GenelKavram

Dost/Veli

Dost kelimesi,  Arapçada Veli kelimesi ile ifade edilir. Ve  “v.l. y.” Kökünden türeyen kelimeler Kur’an da 235 yerde geçmektedir.

Veli kelimesi de çok anlamlı kelimelerdendir ve 13 ayrı anlama gelmektedir:

1: Yakın olmak: (9/123),2: Gitmek kaçmak: (28/31),3: Yüz çevirmek: (5/43),4: Yönelmek: (2/142), 5: Üstlenmek: (24/11), 6: Sığınmak : (9/57),7: Peşine takmak: (6/129), 8: Yönetmek: (2/205), 9: Dost edinmek: (5/80), 10: Daha uygun: (8/75), 11: Efendi sahip:16/76), 12: Varisler: (4/33),13: Yakınlar: (19/5).

Velayetin ve dostluğun niceliği şu ayetle ortaya konulmaktadır: El velayetün = Dostluk: “Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar. İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.”(8/72 )

Veli dost: kelimesinin sözlük anlamı:

Veli; sözlükte, aralarında başka bir şey bulunmayan bitişik şeyler anlamına gelir.Terim olarak ise yer, bağıllık, arkadaşlık, yardım ve inanç yönünden tam bir yakınlık manası ifade eder.

Râgıb el-İsfahânî: “iki veya daha fazla şeyin aralarında yabancı bulunmamak şartıyla birlikte olması” ve bu birlikteliğin mekân, hısımlık, din, sadakat, yardım ve inançta yakınlık için kullanıldığını söylemiştir.

Veli; İsm-i fail anlamında kullanılınca: “Arasına isyan girmeksizin, sürekli taat eden kimse anlamına gelir ve çoğulu evliyadır.

Kur’an’ı Kerimde ve Hadislerde Veli/evliya kavramı:

Kur’an-ı Kerim’de veli/evliya kavramı seksen yedi ayette geçmektedir. Kırk altı ayette Allah’ın insanların velisi olduğunu, iki ayette insanların Allah’ın velisi olduğu, on ayette insanlarla Şeytan arasındaki velilik, diğerlerinde ise iyi veya kötüler arasındaki velilikten bahseder. Yaklaşık olarak on yerde ise Allah’ın ismi olarak geçer.

 Cahiliye döneminde Âl denilen anne baba ve çocuklardan oluşan küçük çekirdek ailelerden başlayan toplumsal yaşam, Iyal, Fasile, Fahz, Batn, Ammare, ve Kabile organizasyonu şeklinde büyüyerek bu insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamaktaydı. Baba veli sıfatıyla anılırdı. Ailesini koruyup gözetmek, geçimlerini sağlamak hayatlarının tümünden sorumlu olan kişiydi baba.

Kur’an’ı Kerim’de elli’ye yakın ayette Allah’ın mü’minlerin velisi olduğuna vurgu yapılmaktadır. Veli, aynı zamanda Allah’ın esmasından kabul edilmektedir. Zira asıl sahip, koruyan, sığınılacak merci, yardımcı, himaye eden Allah’tır. “…Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır…(Bakara 2/257) ; De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, yediren ama yedirilmeyen, Allah’tan başkasını mı veli edineceğim” (Enam 6/14) Ayetleri buna birer örnektir.

Kur’an’ı Kerim’de “Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler.”(Töbe 9/71-72);  “Mü’minler mü’minleri bırakıp kâfirleri veli edinmesinler.” (Ali İmran 3/28) Ayetleri mü’minleri mü’minler arası bir yardımlaşma ve himayeye teşvik etmektedir.

Tasavvufda:

Veli kavramı, bazı çevrelerin elinde çeşitli tasarruflara sahip, olağanüstü imtiyazlarla donatılmış yeni bir şey ifade eden bir kavrama dönüşmüştür. Nitekim İbn Arabi Fususul Hikem isimli eserinde “veliler nebilerden üstündür” tartışmalarına izahatlar getirir ve nebilerin velayet yönlerinin nübüvvet yönlerinden üstün olduğunu uzun uzadıya izah etmeye çalışır.

İmam Rabbani Mektubat’ında velayetin farklı mertebelerinin olduğundan bahseder, bunların en üstününün peygamberimizin ayağının altındaki mertebe olduğunu belirtir. Var olan veya var sayılan bütün perdelerin bu mertebede açıldığını ve bu mertebedeki velilerin vuslatının açıktan gerçekleştiğini uzunca izah eder.

Kuşeyri Risalesinde Velilerin özelliklerinden bahseder. “Velilerin insanların kalplerindeki niyetleri bildiklerini, vahşi hayvanların gelip onlara sığındığını, hayvanlarla karşılıklı konuştuklarını, malları bereketlendirdikleri, dara düşenlerin imdadına yetiştiklerini, ilahi sırlara kulaklarının açıldığını, Allah’tan yazılı mektuplar aldıklarını, ağaçlarla karşılıklı konuştukları, vasıtasız havada yürüdükleri, vefatlarından sonra tasarruflarının devam ettiği, ateşte yanmadıklarını, aynı anda değişik mekânlarda olabildikleri, taşları altına dönüştürdüklerinden bahseder; ise de hepsi yalan ve kendi hezeyanlarından başka bir şey değildir. Hiçbir gerçekliği yoktur.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir