz. Örneğin Kur’an, zorda kalıp başka yiyecek birşey bulamayanların; aşırıya gitmemek kaydıyla, haram olan leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanları yiyebileceğini bildirmektedir. Yine Hacla ilgili anlatılan bir hususta; başında hastalık olduğu için saçını kısaltanların ne yapması gerektiği de; Anne, kız kardeş veya teyze ile evlenmenin haram olduğu da Kur’an’da geçmektedir. Yukarıdaki ve daha birçok verilebilecek örneklerden, bir kul olarak sınava muhatap olacağımız bütün emir ve yasakların Kur’an’da tüm detayları ile verdiğinin delilleri olduğuna şahit olmaktayız.
Dünyada kaç kişi Kur’an’da haram edilen domuz, leş gibi yiyecekler dışında başka hiçbir helal gıda bulamayacak kadar zor durumda kalıp, bunları yemek zorunda kalacaktır? Hastalığı yüzünden saçını kısaltacak olan her bin kişiden birinin hayatında ancak bir kere rastlayabileceği bir detay bile Kur’an’da yer almaktadır. Anne, kız kardeş veya teyze ile evlenmeye kalkmanın çirkin olduğunu aşağı yukarı herkesin bildiği düşünülerek, “Zaten hiç kimse annesiyle evlenmeye kalkmaz” denilmemiş, bu dahi açıklanmıştır.
Kur’an’da; Saçını hastalıktan dolayı kısaltan adama dahi yol gösterilirken, kıyafet ve diğer hususlarda var olduğu söylenen yasakların detaylarıyla kadınlara açıklanmaması veya Nebi’ye özel olan bir farz ibadet açıklanırken, müslümanlara farz olan ibadetlerin bir kısmının Kur’an’da açıklanmamış olduğu söylenebilir mi?
Sonuç olarak; Bir başka deyişle Allah tarafından rehber olarak gönderilen bir Kitap’a sahip olduğumuz halde onun din adına gerekli olan tüm bilgileri içermediği ve bu ihtiyacın mezheplerle ancak karşılanabileceği düşünülebilir mi?
İlmin gerçek sahibi olan Yüce Allah’a Hamd Olsun duasıyla bir başka konuda buluşmak üzere sağlıkla kalınız.

