GenelMektuplara Cevap

Müslüman Bir Anne-Baba Mirasta ve Sev­gide Evlatları Arasında Ayrım Yapması Doğru mudur?

Soru: Bir anne baba sağlığında beş çocuğu olmasına rağmen tüm malını mülkünü çocukların­dan birisine verebilir mi? Mal taksiminde böyle yap­tığı gibi sevgi, ilgi ve şefkatte de böyle yapabilir mi?

Cevap: Allah âdildir adaletli olmayı, adaletle hükmetmeyi, anne ve babaların çocuklarına karşı adaletli davranmalarını emreder. Adalet yeryüzü­nün dengesidir. Dengeyi bozan hiçbir millet ayakta kalamadığı gibi; çocukları arasında dengeyi bozan ailelerde bir arada kalamaz dağılıp gider. Bu neden­ledir ki rabbimiz Nahl suresinde şöyle buyurur:

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

Allah Teâlâ yaratmış olduğu mahlûkatı çeşitli türde, muhtelif renkte, çeşitli biçimde, farklı tat ve lezzette yarattığı gibi; hayvanlardan nebatata, top­raktan suya, renklerden seslere varana kadar her birini farklı özellikler ile yarattığı gibi insanı da çeşit­li dilde, renkte ahlaki özelliklerde yaratmıştır. Bun­ları te’dip ve terbiye ederek bir kılmak için de Kitap ve elçiler göndermiştir. Bunlardan nasibini alanlar kendini, anne babasını, insanları ve tüm mahlûkatı sevip sayan, her bir nesnenin hakkına saygılı olur­ken; kitaptan nasibini almayan, kendinden başka­sını düşünmeyen, bencil kimselerin varlığı da bir vakıadır. Bir ağaçtan topladığımız meyvelerin bile hepsi bir değildir. Kimi son derece olgunlaşmış leziz iken, kimi de olgunlaşmamış yahut kurtlanmış ve çürümüştür. Mevsimlerin, ayların, yılların ve günlerin de hepsi bir değildir. Kimi günler günlük güneşlik gayet hoş iken kimi günler de soğuk ve fırtınalıdır. Ancak her birinin kendine özgü güzellik ve özellikle­ri vardır ki insanoğlu onlardan da istifade etmesini bilmektedir.

Buradan sözü şuraya getirmek istiyoruz. Aynı anne ve babanın evlatları da çeşitli ahlak ve anla­yışta, değişik karakter ve yapıda olabiliyorlar. “Beş parmağın beşi bir değildir” sözü meşhurdur. Bu nedenle beşkardeşin beşi de bir olmuyor. Aralarını bulmak, elden geldiğince te’dip ve terbiye etmek, birbirlerini sevip saymaları için gayret etmekte yine ebeveynlere düşmektedir. Hayatta iken çocuklarının arasını ebediyen ayıracak bir tasarrufun bir daha te­davisi mümkün olmayacaktır. Elbette mal kendisinin isterse hepsini şahsî işleri uğrunda harcaya bilir. Za­rar ziyan karşısında elden çıkarabilir. Buna kimsenin diyeceği bir şey olmaz. Bu durumları anlatan meş­hur bir söz vardır “kişiyi malı kurtarır.” Ancak bunu böyle bir zaruretten dolayı değil de çocuklarından birinin lehine diğerlerinin aleyhine olan bir tasarrufta bulunursa, durum çok farklı olur. Bu uygulama hem adaleti zedeler hem de ebeveyn ile çocuklar arasındaki ilişkiyi çıkmaza sokar. Sonuç aileyi par­çalar. Allah Teâlâ böyle bir zulmü asla tasvip etmez. Adalet, hakkı ait olduğu yere koymaktır diye tanım­lanır. Hakkı ait olduğu yerden başka yere koymak ise zulümdür. Rabbimiz ne zulümden razı olur ne de zalimden. Bu gibi durumlarda rabbimizin tavsiyesi şudur:

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

“Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.”

“O halde gücünüzün yettiği kadar Allahtan korkun. (Allah’a isyandan kaçının.) Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” ( Tegabun 64/13-16)

Rabbimiz bize düşman olan çocuklarımız hakkında dikkatli olmamızı, onları bağışlamamızı, kusurlarını başlarına kakmamamızı ve affetmemizi istemektedir. Ardından kendisinin de affedip bağış­layıcı olduğunu bildiriyor. Biz bize karşı yapılanları bağışlayıcı olalım ki bizim de bağışlanmaya ve ba­ğışlanmayı istemeye yüzümüz olsun. Hz. Ebu Be­kir (r.a.) hakkında nazil olduğu ifade edilen bir ayet vardır. Resulün eşi olan Hz. Aişe validemize iftira edenler arasında olan bir insan için Hz. Ebu Bekir (r.a.) ona asla yardım etmeyeceğine yemin etmişti. Bunun üzerine rabbimiz:

“İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah’ın da sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayı­cıdır, çok merhametlidir.” (Nur 24/22)

Allah’tan rahmet ve merhamet umanların durup düşünmesi gerekmektedir. Kendi adınıza ba­ğışlayıcı olun ki bağışlanmayı istemeye yüzünüz ol­sun.

Bir başka konu ise mirasla ilgili ebeveynlerin yapacağı bir adaletsizliğin düzeltilmesi konusu ile il­gili olarak şöyle gündeme getiriliyor:

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir bi­çimde vasiyet etmek Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur/ farzdır.”

“Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa,bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphe­siz işitir ve bilir.”

“Her kim, vasiyet edenin haksızlığa yahut gü­naha meyletmesinden endişe eder de (mirasçıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Baka­ra 2/180-182)

Son ayetin beyanıyla anlaşılıyor ki, vasiyet eden yahut malı adaletsiz şekilde paylaştıran kim­seye itiraz edilerek hak ve adalet üzere taksimatı gerçekleştiren kimseye bir vebal yoktur. Bunun an­lamı şudur. Anne baba yaptığı vasiyette mirasçıların aralarında bir adaletsizlik yapmışsa onu gören ve düzeltmek üzere vasiyeti değiştiren kimse, vasiyeti değiştirdiği için günah işlemiş olmamaktadır. Yapı­lan işi aslına döndürmek, Allah Teâlâ’nın emretmiş olduğu hukuku tatbik etmiş olmaktadır.

Mirasın taksimi ile alakalı şahısların payları hususunda ise bu ölçü şöyle belirtilmiştir:

“Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fay­da bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.” (Nisa 4/11)

Şimdi ise kadın öldüğü zaman onun mirasının üzerindeki paylar da şöyle veriliyor:

“Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız va­siyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bı­raktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine al­tıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortak-tırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah’tan size vasiyettir. Allah her şeyi hak­kıyla bilendir, halimdir.”

Bu anlatılanların önemi ise şöyle ifade ediliyor:

“Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim

Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, ze­mininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; ora­da devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.” (Nisa 4/12-13)

Bunca ayrıntıdan sonra hislerimize kapılıp kendimizce davranmanın sonunun nasıl olduğunu açıkça görüyoruz. Amacımız rızayı ilahi ve ebedi kurtuluş ise, Allah’ın gönderdiği kitaba, çizdi hududa uymak zorundayız!..

Sorunuzun ikinci kısmında dile getirdiğiniz gönüldeki sevgi konusu ise; hak hukuk konusu gibi değildir. Elbette itaatkâr evlat, hizmet ve hürmeti ile sevginizi kazanırken, isyankâr ve yaramaz olan evladınız da aynı sevgiyi göstermeniz mümkün de­ğildir. Bir atasözü vardır; “dağlar yemişi ile evlatta yumuşu ile sevilir” diye. Ancak bunu açık bir düşmanlığa dönüştürmek doğru değildir. Rabbimiz eş­ler arasındaki sevgiyi ve ilgiyi anlatırken şöyle bir ölçü veriyor:

“Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar ara­sında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz. Ancak birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Bakara 2/129)

Burada gönlünde vesvese olan evlatların du­rumu da aynen birden fazla olan eşlerin durumu gi­bidir. Ne kadar uğraşsanız da aralarında eşitliği sağlayamazsınız. Kur’an da açıkça anlatılan Yusuf (as) ile kardeşlerinin durumu malumdur!.. Ancak ebe­veynler de o farklı sevgiyi gönlünde tutarak elin­deki imkanları çocuklarına verirken hududullahı göz önünde bulundurduğu takdirde, gönlündeki farklı olan sevgiden dolayı Allah onları muaheze etmez inşaallah! Çünkü işin bu boyutu tümüyle insanın kendi elinde değildir. Bu insan fıtratının bir sonu­cudur. Adaletle zulüm, iltifatla hakaret insanın benliğinde aynı karşılığı bulmaz. Bunun sebebi insana verilen fıtrattır. Bu nedenle itaat eden evlatla ilgisiz duran evlada karşı gönüldeki alakada bir olmaya­caktır. Ancak “bir kavme olan kininiz sizi adaletsizli­ğe götürmesin”(Maide 5/8) ayetini göz önünde bulundurmak kaydıyla!..

İslamı seçen, hak ve adalet üzere olmayı şiar edinenlere selam olsun temennilerimizle!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı