
İyi Bir Müslüman Olmak İçin Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?
Soru: İslam’a ilgi duyan, öğrenip yaşamak isteyen bir insanım. İslam’ı doğru öğrenmek için nasıl bir yol izlemeliyim? Benim için doğrular değerli, iyi bir Müslüman olmak ise tek hedefimdir.
Cevap: Allah, Kur’an’a ve İslam’a olan ilginizi, Allah’a olan sevginizi artırsın ve bir ömür daim eylesin inşaallah! İnsan için bir şeyin değerli olması o şeye ödemiş olduğu bedel ile doğru orantılıdır. Hiçbir bedel ödemeden elde edilen şeylerin pek kıymeti olmazmış. Aynen baba mirası gibi çok kolay harcanır. Çok kolay vazgeçilir. Ancak yıllarınızı verip bedel ödediğiniz bir şeyin kıymeti başkadır. Ona verdiğiniz emek, ödediğiniz bedel buna mani olur. Bizim insanımız İslam’ı baba mirası olarak kucağında hazır buldu. Onun için bir emek vermedi. Bir bedel ödemedi. Doğunca adın hasan, sen Müslümansın, rabbin Allah, kitabın Kur’an, Peygamberin Hz. Muhammed, mezhebin de Hanifi…şafi.. Sünni ya da Şii denildi o kadar. Halkın dini hassasiyetleri erozyona uğradığı için duyarlılık en asgari seviye-dedir. Kitabınız duvarda asılı, imanınız gönlünüzde saklı hayat sahasında varlığını göstermeden ilelebet devam eder. Hiç kimse demez ki; Kur’an ne diye gönderildi, kimler için gönderildi, bizim hayatımızda bu kitabın yeri nedir? Dinimizle bu kitabın ilgisi nedir? Bu kitabın hayatla, hayatımızla ilgisi var mıdır? Neye göre yaşayacağız ve neye göre hesaba çekileceğiz? İla ahir bir dünya sorunun cevabı hiç merek edilmez.
Tüm bunların cevabını bulmak için yapılacak tek şey Kur’an da resulün izini sürmek olacaktır. işte o zaman öğreneceğiniz yaşam tarzı en doğrusu olacaktır. bunun için her fırsatta tertil ile ağır ağır anlayarak ve ayetler üzerinde düşünerek Kur’an’ı okumamız gerekmektedir.
İşte o kitabı ne zaman anladığınız dilden okunmaya başladınız; tüm bu soruların cevabını ondan öğrenme şansını elde etmiş olacaksınız. Bu minval üzere okuyanlar görüyorlar ki DİN, geleneğin bizleri musikisi ile uyutmaya çalıştığı duygusal bir olay değilmiş. Kur’an; insan, hayat ve kâinatın tümünü kuşatan bir anlayışla bunların tümü hakkında hüküm belirlemede söz sahibi olan bir kitapmış.. Olay sadece bir ömürlük dünya hayatımızla ilgilide değil. Dünyayı içerdiği gibi ahiret hayatını da içermekteymiş… Eğer dünyayı onun ilkelerine göre yaşamayacak olursak ebedi hayatımızı da ebediyen kaybetmiş olacağımızı da beyan ediyormuş. Bunu görünce işimizi daha ciddiye almamız gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle diyoruz ki, gelmiş olduğunuz nokta çok güzel bir noktadır. Sahip olduğunuz bu nimet tüm dünyadan daha değerlidir. Dünya sizin olsa bir gün yok olup gidecektir. Fakat sizin sahip olduğunuz İMAN ve o mana uygun yaşamak size ebedi kurtuluşun kapısını açacaktır.
İnsan, bir yönüyle zayıf, aciz bir varlık iken, bir başka yönüyle de rabbine isyan edecek kadar zalim ve cahildir. Bu tür davranışlar kendini bilen, rabbini bilen insanlardan olması mümkün değildir. Dikkat ederseniz bu davranışlar genelde Allah’a gereği gibi inanmayan müşrik, kafir, münafık, ateist, materyalist, kapitalist…. Sıfatlı insanların eylem ve söylemleri ile tezahür etmektedir. İnsanlık tarihi boyunca doğru yoldan çıkmış toplumlara gönderilen her elçinin muhatap olduğu bir durumdur. Allah Teâlâ her elçiyi kendi kavminden seçerek göndermiştir. Bu nedenle elçi seçilen kişi düne kadar kendilerinden biri iken bu gün ben, Allah’ın elçisiyim ve sizin yaptığınız yanlış, sizleri rabbimin dinine çağırıyorum deyince; o toplumun ileri gelenleri bütün öfkelerini kusarak; Allah seni mi elçi seçti? Senin bizden nasıl bir üstünlüğün var? Diyen insanlar, itirazlarının dozunu artırarak işi Allahın böyle bir elçi göndermediğine kadar vardırmışlardır. Bu andan sonra artık kendileri yaptıkları iftiralarla Allah adına konuşmaya başlamışlardır. Resullere genelde şöyle itirazlar yapılmıştır: Sen gerçekten elçi isen yanında melekler olmalı değil miydi? Altından evin olmalı, içinden ırmakların aktığı bağların bahçelerin olmalı değil mi? Ya da göğe çıkmalısın, oradan bize bir kitap getirmedikçe de sana asla inanmayacağız. Doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin azabı getir. Haydi, göğü parça parça üzerimize düşür… ve bu minval üzere itirazlarına devam etmişlerdir. İsra 17/90-95 kadar bu hezeyanları devam ediyor. Tüm bunlara verilen cevap:
“Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?” “Yoksa size mahsus bir kitabınız var da ondan mı okuyorsunuz?” (Kalem 68/36-37)
“…De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer olan bir elçiyim.”(İsra /93)
“Benimle sizin aranızda gerçek şahit olarak Allah kâfidir de. Zira O, kullarını hakikaten bilip gör-mektedir.” (İsra17/96)
Görüldüğü gibi bir delile dayanan tutarlı bir düşünceleri yoktur. Kör cehaletten ve asılsız yalan-lan ve iftiralarından başka:
“Onlar bir kötülük işlediklerinde ‘Biz atalarımızdan böyle gördük, böyle yapmamızı emreden Allah’dır’ derler. Onlara de ki; Allah kötülük işlemeyi emretmez. Allah adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”(Araf7/28)
(Ey resulüm! ) “De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İl-kin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.”(Aaf 7/29)
Buraya kadar anlatılanlar geçmişte Allah’a resulüne ve onun ayetlerine yapılan iftiralar isnat edilen yalanlar idi. Vahyin tamamlanmasından günümüze kadar ve günümüzde yapılanlara baktığımızda geçmişi aratmayan anlayışların aynen devam ettiğini görüyoruz. Ferdi olarak yapılan iftiraları görmek için internet ortamına kısa bir göz atarsanız: İslam’a Kur’an’ yapılan inkâr ve iftiraların bin türlüsünü görmeniz mümkün olacaktır. Gücü kuvveti, hâkimiyeti elinden alınmış, eğitimi bitirilmiş; öğretimi en asgariye indirilmiş, kendisine iktidar isteme düşüncesi kafalardan silinmiş, sahiplenenleri sindirilmiş, hayattaki işlevselliği iptal edilmiş, bireysel bir inanç olarak birkaç Müslümanın sinesine mahkûm edilmiş bir İslam!
Özellikle bu halinden istifade ederek tarihin tüm başarısızlıklarını, ahlaki zaaflarını, kişisel hatalarını, onun ilkelerine uymamaktan kaynaklanan tüm bozulmaları “vur abalıya”/ vur garibana mantığı ile İslam’ı ve müslümanları günah keçisine çevir-diklerini göreceksiniz.
Bundan daha vahimi bir milletin bin yıllık geçmişini bir kalemde silerek Kabul edilen laik ve demokratik sistemle iş temelinden halledilmiş; Allah’ın dünya işlerine asla karıştırılmayacağı kanunla kayıt altına alınmıştır. Artık modern dünyada kimse Allah’a hesap vereceğini, günahı, sevabı, ahireti düşünmez olmuştur. Sistem kökten değiştirilmiştir. Kelimenin anlamıyla herkes tam hürriyetlerine kavuşmuş; Artık yeryüzünün yeni ilahı insan olmuştur. Hayatın merkezine insanı koyan anlayış, doğru ve yanlışın kararını çoğunluğun tercihine bırakmış-tır. Böylece toplumun yeni ilahı Allah değil çoğunluk olmuştur. Bundan böyle insanlık Allah’ın elinden alınıp çoğunluğun iradesine teslim edilmiştir. Şimdi karar sizin. Siz kime teslim olacaksınız? Allah’a mı çoğunluğa mı? Kişisel iradenizi kullanmada sonuna kadar hürsünüz. Sonucuna katlanmayı göze aldığınız sürece kimse size mani olamaz. Bu konuda Allah bile kullarına müdahale etmeyerek:
“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğriler birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitendir bilendir.”
“Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur/ Allahtan gayri ilahlar-dır. Onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” (Bakara 2/256-257)
