GenelYazarlardanYazılar

Tükenen İnsan

‘’İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir! ‘’(İsra:11 )

Yaşantımız boyunca dünyanın hızlı bir biçimde değiştiğini, pek çok özelliklerin tükenişine şahit olurken, Türkiye genelinde de hızlı bir şekilde, maddi ve manevi her şeyi tükettiğimizi ve de değiştiğimizin farkında olmadan, hayatımızı, geleceğimizi, dini vecibelerimizi düşünemiyor, dolayısıyla hayatımızı farkına varmadan heba ediyoruz. Günümüzde her şeyi hızlı bir şekilde yaşadığımız için durup bir durum değerlendirmesi yapma imkânı bulamıyoruz. Çünkü çok acelemiz var, çünkü daha çok kazanmaya(! )ihtiyacımız var ve bunlarla yıllarca övüneceğiz (!) çevremizdekilere hava atacağız(!) düşüncesi var. Hayatımızı bu şekilde sıkıntı ve ihtiraslarla doldurmaktan, etrafımızda, dünyamızda oluşanlardan, manevi mesuliyetlerimizden uzaklaşmaya sonunda dünyevileşmenin içinde ezilip gittiğimizin farkında bile olamıyoruz.

‘’Mahşer günü huzurumuza çıkacaklarını hiç hesaba katmayan, dünya hayatını âhirete tercih ederek nihaî mutluluk, tatmin ve huzuru onda arayan ve hem kevnî hem de kavlî âyetlerimize büsbütün ilgisiz kalanlara gelince..’’ (Yunus:7 )

Hayatımızı sürekli kazanma hırsı uğruna heba etmemizin toplumsal hayatımızda olumsuz gelişmelere de sebebiyet verdiğini hiç mi…hiç düşünmüyoruz.. Tek arzumuz süratle dünyevileşmek. Dünyevileşme  ekseninde , çocuklarımıza, eşimize, ailemize daha güzel bir hayat bırakmak, ev almak, araba almak, mal mülk bırakmak adına sürekli kazanma hırsıyla bir şeylere odaklanıyoruz. Bunları yaptığımız zaman,toplum ve akrabaların baskısını kırmış bir zafer kazanmış edası ile ailemize, çevremize daha faydalı olduğumuz düşüncesi bizleri yönlendirmektedir.

‘’Fakat onlar öyle kimselerdir ki, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Dünyada yaptıkları şeyler orada tamamen boşa gidecektir. Çünkü, iyilik namına yaptıkları işler, inanç ve iyi niyetten yoksun olduğu için, hiçbir değer taşımamaktadır.’’(Hud:16)

Toplumun ; ‘’Olmayan manevi değerler’’ baskısı aklımıza gelmediği gibi eksikliğini de duymuyoruz. Yaşantımız gereği en azından başımızı sokacak, tehlikelerden korunacak bir evimizin olmasını isteriz bunlar makuldür ama çocuklarımızı, torunlarımızı vb. kuşaktan kuşağa herkesi kapsayacak bir serveti kazanabilir miyiz( ?) Allah bilir. Çünkü bazı şeyler Allah’ın dilemesiyle olur. Kiminin imtihanı varlık/kiminin imtihanı yokluktur.

Her canlının rızkı ezelde Allah tarafından takdir edilmiştir. İnsanların ömürleri ve nefesleri nasıl belli ise, rızıkları da aynen belirlenmiştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerîm’de birçok ayet-i kerime vardır:

“Birçok canlı, rızkını kendi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir.” (Ankebut 60)

“Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır.” (İsra 30)

“Allah’tan korkana, ummadığı yerden rızık gelir.” (Talak 2-

Bunların tamamı ve takdiri Allah’a aittir. Yaratılış itibari ile hiçbir insanın şartları bir değil, herkes aynı durumda değil, aynı imkânlara sahip değil. Belki dünyanın dengesi de böyle sağlanıyor. Bir tarafta güçlüler, diğer tarafta güçsüzler. Sana ne kardeşim dünyanın düzeni bu diyebilirsiniz. İşte anlayış dediğimiz bir kavram var ki güçlü ile güçsüzün arasındaki dengeyi sağlayacak, adalet ile adaletsizliğin arasındaki ince çizgiyi koruyarak dengede tutacak mümin insanda vijdan var. Kazanma hırsı arasında kendimizi durup dinleyemediğimiz , düşünüp tefekkür edemediğimiz ,son durak olan ahiretimize hazırlık yapamadığımız için gafil ve anlayışsız bir toplum olarak hayata devam ediyoruz. Aslında Rızık ezelde takdir edilmiştir. Ezelde takdir edilen Rızık taksimatına inanmayan veya az bulanların geceli gündüzlü çalışmaları ve çırpınmaları sanki Allah’ın takdirini  zorla değiştireceğine inanan ,inancı ve beklentisi tükenmiş insanların haleti ruhiyesi dir. İmanın esaslarından biride Rızka Yüce Allah’ın kefil olduğuna inanmaktır. Unutmayalım ki: Allah(c.c ) her yarattığının amellerine değil,sadece rızıklarına kefildir. Bu nedenle, rızık ve dini ameller için yeterince çalışıp gerisini yüce Allah’a bırakarak ,tevekkül etmektir. MÜMİN VE MUMİNELER her zaman Yüce Allah’a (c.c. ) tevekkül ettikleri için hiçbir olumsuzluk karşısında tükenmezler,umutlarını kaybetmezler.

“Allah’tan korkana, ummadığı yerden rızık gelir.” (Talak :2-3)

Bir kimse, Allah’ın emrine uygun olarak çalışır, rızkını helal yoldan kazanırsa, o rızık kendisine bereketli ve hayırlı olur. Hem dünyalık kazanır, hem de sevap elde eder. Ancak kişi haram yollardan rızk ararsa, yine nasibine düşen rızka ulaşır; ama bu rızık hayırsız ve bereketsiz olur. Aynı zamanda günaha girer ve bu günahlar da kendisini felakete sürükleyebilir. Rızık için çalışmak elbette bir ibadettir, ancak helal ve haram sınırlarını gözetmek şarttır. Her insan, rızkının peşinde olurken tevekkülü elden bırakmamalı, sabır ve şükürle Allah’ın takdirine razı olmalıdır. Zira rızık Allah’tandır, insanlar yalnızca sebeplere sarılır.

Dünya -ahiret rızkı ve niğmetleri için kişinin öncelikli görevi kendisini yaratan Rabbi’sine karşı ibadet ve gerekli dini yükümlülüklerini ,başkalarının yönlendirmesine değil Kur’an eksenli,  şikten   kesinlikle  uzak olarak yerine getirmeyi ihmal etmemesidir.

‘’Ki onlar gaybe iman eder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.’’(Bakara:22 )

Yüce Allahc.c. ) bu dünyayı yarattığı kullarının çeşitli niğmetlerden faydalanması için yaratmiştır. Kulun görevi umutsuzluğa düşmek değil,dünya niğmetlerinden takdir edilen kısmı kadar nasiplenmeye gayret etmesidir. Gayret ve tevekkül müslim ve Müslimelerin önde gelen özelliklerindendir.

‘’O Rabbiniz, sizin için yeryüzünü bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten yağmur indirip onunla size rızık olarak çeşitli meyveler, ürünler çıkardı. O halde, siz de gerçeği bile bile Allah’a ortak koşmayın!’’ (Bakara:25  )

‘’Resulüm! İman edip salih ameller işleyenleri şöyle müjdele: Altlarından nehirler akan cennetler onlar içindir. Ne zaman kendilerine cennet meyvelerinden bir şey ikram edilse, her defasında: “Bu, daha önce dünyada yediğimiz şey!” derler. Oysa bu rızıklar, renkte ve şekilde birbirinin benzeri, fakat tatta ve keyfiyette çok yüksek kıymette olmak üzere kendilerine ikram edilecektir. Orada onlara tertemiz eşler verilecek ve orada ebedî kalacaklardır.’’(Bakara:57 )

‘’Dünya hayatı kâfirlere süslü ve sevimli gösterildi. Bu sebeple iman edenlerle alay edip dururlar. Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyâmet günü onlardan üstün olacaklardır. Allah dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.’’ ( Bakara:23

Yüce Allah’(c.c .) Akıl ve iman  sahipleri için Resulunun ağzından bizlere Bakara süresi Ayet:57 de çeşitli konularda müjde ve haberler vermektedir. O halde yes’e düşmenin ,tükenmenin hiçbir gereği de yoktur. Yeterki Yüce yaratıcının kullarından istediği şirk’siz ve Kur’an eksenli ibadet ve görevlerimizin yerine getirmemiz yeterli olabilecektir. Mümin ve mumineler olarak umut varız ki: İnşallah yüce Allah’ımız bizleri cenneti ile inşallah mükafatlandıracaktır. Her ne kadar’’ Emr-i bil’maruf ve nehy-i ani’l-münker (iyiliği emredip kötülükten sakındırma) ( Âl-i İmrân: 104)  “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun; işte kurtuluşa erenler onlardır” buyruğuna uyarak görevimizi yapmış olmamıza rağmen ; Yüce Allah’a ibadet etmekten ,öncelikle namaz ve diğer konularda görevini yapmak hususunda duyarsız ve sorumsuz olanlar; bizlerin dost ve inaç kardeşliğinden ilmi ve dini sohbetlere katılmaktan, dava eri olmaktan, adım adım uzaklaşanlar, şimdi den tükenmeye başlasınlar.   selam ve dualarımla.

 ‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.  

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir