
Selam İle
Değerli okuyucularımız!
Allah’ın selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Temmuz ayına ulaşmakla bir yılın altı ayını geride bıraktık demek olduğunu hiç düşündük mü? Biliyoruz ki her geçen saniye, dakika, saat…. ve her zaman dilimi ömrümüzden gidiyor. İnsan olarak yılları çerez gibi yemeye alışmıştık da dünyada Müslümanların aleyhine devam eden dengesiz orantısız savaşlara bir türlü alışamadık. Alışılacak bir durum da değildir. Halkımız ve dünya insanları konforundan ödün vermeden yaşarken; Gazze de her gününü bin bir kâbusla geçiren yakınlarını, evlatlarını ve ebeveynlerini kaybederek yaşamaya alışmak ve hazmetmek hiç kolay olmasa gerek. İlk günlerin çocuk ölümlerine duyarlık gösteren, duygulu ve duyarlı konuşmalar yapan insanların da artık işi sessizliğe bıraktıklarını görmek ayrı bir hüzün kaynağımızdır. Dillerde dua, gözlerde yaş, yüreklerde hüzün, hayatta eylem ile katkıda bulunan tüm insanların Allah azmini artırsın, ecirlerine ecir sabırlarına sabır, metanetlerine devamlılık versin inşallah. Bu rahatsızlığımızı daima hem halkımıza hem de dünyaya duyurmaya devam edelim ki, unutmayalım unutturmayalım inşaallah.
Gazze’de olayın tüm acı ve sıkıntılarını bizzat yaşayan kardeşlerimize de Allahtan yardım, sabır ve metanetlerini artırmasını niyaz ediyoruz. İmkânı olan kardeşlerimizden gereken desteklerini maddi ve manevi olarak Allah rızası için devam ettirmelerini istiyoruz. Bu insanlar birden çok düşmanla savaşmak zorunda bırakılıyorlar. Hem İsrail’e karşı asla denk olmayan imkanlarla savaşırken; hem de açlık, susuzluk, ilaçsızlık, hastanesizlik ve her türlü barınma korunma imkânlarından yoksun olarak ayakta durmaya ve oransız bir zulme karşı koymaya çalışıyorlar. Bizler ise arenada aslanlar ile hayatta kalmak için savaşan Roma esirlerinin kavgasını seyreden seyirciler gibi manzarayı seyrediyoruz. Bunun verdiği acı ise ölmekten ve öldürülmekten daha beterdir. Ölümle yüzleşen bir kere ölür ve biter. Fakat böyle bir durumda inanan ve akleden için her saniye ölümden beter gelmektedir. Çünkü düşman gözünüzün içine bakarak sevdiğiniz, saydığınız, değer verdiğiniz ve her türlü imkandan yoksun biçare insanları öldürüyor fakat siz bir şey yapamıyorsunuz!.. Onların yerinde kendimizin, anne babamızın ve ya evlatlarımızın olduğunu düşündüğümüzde halimiz nasıl olursa; Gazze de ve diğer coğrafyalarda zulme maruz kalan tüm halklar içinde durum aynıdır. Bu vaziyette bizim içinde bulunduğumuz durum da aynıdır. Hatırlarsınız Resulün şu sözünü:
“Müminler bir vücudun azaları gibidir. Onun herhangi bir uzvuna bir diken battığında vücudun bütün organları o acıyı duyduğu gibi; dünyanın öbür başındaki bir mümin kardeşinin ayağına batan dikenin acısını da tüm müminler duyar.” (Buhari edep27/ Müslim birr 66)
Öteden beri küfrün hâkim olduğu dünyada durum hep aynı olmuştur. Küfrün hâkimiyetinde zulüm; Hakkın ve İslam’ın hâkimiyetinde ise adalet zuhur eder. Bu nedenle rabbimiz iman edenlere yapmaları gerektiğinin rotasını çiziyor:
“(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.”(Bakara 2/193)
“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yapmakta olduklarını görendir” (Enfal 8/39)
Bu ayetler bize çok önemli bir gerçeği daha hatırlatıyor. Birincisi Fitneden eser kalmaması, ikincisi ise dinin tamamen Allah’ın olması.
Fitne nedir? Fitne İslam’da imtihan anlamında kullanıldığı gibi insanları Allah’tan ve onun dininden uzaklaştıran her şey için kullanılmıştır. Hatta Allah ile kul arasına giren mal ve evlat sevgisi de fitne olarak değerlendirilmiştir. Kulu Allahtan uzaklaştıran ne varsa fitnedir. İslam bunlarla mücadele ederek insanın yüzünü Allaha döndürmesi için mücadele etmeyi iman edenlere bir görev olarak yükler.
Dinin tamamen Allah’ın olması konusunu ise şöyle ifade etmek mümkündür: Din insanların ferdi ve toplumsal hayatını düzenleyen sistem demektir. İslam dini tüm insanlığın hayatını düzenleyen yasalara sahiptir. Müminlerin hayatını inananlar iman edenler diye başlayan ayetlerle düzene nizama koyduğu gibi; gayri Müslimlerin müminler ile münasebetlerini de zimmîler, gayri Müslimler ile münasebetler olarak düzenler. Bu anlamda İslam tüm dünyayı bu minval üzere düzenleyip hükmedinceye kadar küfürle İslam arasındaki savaş devam edecek demektir. Böylece Allah Teâlâ’nın adaleti tüm insanlığa müminlerin eliyle ulaştırılmış olacak; Filistin halkının, Arakan halkının Afrika halklarının ve Amerika yerlilerinin yaşadığı emperyalizmin zulüm ve soy kırımları yaşanmayacaktır. Allah müminlere böylesine ulvi bir görev vermiştir. Bu grevimizi ihmal etmenin acı sonuçlarını yaşayarak yüzleşeceğimizi unutmayalım!
Evet yaşananlar konusunda içimiz acıyor; ama bu acının sebebi ilahi uyarıları zamanında dikkate almayışımız olduğunu unutmayalım. Allah’ın resulü müminlere bu gerçeği şöyle hatırlatıyor: “Şeref altların alınlarında zillet ise öküzlerin arkasındadır.” Yani şeref istiyorsanız atlara binip Allah için cihada giderseniz şerefli olursunuz; bunu yapmayıp dünya malına tamah edip öküzlerin arkasına düşer toprağa bağlanır kalırsanız zillete düşersiniz. İzzetiniz şerefiniz düşmanların eliyle yok olur. İşte halkı Müslüman olan ulus devletlerin içinde bulunmuş oldukları durumun ana sebebi budur.
Değerli okuyucularımız!
Muhammed (a.s.)’ın “beni Hud suresi ihtiyarlattı” sözünü hep hatırlarız. Neden hud suresi ihtiyarlatıyor resulü diye baktığımızda surenin 112. ayetinde rabbimiz şöyle buyuruyor:
“ (Ey Muhammed!) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Seninle birlikte tövbe edenlerde dosdoğru olsunlar. Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hud 11/112)
“Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Allah’tan başka yardımcılarınız da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hud 11/113)
Anlatılan gayet açık ;”emrolunduğumuz gibi olmak.” Allah ne emrediyorsa ama’sız, fakat’sız Allah’ın emirlerine teslim olup hayata geçirmek. Siz Allah’ın dediği gibi olursanız Allah da size vadettiğini gerçekleştirecektir. Çünkü “O vadinden asla dönmez.”(Ali İmran 3/194)
Değerli okuyucularımız!
Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler için özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebiyatla ilgili yazılarımızı, arka kapak içinde gündemle ilgili ayet meallerini ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Sözlerimize son verirken bir sonraki sayımız da buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz. Huzur, sağlık ve afiyetler diliyoruz…


