GenelOkuyucu Yazıları

Kur’an’dan Yola Çıkarak Öfke Kontrolünün Önemi

Mürüvvet ÇALIŞKAN

Öfke potansiyel olarak tüm insanlarda var olan duygu durumlarımızdan birisidir. Öfkelenirken duygu,
düşünce ve davranış üçlüsünden, düşüncenin mi öfkeli davranışı yoksa duyguların mı öfkeli davranışı
tetiklediği konusunda farklı yorumlar ve kuramlar vardır. Yazımda duyguların davranışı yönlendirici
yönüne değinmek istiyorum. İnsanların çoğu duygulardan kaçınmaya, onları bastırmaya çalışır. Oysa
olumlu, olumsuz tüm duygularımız bir şeyleri değiştirmemize, farklı bir bakış açısı geliştirmemize ve
seçim/ler yapmamıza katkı sağlarlar. Örneğin korku her türlü tehlikeden uzak durmamıza yardımcı
olurken, öfke farklı yollar bulmamız ve değişiklikler yapmamız gerektiğini bize bildirir.
Duygular, yaşamın akışı içinde kişisel kararlarımızı verirken seçim yapmamızda önemli rol oynarlar.
Bastırılmış duygular yanlış kararlar almamıza ve/veya yanılgılara yol açabilirler. Bu yüzden
duygularımızı yönetebiliyor olmak ve duygularımızı kontrol altında tutmak için irademizin devrede
olması gerekir. Potansiyel olarak insan, iradeli bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsan, potansiyel iradesini
kullanabildiği ölçüde duygu, düşünce ve davranışlarına yön verir. Müslümanlar her konuyu Allahlı
düşünmek zorunda oldukları için, iradesini ortaya koyarken mutlaka bir rehbere ihtiyaç duyarlar.
Bu bağlamdan yola çıkarak Allahlı veya Allahsız düşünme biçimini öfke kontrolü üzerinden
değerlendirelim:

Kur’an-ı Kerimde geçen öfke ayetlerini taradığımızda öfkenin üzüntü, kin ve kızgınlıkla beraber farklı
öfke durumlarını bildiren kavramlarla da beraber geçtiğini görürüz. Örneğin “gazap” ve “gayz”
kavramları gibi. Gazap kavramı Allah için kullanıldığında farklı Hz. Musa için kullanıldığında ise
gazap/öfke ve esef/üzüntü kavramlarıyla beraber farklı bağlamlarda geçmektedir. Öfkenin, Allahlı ifade
ediliş tarzlarına klasik veya modern psikolojide rastlayamayız. Arap dilinin uzmanlarıyla psikologlar
birlikte çalışırlarsa “Allah’ın insanlara neden gazaplandığını/öfkelendiğini”, “Allahlı bir bakış açısıyla da
insanın “Allah için neden öfkelendiğini” ve “öfke kontrolünün önemini” psikoloji bilimine
kazandırabilirler.

Öfkenin neden, niçin, nasıl, ne zaman, kime yönlendirildiği çok önemlidir. Modern psikoloji neden
öfkeleniriz? Sorusuna “sıkıldığımızda, anlaşılmadığımızı hissettiğimizde, haksızlığa uğradığımızı
düşündüğümüzde, kendimizi ifade edemediğimizde, istek ve ihtiyaçlarımız karşılanmadığı ya da
karşılanmayacağını düşündüğümüzde, yalnızlık duyduğumuzda, kaygı, utanç ve bunlar gibi birtakım
duygular hissettiğimizde öfkeleniriz” diye cevap vermektedir. Kur’an-ı Kerime baktığımızda ise
tamamen dini bir perspektiften olgu olaylara bakmamız gerektiği konusunda uyarılmaktayız. Ve duygu,
düşünce, davranışlarımızı vahiyden yola çıkarak formatlamamız gerektiği anlaşılmaktadır.
Psikolojide, felsefe de olduğu gibi hayatın her alanında Allahlı çözüm yolları üretilmez. Felsefe Tanrının
varlığını veya yokluğunu sorgular ve temellendirmeye çalışır, fakat hayata dair çözüm yollarını Allahlı
vermez. Klasik ve modern psikolojide de durum aynıdır. Psikoloji dini (inancı) olumsuz, travmatik
olaylarla baş etme mekanizması olarak değerlendirir. Kısaca psikolojide ve felsefe de Allahlı, Allah için
olgu olaylara bakılmaz, çözüm yolları üretilmez!

Oysa Kur’an-ı Kerime baktığımızda durum değişmektedir. Örneğin Allah’ın gazabını hak etmek için
lanetlenmeyi/dışlanmayı ve azabı/mahrum bırakılmayı da peşinen kabul etmek gerektiği
anlaşılmaktadır. (Fetih 48/6 ve Maide 6/60)

Allah’ın kimlere gazaplandığına/öfkelendiğine bakacak olursak;

” Onlar, inanıp güvendikten sonra Allah’ı görmezden gelenlerdir. Sadece kalbi iman ile dolu iken bu
yalanı söylemeye zorlananlar bundan istisnadır. Fakat kim inandıktan sonra gönlünü kâfirliğe açarsa
Allah’ın gazabı/öfkesi onların üstünde olur. Onların hak ettiği büyük bir azaptır.” (Nahl 16/106) Ayeti
bize yol gösterir.

Ayrıca diğer yol gösterici ayetler Al-i İmran 112. Ayette “Allah’ın himayesi veya insanların himayesi
altında olmaları dışında, bulundukları her yerde üzerlerine alçaklık çöker. Allah’ın gazabına uğrarlar.
Üzerlerine çaresizlik de çöker. Çünkü Allah’ın ayetlerini görmezlikte direnir ve nebileri bir gerçeğe
dayanmadan, değersizleştirmeye çalışırlar. Bu ceza, yaptıkları isyana ve aşırı davranışlarına karşılıktır.”
diye geçmektedir. Ya da Bakara 61. Ayette “Bir ara şöyle demiştiniz: “Musa! Tek çeşit yemeğe
katlanamayacağız; Rabbine /Sahibine bizim için dua et de bize toprak ürünlerinden sebze, hıyar,
sarımsak, mercimek ve soğan bitirsin!” O da “Üstün olanı düşük seviyede olanla değiştirmek mi
istiyorsunuz? İnin bir şehre, istediğiniz şeyler orada var!” dedi. Başlarına sefillik ve çaresizlik çöktü,
Allah’ın öfkesiyle yıkıldılar. Öyle oldu, çünkü Allah’ın ayetlerini görmezlikte direniyor ve haklı bir
gerekçeye dayanmadan nebilerini/onların nebiliğini öldürüyorlardı. Öyle oldu, çünkü isyana dalıyor ve
aşırı gidiyorlardı. Anlaşıldığı gibi Allah’ın öfkesini hak etmiş olanlar Allah’ın ayetleriyle uyarıldılar.
Bakara 90. Ayette olduğu gibi “Allah’ın, tercih ettiği bir kuluna iyilik edip kitap indirmesini kıskanarak
Allah’ın indirdiğini görmezlikte direnmekle, kendilerini ne kötü sattılar! Başlarına gazap üstüne gazap
geldi. (Bu kitabı) görmezlikte direnenlerin hak ettikleri, alçaltıcı bir azaptır” diye geçmektedir.
Ayrıca Fatiha suresini tüm namazlarımızda okuduğumuzu düşünürsek, 7. Ayette geçtiği gibi “Nimet
verdiğin kimselerin yoluna1; öfkeni hak etmemiş2 ve sapıtmamış3 olanların yoluna!” diye tekrar tekrar
dua ettiğimizde, Allah’ın gazabından ancak Allah’a sığınmamız gerektiğini anlarız.

Hz. Musa’nın kavmine karşı gösterdiği haklı öfkesi ise Araf 150. Ayette “Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak
halkına döndüğünde4: “Benden sonra arkamdan ne kötü iş yapmışsınız. Rabbinizin (cezalandırma)
emrinin bir an önce gelmesini mi istediniz!” dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşinin başını tutup kendine
doğru çekmeye başladı. Harun dedi ki: “Anamın oğlu! Bu topluluk beni ezdi, neredeyse öldürüyorlardı.
Sakın düşmanları sevindirme! Beni bu zalim toplulukla bir tutma!” Ve Ta-Ha 20. Ayette aynı olay farklı
bir şekilde “Musa öfkeli ve üzüntülü bir şekilde halkına döndü. Dedi ki: “Ey halkım! Rabbiniz size güzel
bir söz vermedi mi? O sözün üzerinden çok mu zaman geçti? Yoksa Rabbinizin öfkesinin üzerinize
çökmesini istediniz de onun için mi bana verdiğiniz sözden döndünüz?”

“Öfkesi geçip sakinleşince, Musa levhaları aldı. Onlarda şöyle yazılıydı: “Bu, Rablerinden korkanlar için
bir rehber ve bir ikramdır.” (Araf 7/154.)

Hz. Musa’nın haklı öfkesi, Araf 148. Ayette anlatılmaktadır “Musa’nın halkı, ondan sonra süs
eşyalarından boğa gibi böğürebilen bir buzağı heykeli edindi. Onun kendileriyle konuşmayacağını ve
kendilerine yol göstermeyeceğini bilmiyorlar mıydı? Onu ilah edindiler ve yanlış yapan kimseler
oldular.”

Haklı öfkeyi barındıran “g-d-b” kavramı müfredatta “intikam arzusuyla kalp kanının
kabarmasıdır/sıçramasıdır. Bunun için Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Öfkeden kaçının; çünkü o,
Âdemoğlunun kalbinde yanan bir kordur. Şahdamarının şiştiğini ve gözlerinin kızardığını görmez misin?
Yüce Allah bu kavramla nitelendirildiği zaman ondan kasıt sadece intikam olur, başkası değil” diye
geçmektedir. Ayrıca Kur’an’da “gadibellahu” tamlaması Nisa 93 ayette geçtiği halde öfkeyi betimleyen
diğer “gayz” kavramıyla “gayzallahu” tamlaması geçmez!

Şiddetli öfkenin tanımlandığı “Gayz” kavramı müfredatta “bu da insanın, kalp kanının kaynamasından
dolayı hissettiği hararettir” diye geçmektedir. Yüce Allah bu kavramla nitelendirildiğinde, ondan kasıt
intikamdır. “Şüphesiz onlar bizi öfkelendiriyorlar.” (Şu’ara 26/55) Ayetlere baktığımızda genellikle
kâfirlerin tavırlarıyla, kendilerinden intikam alınması için Cenab-ı Hakkı öfkelendirdikleri görülmektedir.
Müminler için aynı kavram kullanıldığında ise “kalplerdeki öfkeyi” ancak Allah’ın yardımıyla
atlatabileceklerini Hac 15. Ayetten yola çıkarak söyleyebiliriz. “Her kim Allah’ın dünyada da ahirette
de kendisine yardım etmeyeceğini düşünecek hale gelirse hemen bir sebeple göğe uzansın (Allah’a el
açsın)ve (başkasına yalvarmayı) kessinde bu çabasının, kendisini öfkelendiren şeyi kesinlikle giderip
gidermediğini görsün!” Ya da “Bir de inanıp güvenenlerin “kalplerindeki öfkeyi” gidersin. Allah
gerekeni yapanın tövbesini /dönüşünü de kabul eder. Allah daima bilen ve kararları doğru olandır.”
(Tevbe 9/15)

Modern nörobilimde ve psikoloji de öfkenin beyinde başladığı iddia edilmektedir. Oysa ayetlerden yola
çıkarak öfkenin merkezinin kalp olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Panik duygusu yaşamış olan herkes
bunu o an kalbinde hissettiğini çok iyi bilir. Yapılan son çalışmalar gösterdi ki kalbin de kendine ait
“40.000’den fazla nöron içeren karmaşık devre sisteminin algılama, düzenleme ve hatırlama işlevlerini
düzenlediğine dair kanıtlar elde edildi.”5 Aslında kalbin beyne nasıl düşünmesi gerektiğini söylüyor
olabileceği fikri açık bir soru ve bilim insanları arasında çok tartışılan bir konu olmaya başladı. Her ne
kadar evrim teorisyenleri beynin üstünlüğünü savunup insanı diğer canlılardan ayıran özelliğinin
serebral korteks olduğu ve Ruh kavramının artık anlamsız olduğunu söylemeye çalışsalar da son on
yılda kalbin bir pompadan daha fazlası olduğu birkaç bilimsel kanıt dizisi ile şunu kanıtladı; kalp mekanik
bir pompadan daha fazlası, bir duyu organı ve kompleks olarak işlev görür. Kalp bilgi kodlama ve işleme
merkezidir. Nispeten yeni alanda çığır açan araştırma Nörokardiyoloji, kalbin geniş bir intrinsik sinir
sistemine sahip olduğunu göstermiştir. Kalp kendi başına bir “küçük beyin” olarak nitelendirilebilecek
kadar karmaşıktır. Öncü nörokardiyoloji araştırmacı HEARTMATH Estitüsünden (Kalifornia)
Dr.J.Andrew Armor, yaptığı çalışmalarda ilk önce kalbin anatomik organizasyonunu ve işlevini
tanımlamıştır.

Bu bağlamdan yola çıkarak vahyin kalbe inmesi çok manidardır. Uzmanları tarafından bağımsız nöron
ağlarına sahip olduğu kanıtlanan kalbe vahiyle beraber “ruh, nur, hidayet rehberi, furkan, zikir, şifa,
hikmet inmektedir” diyebiliriz. Duyguların kontrol altına alınıp sabitlenmesi ile kalbin beyne sinyaller
gönderebileceği fikri Müslüman bilim insanlarını harekete geçirmeli. Anlaşılan o ki bilime
kazandırılması gereken gerçek bir olgu ile karşı karşıyayız. Bakara 97. Ayette geçtiği gibi “De ki:“Cebrail’e kim düşmanlık ederse bilsin ki öncekileri onaylayıcı bir rehber olan ve inanıp güvenenlere müjde veren bu kitabı o, senin kalbine Allah’ın izni ile indirmiştir.” Anlaşılan o ki duygularımızı sabitlediğimizde düşünce ve davranışlarımızı vahiy merkezli şekillendirdiğimizde fizyolojik, biyolojik ve psikolojik birçok rahatsızlığa da set çekmiş oluruz.

Uzmanların görüşüne göre negatif öfke kontrol altına alınmadığında “baş ağrısı, mide rahatsızlıkları,
solunum problemleri, cilt problemleri, var olan fiziksel problemlerde artma ve duygusal problemler
görülebilir. Ayrıca, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, uykusuzluk, dikkat problemleri gibi zihinsel
tepkiler eşlik edebileceği gibi alkol kullanımı, sigara içme, aşırı yemek yeme, huzursuzluk ve ilaç
kullanımı gibi davranışsal tepkiler görülebilir.”

Müminler, Allahlı bir yaşam şekli benimsediklerinde ise;

Al-i İmran suresi 133, 134, 135. Ayetler yol göstericidir. “Rabbiniz tarafından bağışlanmak ve genişliği
göklerle yer kadar olan cenneti kazanmak için yarışın. Orası, muttakiler /yanlışlardan sakınanlar için
hazırlanmıştır. Muttakiler, bollukta ve darlıkta hayra harcayan, öfkesine hâkim olan ve insanları
affedenlerdir. Allah, güzel davrananları sever. Onlar, yüz kızartıcı bir suç işler veya kendilerini kötü
duruma düşürürlerse Allah’ı hatırlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah’tan başka
kim bağışlayabilir? Bir de yaptıkları yanlışta, bile bile direnmezler.”

Konuyu toparlayacak olursam muttakiler, Allah’ın yardımıyla öfkelerini kontrol altında tutarlar. Af
yolunu seçerler. Ne bir ümitsizliğe kapılırlar ne de hüzünlenirler. Kısaca her daim kazanan taraf olurlar.
Üstelik “İmanın (Yaratıcıya güven duygusunun) kişiyi bir üst bilince taşıması ve İslam’ın diğer inanç
sistemlerinden ayrılabilmesi kalbin karar veren işlevsel fonksiyonuyla doğrudan ilintilidir diyebiliriz.”6

İşte o Kitap budur. Bu konuda şüphe yoktur. Muttakiler/yanlışlardan sakınanlar için rehberdir. (Bakara
2/2)


1- Allah’ın mutluluk verdiği kimseler; nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerdir. (Nisâ, 4/69)

2 -Öfke, Arapçadaki gazabın karşılığıdır. Öfkeyi hak etmiş olanlar, ilgili ayetler ışığında şunlardır: Yahudiler
(Bakara 2/61, 90; Âli-İmrân 3/112; Mâide 5/60; A´râf 7/152); bir mümini kasten öldürenler (Nisâ 4/93); hakikate
karşı direnenler (A´râf 7/71); savaş meydanından kaçanlar (Enfâl 8/16); dinden dönenler (Nahl 16/106); taşkınlık
yapanlar (Tâhâ 20/81); Allah hakkında haksız tartışmaya girenler (Şûrâ 42/16); iffetsiz olduğu halde kendini
temize çıkarmak için kocasına iftira atan kadınlar (Nûr 24/9); münafık erkek ve münafık kadınlar ile müşrik erkek
ve müşrik kadınlar (Fetih 48/6).

3-Sapıtanlar, ilgili ayetler ışığında şunlardır: Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar (Mü’minun 23/105-106); inandıktan
sonra kafir olanlar (Maide 5/12); Allah´ın yolundan engelleyenler (Nisa 4/167); din konusunda haddi aşanlar
(Maide 5/77); zanna tabi olanlar (Enam 6/116); dünya hayatını ahiret hayatına tercih edenler (İbrahim 14/3);
Allah’a ortak koşanlar (Nisa 4/116); fasıklar (Maide 5/108; En’am 6/77); Allah´tan başkasına dua edenler (Ahkaf
46/5; Hac 22/12); Allah´ı bırakıp şeytanları veli edinenler (A´raf 7/30); zalimler (Meryem 19/38); Allah’a ve
Resulüne isyan edenler (Ahzab 33/36); Allah´ın zikrine, kitabına karşı katı tutum sergileyenler (Zümer 39/22);
Allah´ın davetçilerinin çağrısını kabul etmeyenler (Ahkaf 46/32); kıyameti inkar edenler (Şura 42/18); münafıklar
(Bakara 2/8-16); Allah´ın indirdiği kitapları gizleyenler (Bakara 2/174-175); kafirler (Nisa 4/136); müşrikler (Nisa
4/116; İbrahim 14/30); dünya malı ve ziynetlerine aldanıp haktan uzaklaşanlar (Yunus 10/88); nefsinin
arzularına uyanlar (Yusuf 12/30); Allah´ın kitabından uzaklaşanlar (Taha 20/52; Lokman 31/6); Allah´ın
kitabından delil getirmeden Allah hakkında konuşanlara uyanlar (Hac 22/8-9); kötüleri dost edinenler (Furkan
25/28-29); hakikati yalanlayanlar (Kalem 68/7-8).

4 -Allah Musa’ya, halkının yoldan çıktığını daha önce söylemişti. Bkz. Taha 83 vd.

5- Armour, J. Andrew Nörokardiyoloji (HEARTMATH Estitüsü (Kalifornia)

6-https://www.cerideiilmiyye.org/akleden-kalp-ile-tasdik/ Yazar: Mürüvvet ÇALIŞKAN, 19.01.2021

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir