
Değerli okuyucularımız!
Rahmeti sonsuz merhameti sınırsız olan Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi tüm müminlerin üzerine olsun! Bizleri bir Ekim ayına daha ulaştıran rabbimize ne kadar hamd etsek azdır.
Rabbim zamanı idrak etmemiz için, yılları dilimleyip aylara, ayları haftalara, haftaları günlere, günleri saat dakika ve saniyelere bölerek zamanın bizim üzerimizden akışını takdir etmiştir. En küçüğünden başlarsak saniyenin altmışta birine salise diyoruz; saliseler ardı ardına sıralanarak yaşayacağımız bir ömrü oluşturmaktadır. Ömrümüzün sonlandırılması da bu saliselerden birinde gerçekleşecektir. Yani bir salise önce hayattayız bir salise sonra hayatımız sonlandırılmış olacak. Uğruna yapmadığımız fedakârlık kalmayan hayat, bu kadar kısa bir zaman diliminde sönüp gidecek. Aynen düğmesine basınca sönen lamba gibi!..
Güngörmüş bir ihtiyara ömür nedir diye sorduklarında şöyle demiş: “Gözünü açıyorsun doğdu diyorlar, kapatıyorsun öldü… Bu ikisi arasındaki göz kırmaya da ömür diyorlar.” Değişmeyen bu yasayı, dünyaya gelen her canlı mutlaka yaşayıp görüyor. Ancak; kimi sağlam kimi sakat, kimi güçlü kimi zayıf, kimi zengin kimi fakir, kimi külfet kimi nimet paylaşıyor. Sonuçta mukadder olan mutlaka başa geliyor. Ancak inanıyoruz ki her nimetin hesabı sorulacak; her külfetin karşılığı verilecektir. Ümmetin bir kısmı Arakan da, Myanmar (Burma) da, Gazze de Lübnan da… Zulmün her çeşidini görüp, mahrumiyetin tarifsiz acısını tadarken; diğer coğrafyalarda refahın dibine vuranlar zannetmesinler ki bu hayat böyle gidecek bu devran böyle dönecek!
“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” Rabbimiz bir gün bu hesabın döneceğini ve herkesin yapıp yaşadıklarının karşılığını göreceğini haber veriyor.
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun karşılığını görür.” “Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.” (Zilzal 99/7-8)
“Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.” “insan bilsin ki (hesap günü) kendi çalışmasından başka bir şeyin (kendisine yararı) olmayacak.” “Ve çalışması da yakında görülecektir.” (Necm 53/38-40)
O yakın denilen gün ise, yeniden dirilip herkesin hesaba çekileceği gündür.
“O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.” (İnfitar 82/19)
Ümit ederiz ki o gün rabbimizin rahmetine ve merhametine mazhar olan kullarından olalım. Dünyada mazlumların yanında duran, yetim ve yoksulların elinden tutan, açları doyuran, çıplakları giydiren sokaklarda hayat süren, uyuşturucu bataklığında çürüyen yavrularımızı kurtarmak için çalışan insanlara yoldaş olalım. Çorbada tuzumuz bu yolda izimiz bulunsun…
Değerli okuyucularımız!
Halkımız ve dünya insanları konforundan ödün vermeden yaşarken; Gazze de her gününü bin bir kâbusla geçiren yakınlarını, evlatlarını ve ebeveynlerini kaybederek yaşamaya alışmak ve hazmetmek hiç kolay olmasa gerek. Savaşın ilk günlerindeki çocuk ölümlerine duyarlılık gösteren, duygulu ve duyarlı konuşmalar yapan insanların da, artık işi sessizliğe bıraktıklarını görmek ayrı bir hüzün kaynağımızdır. Dillerde dua, gözlerde yaş, yüreklerde hüzün, hayatta eylem ile katkıda bulunan tüm insanların Allah azmini artırsın, ecirlerine ecir sabırlarına sabır, metanetlerine devamlılık versin inşallah. Gazze’de olayın tüm acı ve sıkıntılarını bizzat yaşayan kardeşlerimize de Allahtan yardım, sabır ve metanetlerini artırmasını niyaz ediyoruz.
İmkânı olan kardeşlerimizden gereken desteklerini maddi ve manevi olarak Allah rızası için devam ettirmelerini temenni ediyoruz. Bu insanlar birden çok düşmanla birden savaşmak zorunda bırakılıyorlar. Hem İsrail’e karşı hem de açlık susuzluk ilaçsızlık hastanesizlik ve her türlü barınma korunma imkânlarından yoksun olarak ayakta durmaya ve oransız bir zulme karşı koymaya çalışıyorlar. Bizler ise arenada hayatta kalmak için savaşan roma esirlerini seyreden seyirciler gibi olup biteni seyrediyoruz. Bunun verdiği acı ise ölmekten ve öldürülmekten daha beterdir. Ölümle yüzleşen insan bir kere ölür ve acılar biter. Fakat böyle bir durumda inanan ve akleden için her saniye ölümden beter gelmektedir. Çünkü düşman gözünüzün içine bakarak sevdiğiniz, saydığınız, değer verdiğiniz ve her türlü imkandan yoksun biçare insanları öldürüyor, fakat siz bir şey yapamıyorsunuz!.. Onların yerinde kendimizin, anne babamızın ve ya evlatlarımızın olduğunu düşündüğümüzde halimiz nice olur ise; bu vaziyette yaşayanların durumları da aynıdır. Küfrün hâkim olduğu dünyada durum hep aynı olmuştur.
Bu nedenle rabbimiz iman edenlere olması gereken hedefi şöyle gösteriyor:
“(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.”(Bakara 2/193)
“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yapmakta olduklarını görendir” (Enfal 8/39)
Bu ayetler bize çok önemli bir gerçeği daha hatırlatıyor. Birincisi Fitneden eser kalmaması, ikincisi ise dinin tamamen Allah’ın olması.
Fitne nedir? Fitne İslam’da imtihan anlamında kullanıldığı gibi insanları Allah’tan ve onun dininden uzaklaştıran her şey için kullanılmıştır. Hatta Allah ile kul arasına giren mal ve evlat sevgisi de fitne olarak değerlendirilmiştir. Kulu Allahtan uzaklaştıran ne varsa fitnedir. İslam bunlarla mücadele ederek insanın yüzünü Allaha döndürmesi için mücadele etmeyi iman edenlere bir görev olarak yüklemiştir.
Dinin tamamen Allah’ın olması konusunu ise şöyle ifade etmek mümkündür: Din insanların ferdî ve toplumsal hayatını düzenleyen sistem demektir. İslam dini tüm insanlığın hayatını düzenleyen yasalara sahiptir. Müminlerin hayatını inananlar iman edenler diye başlayan ayetlerle düzene nizama koyduğu gibi; Müslüman olmayanların hayatını da Ehli kitap ehli zimmet olarak ele alır. Böylece İslam tüm dünyayı bu minval üzere düzenler. Hayata hükmeden yasalar tümüyle Allahın oluncaya kadar küfürle İslam arasındaki savaş devam edecek demektir. Böylece Allah Teâlâ’nın adaleti tüm insanlığa müminlerin eliyle ulaştırılmış olacak; Filistin halkının, Arakan halkının Afrika halklarının ve Amerika yerlilerinin yaşadığı emperyalizmin zulüm ve soy kırımları yaşanmayacaktır. Allah müminlere böylesine ulvi bir görev vermiştir. Bu gün bu görevimizi ihmal etmenin acı sonuçları ile yüzleşmekteyiz.
Evet, yaşananlar konusunda içimiz acıyor; ama bu acının sebebi ilahi uyarıları zamanında dikkate almayışımız olduğunu unutmayalım. Allahın resulü müminlere bu gerçeği şöyle hatırlatıyor:
“Şeref atların alınlarında zillet ise öküzlerin arkasındadır.” Yani şeref istiyorsanız atlara binip Allah için cihada giderseniz şerefli olursunuz; bunu yapmayıp dünya malına tamah edip öküzlerin arkasına düşer toprağa bağlanır kalırsanız zillete düşersiniz. İzzetiniz şerefiniz düşmanların eliyle yok olur. İşte bu gün İslam âleminin içinde bulunduğu durumun ana sebebi bu olsa gerek! İslam toplumu dünyevileşerek toprağa sarılınca toprağa çakılıp kaldılar. Allah yolunda cihat etmeyi unuttular. Biz Allah için cihat etmeyi unutunca; Allah da bize bizi unutturdu.
“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar fasık kimselerdir. “ (Haşr 59/ )
Rabbimiz, Fasıkların akıbetini Firavun ve halkının üzerinden şöyle anlatıyor:
“Firavun, kavmini küçümsedi/ ‘bir şey anlamayan ahmak yerine koydu’, ama onlar yine de kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar, fasık olan bir kavim idi.” (Zuhruf 43/54)
(Fasık; en hafif ifadeyle helal haram gözetmeden işine gelen her şeyi yapan ilkesiz kimseler demektir.)
Bu ayetin mesajını oluşturan anahtar kelime “FESTEHAFFE.” (Noktalı Hı harfiyle) Kelimenin mazisi Ha. Fe. Fe. Lügatlerde anlamı kullanıldığı yere göre; hafifletmek, Küçük düşürmek, gevşeklik yapmak, kolayca taşımak gibi anlamlara gelmektedir.
Bu ayete mana verenler bu kelimeye aldatmak, küçümsemek, hakaretle bakmak gibi anlamlar vermişlerdir. Bir kısmı da “Tahfif etti” şeklinde Arapça orijinalini tercih etmiştir.
Aslında bir şeyi kolayca taşımak için yâda hafifletmek için onu ağırlaştıran ne ise ondan ayırmak gerekir ki kolayca taşıyalım. Mesela içi dolu olan bir sandığı, dolabı kolay taşımak için içini boşaltırız. İşte Firavunun yapmış olduğu da budur. Halkını istediği yere getirmek, kendi görüş ve düşüncelerini kolayca kabul ettirebilmek için halkının fikri ağırlığını oluşturan değer yargılarını değiştirecek uygulamalar, manipülasyonlar, algı operasyonları gibi uygulamalar ile kendisini onlara kabul ettirir bir duruma getirdi. Artık millet onun ağzına bakar bir vaziyete geldiği için, onun her dediğini doğru kabul eder oldular. Bunun için zamanın medyası olan sihirbazlarını, kâhinlerini ve tapınak azizlerini kullanmıştır. Bunlar da halkı algı operasyonları ile manipüle ederek firavunun rabliğine inandırmışlar. Bu nedenle Musa (a.s.) halkı ve firavunu Âlemlerin rabbine imana ve ibadete çağırınca firavun onlara kendinden emin bir vaziyette; “Ene rabbikümül a’la” “ Sizin en yüce rabbiniz benim» demişti.
Bu kelimenin bu ayetteki anlamı; halkını hafife alması, küçük görmesi, hakaret etmesi gibi anlamlardan daha ziyade halkın zihniyetini değiştirmek için o günün medya gücünü kullanarak hafızalardaki eski bilgileri boşattığını / değiştirdiğini ifade etmesi daha uygun düşmektedir.
Bu kısım çok önemlidir ki, bu günün müstekbirleri de aynı yöntemi kullanarak, ümmetin hafızasını silmeye çalıştıklarına yakın tarih şahittir. Yazılı sözlü ve görsel medyayı kullanıyorlar. Kurdukları haber ağı ile tüm dünyayı onlar bilgilendiriyor. Çağdaş haber ağını kuranlar, bundan daha vahim yalanlarla olaylar hakkındaki haberleri oluşturup dünyaya yayıyorlar. Zalimi mazlum mazlumu zalim olarak gösterebiliyorlar. İşin bundan daha garibi dünya bunlara inanıyor. Çünkü başka alternatifleri yok. Zaman uzadıkça hassasiyetler köreliyor bunlar da meşru hale geliyor. Yıllardır temelden tavana eğitim yöntemleriyle, bu uğurda verdikleri mücadeleler ile insanların inançlarını değer yargılarını, dinini ve ahlak anlayışlarını değiştirmek için her yolu denediler. Ne gariptir ki bunu da büyük oranda başardılar. Hem nefisler üzerinde hem de nesiller üzerinde muvaffak oldular. Örnek mi istiyorsunuz? Sizin uğruna can verdiğiniz değerleriniz için çocuklarınızın ne düşündüğüne, nasıl yorumladığına ve neler yapabileceklerine bakabilirsiniz. Bunun batısı doğusu, İslam’ı Hıristiyan’ı yok. Bir Alman gencine soruyorlar, Almanya için ölüme gider misin? Genç parmağını kafasına götürerek, “ben deli miyim” diyor? Nesiller mankutlaştırılıyor. Haz ve hıza köle yapılıyor.
Aynen firavunun halkını İstihfaf ettiği gibi küresel üst akıl, medya sihirbazları ve yerli işbirlikçilerin de yardımı ile bu değişimi gerçekleştirmeye çalışıyorlar. İstisnalar kaideyi bozmasa da çoğunluk bu tuzağa düşmektedir. Yediden yetmişe gözünü medyadan alamayan ve verdiği bilgilere itibar eden, sergilediği ahlakî seviye(sizlik) den rahatsız olmayan bir vaziyete gelmiş olmamız; ne halde olduğumuzu anlatmaktadır. Bu durum karşısında ne yapalım sorusunu soranlara rabbimizin şu ayetini hatırlatarak halimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz:
“Ey iman edenler! Allah’a, resulüne, resulüne indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaba (/kitaplara) da iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve kıyamet gününü inkâr ederse uzak bir sapıklıkla (haktan/ doğru yoldan) sapmış olur.“ (Nisa 4/136)
Rabbimizin buyurduğu gibi kurtuluşun yolu yeniden fabrika ayarlarına Kur’an’a dönmektedir. Zira bu kitap için rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şanınız şerefiniz ondadır; hala akletmeyecek misiniz?” (Enbiya 21/10)
Elimizden alınan bütün değerlerimize kavuşmanın yolu budur. Bu toplumun akletmesinin titreyip kendine gelmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Rabbimiz akletmeyenleri Furkan suresi 44. Ayetinde davarlara benzetiyor. Davarların hali ise malum olduğu üzere güdülmektir!..
Değerli okuyucularımız!
Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.
Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz…


