GenelYazarlardanYazılar

İman – Sâlihat

İman; Kendine has mesuliyetleri ve ağırlıkları bulunan, kişiye birtakım sorumluluklar yükleyen, ciddi birtakım tezâhürleri olan bir hakikattir. İman gereği olarak yapılan amellerin karşılığında belli bir derece elde edilir (Âli İmrân/163).

Ey iman edenler, Allah’a, Resulüne, Resulüne indirdiği Kitaba ve bundan önce indirilmiş kitaplara iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkâr ederse, o derin bir sapkınlığa düşmüştür. (4 Nisâ 136)

Bu ayette; “Ey iman edenler! İman ediniz” emri ile dikkat edilirse iman eden kimseler muhatap alınmaktadır. Bu ilk bakışta bazı kimselere tuhaf gelebilir. Fakat aslında bu ifade, burada iki anlamda kullanılmıştır. Birincisi, bir insanın küfürden vazgeçip iman etmesi ve ehli imandan sayılması anlamındadır. İkincisi ise, bir insanın tüm kalbiyle iman etmesi ve ciddi bir şekilde ihlasla düşüncelerini, sevgilerini, hayat tarzını, dostluk ve düşmanlıklarını, ilişkilerini inancına uygun bir biçime sokmasıdır. Ayrıca buna uygun dostluklar edinmesi, düşmanlarını buna göre seçmesi yani tüm yaşamını inancına uygun bir yapıya sokması için çaba göstermesidir. Ayetin ikinci anlamında kâmil bir mümin olunabilmesi için imanın sözde değil özde olması gerektiği vurgulanmaktadır.

Allaha iman etmek, bencillikten toplum yararını gözetmeye dönüşür. Bu aynı zamanda mü’min kulun, Allah’a ve ahiret gününe inandığı ve bu inancını toplum yararına olumlu davranışlar sergileyerek derinleştirdiği ölçüde güç kazanır ve kuvvetlenir. Aksi halde hertürlü küfrün kişiyi Hak yoldan ayırarak bâtıl yollara sürükleyebileceği anlaşılmaktadır.

Burada yine dikkatimizi çeken bir hususta; İmanla ilgili Ayetlerde iman ehli olarak hep Müminler muhatap alınmaktadır. Oysa İslam dinine inanan mensuplarına kaynaklarda genel olarak Arapçada “teslim olan” anlamına gelen Müslüman kelimesine daha çok yer verilmektedir. Bu iki kelime arasındaki farkı anlamak için tarif edecek olursak “iman” konusunun da daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuş oluruz.

Müslüman; Genellikle sadece “kelime-i şehadet getirilerek” İslam dinini kabul etmiş olan kişiye denilmektedir. Bunların henüz kalbine iman tam anlamıyla yerleşmemiştir.

Mümin İse; Kelime-i şehadet getirmekle birlikte Allah’ın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) O’nun kulu ve Elçisi (Resulü) olduğuna inanmaktır. Bununla da kalmayıp Allah’ın Vahiyle bildirdiklerinin tamamına kalpten inananmak, kabul ve tasdik etmek, diliyle de ikrar ederek, bütün azalarıyla ibadet eden

iman-i kamil kimseye denir.

’’Onların Allah yanındaki dereceleri farklı farklıdır. Allah onların yaptığı her şeyi görmektedir.”   (Âli İmrân/163)

” Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” ( Hucurat/10)

Günümüzde ise kardeşlerin arasını düzeltmek yerine ne yazık ki! Müslümanları Müslüman olduğunu iddia edenler öldürmekte, aldatmakta, ticaret alanında ve beşeri münasebetlerinde helal, haram demeden şahsi menfaat sağlamaya çalışmaktadırlar.

”Kim bir Mü’mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.’‘ (Nisa / 93 )

Bugün Müslümanım diyerek birbirlerini öldürenler Mü’min olamadıkları için kardeş de olamazlar. Çünkü: Her Mü’min Müslümandır ama Her Müslüman Mü’min değildir ve onlar yukarıda ki ayetin muhatabıdırlar.

Allah Teâla’nın buyurduğu gibi:

“Ey Mü’minler gevşemeyin, üzülmeyin, Eğer gerçekten inanmışsanız, üstün olan sizsiniz.’’  (Âl-i İmrân/139)

Allah Teâlâ müminleri hor ve hakir durumda bırakmaz.

“Allah, temiz olanı pis olandan ayırmadan; Mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, sizi gaipten haberdar edecek de değildir. Ancak Allah, resûllerinden dilediğini seçer. O halde, Allah’a ve resûllerine iman edin. Eğer iman edip, takvalı davranırsanız, sizin için büyük bir ödül vardır.”

(Âl-i İmrân / 179)

”Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.’‘  ( Enfal/2)

İman edip, sâlihâtı yapanları; içlerinde ırmaklar akan cennetler ile müjdele. Onlara ne zaman yiyecek bir şey sunulsa: “Bu daha önce rızıklandığımız şeydir.” derler. Oysa bu onlara benzer olarak verilmiştir. Onlar için arındırılmış eşler vardır. Ve onlar, orada kalıcıdırlar. (2 Bakara 25)

Salih kavramı İslam’daki ahlaken iyilik kavrayışının dini karakterini ortaya koyar. Salihat, davranış yoluyla bütünüyle dışa yansıyan imandır. İman edenler içlerindeki inanışı, Salih ismine layık bazı fiiller ile göstermedikleri sürece Mü’min olamazlar.

Salih Amel ise; Allah tarafından bütün Mü’minlere emredilen, takvanın gereği olarak yerine getirilen eylemlerdir. Allaha ve Nebilerin risaletine inanıp, iman ilkelerini uygulamaktır. İnanca uyumlu, inançla ayakta duran davranıştır. Salihler kendilerinden önce, toplumun faydasını gözeten kimselerdir.

 “Rabbim, bana hüküm* ver ve beni Salih olanlara kat;”** (26 Şu’arâ 83)

*. Bu duayı Hz. İbrahim (a.s) Nebilik görevini aldıktan sonra yaptığı için, Rabb’inden hüküm, hikmet, ilim, doğru ile yanlışı ayırt etme ve yargı gücü istemektedir.

 

**. Beni Salihlerin arasına kat”: “Bana dünyada içinde yaşanacak Salih bir topluluk ver ve ahirette beni Salihlerle birlikte haşret.” Salihlerle haşrolmakla kurtuluşa ermek aynı anlama gelir. Dolayısıyla, ahirete, mükâfat ve cezaya inanan herkesin duası bu olmalıdır. Salih bir kişi, Dünya’da Allah’ın kendisini ahlâksız ve kötü bir toplum içinde yaşamaktan korumasını ve Salihlerin içine katmasını arzular.

Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ‘sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler. (36 Yâsîn 55)

Bu ifadeden gerçek iman sahiplerinin mahşer meydanında bekletilme eziyeti çekmeyecekleri, hesaba sorulmadan veya kolay bir yargılamadan sonra cennete sevk edilecekleri anlaşılmaktadır. Böylece Allah mahşer meydanında sorguya çektiği mücrimlere bu insanları göstererek, ” Salihlerden olan bu  insanlar için “ahmaklar” diye Dünya’da alay ediyordunuz. Ancak asıl akıl sahibi bunlardır. Çünkü cennete kavuştular, sizler kendinizi akıllı sanıyordunuz. Oysa şimdi işlediğiniz günahlardan dolayı hesap vermektesiniz” diyecektir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; İman Salihatın yerine getirilmesi ve Salih amellerin işlenmesiyle bütünleşerek bir anlam ve değer kazanır. Salihatsız bir iman boş bir çerçeveden ibarettir.

Rabbimize Elest bezminde verdiğimiz biata sadık kalarak,  kâmil bir iman ile iman eden Allah’ın belirlediği sınırları aşmayan Mü’minlerden olabilmek duasıyla hepinize Allah’tan rahmet, mağfiret ve hayırlar diliyorum.

‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı