
Bismillâhirahmânirrahîm;
AİLE ve kadın konusundaki araştırma ve kitaplarıyla tanınan Sema Maraşlı, İstanbul seçiminin sonuçlanmasından sonra şu paylaşımı yaptı: “Allah’ın tokadı olabilir mi seçim sonucu AK Parti’ye? AK Parti lânetli İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladığı gün, İstanbul Bizans’a geçmişti; şimdi sadece el değiştirdi. Eşcinselliği meşrulaştıran, kadını putlaştıran, binlerce aileyi dağıtan bu sözleşme acilen iptal edilmeli.”
Avrupa Konseyi, Türkiye aile yapımızı kökünden yıkmayı hedefleyen bir “sözleşme” dayattı. Hem de şehirler dilberi, Osmanlı’nın hilâfet merkezi bir mega şehir “İstanbul” adıyla. Türkiye’ye bundan büyük kötülük düşünülebilir mi?
İstanbul Sözleşmesi yapılmadan önce konu niçin kamuoyunda gündem yapılmadı, niçin tartışmaya açılmadı? Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren, toplumun manevî yönünü dinamitleyen bu kadar önemli bir konu nasıl oldubittiye getirilerek alelacele imzalanabilir? AKP, bu tavrıyla ne yapmak istiyor?
NE DEMEK OLUYOR BU?
HÜKÜMET, halkı bilgilendirmeden, “Ben yaptım oldu” mantığıyla 1 Ağustos 2014’te İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe koydu. Pek çok ülke Avrupa Konseyi’nin bu rezil dayatmasına tepki gösterdi. Avrupa ülkeleri içinden bile şerh koyanlar oldu. Hükümetin olayın üzerine balıklama atlaması düşündürücü.
Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra aile yapımızı çökertmeye yönelik uygulamalar başladı. Hükümet eşcinselliğin yolunu açan düzenlemeler yaptı. LGBTİ Derneği’nin kurulmasına izin verdi. Bu çarpık zihniyet yürüyüşler düzenleyerek Türkiye toplumunun bünyesine aykırı, dıştan dayatılan sapıklığı yaymaya girişti. “Devlet bizden korksun” benzeri pankartlarla Türkiye’ye meydan okudular
CİNSİYET AYRIMI OLMAZ
TÜRKİYE bağımsız bir ülkedir. Avrupa Konseyi’nin toplum yapımıza müdahalesi asla kabul edilemez. Türkiye, kendi problemlerini çözebilecek dirayettedir. Aile gibi hassas bir konu dış müdahaleyi kaldırmaz. Avrupa kendi problemleriyle uğraşsın. Türkiye’nin işlerine burnunu sokmasın. Yöneticilerimiz de Türkiye’nin hassas olduğu konuları anlamaya çalışsınlar.
Avrupa Konseyi, sözleşmeyi, “Kadına yönelik şiddet; ev içi şiddetin önlenmesi” üzerine kurmuş. Avrupa, başkasına akıl vermeyi bırakmalı, cinsiyet ayrımı yapmanın yanlışlığını öğrenmelidir. “Şiddet”e uğramak hukuku ilgilendirir. Hukuk ayrım yapmaz. Kadın erkek herkese eşit davranır. Olaya, “kadın hakları” üzerinden değil; “insan hakları” boyutuyla yaklaşır. Şiddet kime karşı uygulanırsa uygulansın yanlıştır; önlenmelidir.
Avrupa “kadın”ı kullanarak toplumu ifsat etmeye çalışmaktadır. Bu, kadın istismarıdır; haksızlıktır. Cinsiyet ayrımı yapmak yaratılışa başkaldırmaktır. Bu hastalıklı bakış açısı Avrupa’da “Feminizm”i doğurmuştur. Feminizm, kadın ve erkeği birbirinin rakibi, hatta düşmanı haline getirme girişimidir. Kadınların erkekler üzerinde egemenlik kurma hastalığıdır. “Dostluk, sevgi” dururken, “düşmanlık” da ne oluyor?

