
Emin Olmakla Başlayan, Hareket
Tevhit ve Şehadet birbirinin izdüşümü olarak hayatı tam merkezinde, Sosyal siyasal ekonomik iktisadi hukuki alanların tesiri altında bulunması gerekmektedir. Bunlar hem itikadın hem de amellerimizin olmaz ise olmazıdır.
Kuran “Hüküm kitabıdır. Onunla hükmedilmesini istemeyen, talep etmeyenler! İman iddialarının altının da üstünün de BOŞ olduğunu bilmelidirler. Her ne kadar; İnsanların Kur’an’a bağlılıklarını dile getirmeleri, O’nun hükümlerini hayat rehberi olarak kabul etmedikleri sürece hiç bir öneme sahip değildir!
İlk Müslümanlar, Kur’an’ın bireysel ve toplumsal hayata uygulamak için okuyorlardı.
Günümüzde ise, insanlar Kur’an’ın hükümleriyle hükmedilmesini aşırı veya gereksiz bir din anlayışı olarak görüyorlar. Bu kısa ifade ” cehaletin ve zilletin boyutunu gösteriyor.
Fakat çoğunluğun sahip olduğu bu din anlayışına rağmen, Kur’an’ın hükümleriyle hükmedilmesini esas almayanların İslam ile bir bağlarının kalması da mümkün değildir! Kalabilir mi? Kalması mümkün olabilir mi?
Dolayısıyla, Kur’an’a bağlılık, haramını haram, helalini de helal olarak kabullenmek demektir. Bu aynı zamanda hukukunun, siyasetinin, iktisadının, itikadının ve amelinin de kabullenilmesi iman) edilmesi, hayatta görmek istenilmesidir.
İslam’ın tevhidini görmezden, anlamazdan gelip, sadece Adaletten bahsetmek modern hurafelere meyletmeyi beraberinde getirmektedir.
Hümanizmin (sözde insan sevicilik) kapitalizmin(konfor) Salt aklın verileri ile hareket, Dünyevileşme (laik demokrasi )gibi Allah’ın hükümlerine rağmen hüküm(yasa koymak/yapmak) Hadsizliğini beraberinde getirmektedir.
Tevhit ve adaletin arasını açmak/kopartmak Allah ile elçisinin arasını açmakla eş anlamlıdır. Allah’ın hakkına riayet etmeyenlerin kulların haklarına riayet edebileceklerini zannetmek insanın kendisini aldatmasıyla mümkün olan bir düşünceyi ne ile izah edebiliriz.
Kendilerini Müslüman sayan, İnsanların Allah’ın adını anmayı yeterli görüyor olmalarına rağmen, önemli olanın Allah’ın adı ile iş yapmak olduğunun farkında değildir!
Allah’ın adını anmayı değerli kılan da, aslında Allah’ın adı (besmele) onun kuralları ile eylemde bulunma bilincine ve kararlılığına sahip olmaktır.
Müslümanları müşriklerden ve münkirlerden ayıran farklılık da, Allah’ın adını anmak değil, Allah’ın adı (hükümleriyle, kanun ve kuralları )ile yaşamayı kabul etmeleridir.
Buna rağmen insanların çoğu, Allah’ın adını anmayı, hayatı O’nun adı ile(hükümleriyle) düzenlemeye tercih edebiliyorlarsa, kendilerini Allah’ın adı ile aldatmaya da devam edecekler demektir!
Şahitlik(şehadet) Allah’ın varlığını kabul etmekle yetinmek değil, O’ndan başka ilahları reddetmektir!
Şehadet; Allah Teâlâ’nın hükmüne rağmen hükümler ve hüküm koyucular kabul etmemektir!
Tevhitle şirk (hakla batıl) arasında ayırım yapabilmek ve tevhitten yana tavır alabilmektir.” Hüküm ancak Allah’ındır'(Yusuf 40) ve ‘şefaat bütünüyle Allah’a aittir'(Zümer 44) diyebilmektir.
“Hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi içindir'(En’am 162) şuuruyla Allah’a kul olmayı hayatın yegâne gayesi haline getirebilmektir.
Sadece geleneksel hurafelere değil, modern hurafelere de tavır alabilmektir.
Tağutların/zalimlerin varlığını tespit edebilmek ve onlara meyletmemektir!
Allah yolunda öldürülmek için çaba göstermek değil, Allah yolunda bir ömür yaşayabilmek için çaba göstermektir.
Velhasıl, ; Müslümanlık iddiasındaki insanların çoğunun Kur’an’ı mehcur bıraktığı(terk edip önemsemediği) bir dönemde, meselelere Kur’an’ı önceleyerek bakabilmek ve Kur’an’a göre bir din anlayışını savunabilmektir.
Tevhit ve şehadet birbirinin izdüşümü olarak hayatı tam merkezinde, Sosyal siyasal ekonomik iktisadi hukuki alanların tesiri altında bulunması gerekmektedir. Bunlar hem itikadın hem de amellerimizin olmaz ise olmazıdır.

