
Âdem’in İki Oğlu Neden Birbirine Düşman Oldular?
Soru1: Âdem (a. s.) ın iki oğlu Habil Kabil birbirleriyle neden hasım oldular. Onlar bu hale gelirken babaları bu olaylardan nasıl haberdar olamadı?
Cevap: Ve Aleyküm Selam Şeref Kardeşim! Bu sorunumuzun doğru çözümü için konunun da-yandırıldığı esas bilginin kaynağına gitmemiz, sorunumuzu çözmek için elzemdir. Gündeme getirilen mesele insanlık tarihinin başlangıcını oluşturduğu için Kur’an’ın dışında konuyu aydınlatacak malumat bulmak mümkün değildir. Bu konu bizim için gaybi bir konudur. Gaybın sahibi ise sadece Allah’dır. Bu konularda tüm insanlık onun vereceği bilgiye muhtaçtır. Kur’an’da bu konuyla ilgili bilgi ise şöyle ifade edilmektedir:
“Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani onlar birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kardeşine: «Andolsun seni öldüreceğim» dedi. Diğeri de «Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder» dedi (ve ekledi:)
“Andolsun ki sen, beni öldürmek için elini uzatsan bile ben, sana öldürmek için elimi uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
“Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklar-dan olasın; zalimlerin cezası işte budur.”
“Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.” “Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım ki, kardeşimin cesedini gömeyim” dedi ve ettiğine pişman oldu.” (Maide5/27-31)
İşte bu konuda verilen malumatın tümü bu kadardır. Dikkat edilirse ayetin orijinalinde ne kadın var nede kıskançlık. Böyle olmasına rağmen insanlar bu olayın kadın yüzünden olduğunu kendileri ilave etmişlerdir. Çünkü metinde “kıskançlık nedeniyle” ibaresi yok. Bunu kendi ön kabullerine göre ilave etmişlerdir. Bu kıskançlığın da kadın sebebiyle olduğu zannını öne çıkartarak böyle asılsız bir senaryo ortaya koymuşlardır. Dikkat ederseniz ayetin mealine ilavede bulunmadan metni olduğu gibi meallendirdim. Orada kıskançlığı ifade edecek bir kelime yoktur. Hem olsa bile kıskançlık sadece kadın yüzünden olmaz ki. Her şey olabilir iken niçin kadın konusu? Çünkü insanlar senaryoyu zihninde öyle oluşturmuşlar. Bunların hiç birisi gerçeğin ifadesi değildir. Dikkat edilirse 27. Ayette: “Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat” buyrulmaktadır. Gerçek bu ise ki, biz öyle inanıyoruz. Başka türlü inanmamızı gerektirecek herhangi bir bilgi de verilmiyor. Bilgimiz olmayan konuda konuşmak ise karanlığa taş atmak, zanlarımıza tabi olmaktan başka bir şey olmayacaktır. Allah katında Zan ise gerçekten hiçbir şey ifade etmez:
“Hâlbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz gerçekten hiçbir şey ifade etmez .) (Necm/ 53/28)
Dikkat edilirse ayette ifade edilen iki kardeşin Allah’a birer kurban takdiminde bulunmuş olmalarıdır. Ancak birinin kurbanının Allah tarafından kabul edilmediği anlaşılıyor. Kurbanı kabul edilmeyen, bu olayın sebebini kendinde arayacağı yerde kardeşini suçluyor ve bu nedenle “seni öldüreceğim” diyor. Olayın görünen boyutu budur. Halkın diline düşmüş olan senaryo ile ilgili burada bir karine görünmüyor. Müslüman olarak bizi bağlayan ayetlerde anlatılan kadarıdır. Buna ilave edilen senaryoların hepsi zandan başka bir şey değildir. Böyle zanni bir şeye inanmak ise caiz olmadığı gibi rabbimiz tarafından da zanna inanmaktan sakındırılmaktayız.
Babalarının bu olaydan haberinin olmama konusuna gelince; Kur’an’da benzer bir olay daha anlatılmaktadır. Yakub (as)ın çocukları kardeşleri Yusuf’u babalarının çok sevmesini kabullenmeyerek kardeşlerine tuzak kurmuş ve kurulan tuzağı gerçekleştirmişlerdi. Fakat bu durumdan babaları bir Elçi olmasına rağmen haberdar olamamıştı. Bu nedenle Âdem (as) ın da bundan haberinin olmaması normaldir. Bunların her biri Allah Teâlâ’nın bizlere sunduğu ibretlik olaylardır. Bize bu gün insanlar olarak kardeşlerimize neler yapa bileceğimizi anlatmak için anlatıldığına inanıyoruz. Benzer olayların bu günde sudan sebepler ile yapıldığına şahit olmuyor muyuz? Trafikte kırmızı ışıkta dururken yeşil yanınca iki saniye gecikti diye arkadan korna çalanın önüne kırıp adamı kafasından vurarak öldüren psikopatların varlığını biliyoruz. İşte bunlar da bu günün Âdemlerinin çocukları! Al birini vur ötekine. Cins ve cibilliyet aynı! Olay olurken bunların da anne ve babalarının hiç birinin haberi olmamıştır. İnsan denilen varlık akıllı bir canavar olduğu zaman onu zabdetmek oldukça zordur. Bu nedenle âdem (as ) da onların ne yaptıklarından, niçin yapıkların-dan haberdar olmayabilir. Bu gün bizlerin de evlat-larımızın ne yaptığından haberimiz olmuyor. Ancak olayın vukuundan çok sonraları el âlem ile birlikte duymuş oluyoruz.
Âdem’in çocukları nasıl evleniyorlardı?
Soru: Bilinen şu ki çoğalmaları için tabii ki kardeşlerin birbiriyle kardeş kardeşle evleniyordular. Yine piyasada şöyle bir söylem var bu evlenme işi ikinci üçüncü doğumdakiler sıraya konularak oluyormuş. Sıra Habil’e gelmiş onun sırasındaki alacağı kızı Kabil beğenmiş bundan dolayı araları açılmış deniliyor öyle mi?
Cevap: Âdem (as)’ın çocuklarının nasıl evlendirildiği ile ilgili bildiğimiz Kur’anî bir malumat yok. Eğer bizim bilmemiz gerekse idi elbette gereken malumat verilirdi. Biz âdem (as)’a nasıl bir şeriat verildiğini bilmiyoruz. Bu konuda işaret edilen “her birinize bir şeriat verdik” şeklinde ifade edilmektedir:
“Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.” Maide 5/48
Birinci sorunun cevabında kısmen değinmiş olmakla beraber, bu konudaki takip etmemiz gereken yöntemi yeniden hatırlatmak istiyoruz. Bunun için Rabbimizin Kur’an da hakkında bilgi vermediği konularla ilgili ne yapmamız gerektiğini beyan eden ayetlerden bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyoruz:
Ehli kitap İbrahim (as ) hakkında tartışıyor Rabbimiz de onlara şöyle cevap veriyor:
“İşte siz böyle kimselersiniz! Haydi, hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartışıyorsunuz; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda ne diye tartışıyorsunuz! Hâlbuki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.” (Al İmran 3/66)
“İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.” (Ali İmran 3/67)
Yine Yusuf (as) ve kardeşlerinin olayını anlattıktan sonra şöyle buyuruyor:
“Ey Resulüm! İşte bunlar sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf’un kardeşleri) tuzak kurmak ve planlarını kararlaştırmak için toplandıklarında sen onların yanında değildin.” (olayın bunca ayrıntılarını biz haber vermeseydik sen nasıl bilecektin?) Yusuf 12/102
Ashabı kehf ‘in sayıları hakkında ileri geri konuşanlar için de Allah Teâlâ, Elçinin izlemesi gereken yöntemi şöyle belirliyor:
Onların sayılarını en iyi bilen Allah, sayıları şudur demiyor. Hem de “bu konuda kimseye bir şey sorma” buyuruyor. Eğer onların sayılarını bilmenin insanlara bir faydası olsaydı Allah Teâlâ, direk olarak elçisine onu da bildirirdi. Bununla bizlere mesajın hangi boyutuyla ilgilenmemiz gerektiğinin bilgisini veriyor:
“(İnsanların kimi:) «Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir» diyecekler; yine: «Beş kişidir; altıncıları köpekleridir» diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) «Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir» derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan pek azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden de bir şey sorma.” (Kehf 18/22)
Rabbimiz bilgi vermediği konularda konuşmak sadece konuşmaktır. Gerçekleri değil kendi zanlarımızı konuşmak olacağından bu işin hesabını Allah’a veremeyiz. Âdemin çocukları şöyle evlenirdi, böyle boşanırdı şeklinde Kur’an hiçbir şey söylemiyor. Onların aile hukuku şöyleydi demiyor. Şunları onlara helal bunları haram kıldım demiyor. Kısaca biz haddimizi bilip bizden istenenleri yapmaya çalışmalıyız. Bilgimiz olmayan konularda konuşmak bizim için doğru bir hareket değildir. Allah Teâlâ’nın onlar için nasıl bir yasa koyduğunu da bilmiyoruz. Bu nedenle bilgi verilmeyen konularda konuşmayıp Rabbimizin hükmüne teslimiyet göstererek susmanın daha doğru bir davranış olacağına inanıyoruz. Bizler bize verilen şeraite göre Âdemin çocuklarını yargılayamayız. Her ümmet Allah Tealanın kendileri için koymuş olduğu yasalardan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. Verilmedik emirden konulmadık yasaktan dolayı kimseyi mahkûm etmek doğru değildir.



