GenelYazarlardanYazılar

Kuran’sız Kulluk Olmaz! (1)

Kuran ’sız kulluk olmaz isimli yazımızın iki bölümden oluşacağını zira çok uzun yazıların okuyucular tarafından tamamının okunmadığını hesaba katarak bu sayıda birinci bölümünü gelecek sayıda ise inşaallah ikinci bölümünü yayınlayacağımızı sizler ile paylaşarak yazımıza başlıyoruz.

Allah ve onun elçileri vasıtasıyla gönderdiklerinin karşısın da yer alan batı ve batılın temsilcileri yüce Kuran’ da yer alan kavramları her fırsatta tahrif ederek İslam’a ve Müslümanlara zarar vermeye hız kesmeden devam etmektedirler. Yani şeytan ve onun taraftarları gece gündüz durmaksızın mesailerine devam etmektedirler. Tatil yapıp uyuyanlar ise halkı Müslüman olan coğrafya insanlarıdır. Sözün başında kavramların önemli olduğunu ifade etmeliyim. Zira her din veya insan aklının ürünü olan yönetimler, ideolojiler kendi kavramlarıyla anlaşılmak zorundadır. İslam söz konusu ise onun başka bir dinden! Veya ideolojiden ödünç bir kavram almaya hiç mi hiç ihtiyacı yoktur. Unutulmamalıdır ki Kuran yine Kuran merkezli kavramlar ile açıklanmak zorundadır.

İslam ve onun mensupları ne zaman başka din mensuplarıyla tanışıp dirsek temasına girmişler ise kendilerinden olmayan hatta dinlerine ters olan kavramlar ile tanışarak artık kendilerinden olmayan kavramların diliyle düşünmeye başlamışlardır. Bunun en yakın örneği Fransız devrimiyle dünyaya bir virüs gibi yayılan ve girdiği her toplumu parça parça eden sözüm ona evrensel kavramlar! Olmuştur. Ümmetin karşısına ulus ve ulusçuluk, kulluk karşısına özgürlük ve eşitlik ve diğer kavramları koyarak toplumları ifsat edip artık iki kişi bir araya gelemez olmuştur. Bu kavramlarla düşünen ve yaşayan insan artık İlah olarak nefsini ve onun arzularını tanrı edinmiş ve artık onu tutana veya tuta bilene aşk olsun.

Batı ve batıya ait kavramlar ile düşünüp yorum yapan sözde aydınlar! Artık Kuran ayetlerini bile batılı kavramlar ile açıklamayı marifet haline getirdiler. Mesela kulluk kavramının karşılığı olarak özgürlük, hürriyet ve eşitlik kavramlarını koyarak başkalarının değirmenine su taşımaya başladılar. Biz bu yazımızda bir Kuran kavramı olan kulluğun aslından koparılarak nasıl tahrif edildiği üzerinde durmaya çalışacağız. Bunu yapar iken kulluk kelimesinin epistemolojik veya kök anlamı üzerin de durup filan kişi şöyle demiş ona göre kulluk şu anlama geliyor diyerek hem yazının kapsamını genişletmeyi hem de konuyu uzatmak istemiyoruz. Bu konuda kısa ve öz bilgiler ile yetinip sadece iki örnek vererek esas olarak Kuran’ın kulluk konusunda ki tutumundan bahsedeceğiz.

Kul sözlükte Allah’a göre insanın konumunu bildiren bir kavram olarak tanımlanır. Kul olmak, aşırı bağlanmak ve boyun eğmek; kulluk ise, kul olanın hali diye tarif edilir. Arapça kul ve kulluk karşılığın da kullanılan abd ve ubudiyet kelimeleri de benzer anlamları içermektedir. Kul kelimesinin bir başka anlamı ise, hürriyetinden mahrum kalarak bir kişinin hükmü ve sahipliği altına girmektir. De bu farkı göstermek için kul yerine “köle”  Arapça da ise “ rıkk ve rakebe “ kelimeleri kullanılmaktadır.

Sözlükte” boyun eğmek, itaat etmek, tapınmak” anlamlarına gelen “kulluk” , dini literatürde “İnsanın Allah’a karşı saygı, sevgi ve itaatini göstermek, Allah’ın hoşnutluğunu veya rızasını kazanmak nedeniyle ortaya koyduğu her türlü eylem” için kullanılan bir terimdir. Kulluk kavramının ibadet kavramıyla ilişkisinin olduğunu hatırımızdan çıkartmamamız gerektiğini söyleyen âlimlerimiz arasında Fahrettin er Razi Kulluk, ibadet “Allah’a karşı saygının en ileri derecesidir” demek suretiyle bu kavramın ibadet ile olan ilgi ve ilintisini ortaya koymuştur. Kulluk ve ibadetin biri zorunlu diğerinin ise gönüllülük esasına bağlı olmak üzere iki çeşidinden bahseden Ragıp el Isfahanı ise İnsanın kulluğunun gönüllülük esasına bağlı olduğunu insanın dışındaki varlıkların ise Allah’ın karşı konulmaz yasalarına boyun eğmiş bir halde işlevlerini sürdürmelerini zorunlu kulluk yani onların ibadetleri şeklinde anlayarak şu ayetleri delil getirmektedir: “Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez (zorunlu olarak) yalnızca Allah’a secde ederler.” (Rad -15)  Başka bir ayette ise: “ Görmüyor musun ki göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, canlılar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyorlar. Birçoğunun üzerine ise azap hak olmuştur. Allah kimi değersiz kılarsa, artık onu değerli kılacak kimse yoktur. Şüphesiz ki Allah dilediğini yapar.” ( Hac- 18)

Değerli dostlarım! İradesiz varlıkların kulluk ve ibadet konusun da problem oluşturmadıkları hem yer de ki hem de göklerdeki düzenin müdahale edilmediği sürece normal seyrinde devam ettikleri Allah’ın koyduğu yasalara harfiyen uyduklarını görmekteyiz. Ay ve güneş rabbimiz tarafından kendileri için belirlenen güzergâhta akıp gitmektedirler. Tavuk yumurta inek ise süt vermeye devam etmektedir. Burada sorun yok insan kara ve denizlere müdahale edip orada ki düzeni bozmadığı sürece herhangi bir sorun yaşanmamaktadır. Konunun bu kısmını uzatmak istemiyorum. Ben daha çok insanoğlunun kulluğu ve ibadetleri konusun da ortaya çıkan problemlerden bahsetmeye çalışacağım.

Kendisine diğer canlılara verilmeyen akıl ve irade sahibi insan ne yazık ki: Verilen bu iki güzel hasleti kendisine bunları veren rabbinin istediği şekil de değil de yanlış tercihlerde bulunarak rabbin den uzaklaşmıştır. Şimdi İnsanın kulluğu ve ibadetleri konusunu irdelemeye çalışalım.

İnsanlar tarih boyunca, yüceltme, sevgi, sığınma, korku, aczi yet, hatta dünyevi menfaat elde etmek, zarar ve sıkıntıdan kurtulmak gibi etkenler ve duygularla çeşitli varlıkların üstünlüğüne inanmış ve inançlarına uygun bazı söz ve davranışlarla kulluklarının gereğini yerine getirmiş yani ibadet ede gelmiştir. İslam dini ibadet veya kulluk konusunda diğer dinlerden öncelikle “tevhid” vurgusu, daha sonra da kulluğun Allah’ı razı etme amacı doğrultusun da ayrılmaktadır. İslam’da her türlü kulluk ancak ve ancak Allah rızası için yapılır. Deyim yerinde ise kulluk için “ Allah rızası” olmazsa olmaz bir ilkedir. Çünkü ibadet ve kulluğa değer kazandıran “ kimin için ve niçin” yapıldığıdır. Bu yüzden İslam’da kulluk faydacılık, çıkarcılık ve menfaat için asla yapılmaz. Bu türden kulluk anlayışı Allah’ın katında değer görmez.

İslam dini, insanlığın ilk dininin TEVHİD dini olduğunu, bu tevhit dininin tek ve gane ilahının Allah olduğunu, ibadetin veya kulluğun yalnızca Allah’ı razı etmek için yapılmasını konunun muhataplarından kesin olarak ister. Yüce Allah akıllı, irade ve vicdan sahibi olarak yarattığı varlıklara yaratılış amaçlarını net olarak açıklamıştır: “Ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım. ( Zariyat- 56)   Yüce Allah kendisine kulluk etsinler diye yarattığı insanlara, nasıl kulluk edeceklerini, neyi, nasıl, ne zaman yaparlarsa Rablerinin rızasını kazana bileceklerini, aralarından seçtiği elçilere vah yettikleriyle açık ve anlaşılır bir biçim de açıklamıştır. Diğer bir ifadeyle kulluk Kuran ’sız ve elçinin örnekliği olmadan olamaz. Vahiyden destek almayan ve elçi üzerin de uygulanıp tatbik edilmeyen hiçbir iş ve davranış kulluk olarak kabul edilemez.

Zamanla Allah’ın kendileri için çizmiş olduğu kulluk rotasından uzaklaşan insanoğlu zanlarına uyarak dost doğru yoldan saparak şirke yönelmiş ve Allah ile birlikte birçok hatta sayısız varlıklara kulluk etmiştir. Allah’ın bütün elçileri istisnasız muhataplarını sadece kendilerini elçi seçen rablerine kulluğa davet etmişlerdir. Hiçbir elçi muhataplarını kendilerine kulluğa davet emişlerdir. Bu konuyla ilgili olarak rabbimiz şöyle buyuruyor: “ Şüphesiz ki Allah –işte O- Meryem oğlu Mesih İsa’dır Diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih İsa Ey İsrail oğulları! Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin! Demişti. Bilin ki kim Allah’a ortak koşarsa elbette Allah ona cenneti haram kılmıştır; onun barınağı ateştir ve zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Maide-72) Bu konuyla alakalı olarak yüce Kuran’da birçok ayete rastlamak mümkün iken konunun uzamaması açısından bir ayetle yetiniyoruz.

İnsanlar, vahiyle muhatap oldukları günden bu yana tevhidi dinin esaslarını kavrayıp benimseyecek ve hayatlarını bu esaslara göre düzenleyecek seviyede zihni, ruhi ve bedeni bir kapasite ile donatılmıştır. Yani kulluk fıtridir insan birisine veya birilerine kulluk yapacak şekilde yaratılmıştır. Esas olan onun ve onun dışında her şeyi yaratan âlemlerin rabbine kul olmasıdır. Doğru ve isabetli olanda bu kulluktur. “Sen Hanif Allah’ı birleyen olarak yüzünü dine yani Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir! Allah’ın yaratmasında değişme yoktur: İşte doğru din budur fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler. (Rum- 30)

Bu ayet başlı başına, insanın Allah tarafından gönderilen dini esasları kabul edip, ona göre Allah’a kulluk etmesinin yaratılış amacına ve tabiatına ne kadar da uygun olduğunu ispatlamaktadır.  Ayrıca Fatiha süresinin beşinci ayeti, inanan bir bireye kulluğu yalnızca Allah’a tahsis etmesini emretmektedir. Bu ayetin tevhit dininin temel ibadetlerinden biri olan namazın her rekâtın da tekrar edilmesi, ibadetin tevhidi inançla olan bağının gücünü göstermesi açısından önemlidir.

“ Rabbim yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.”( Fatiha-5) Sadece Allah’a kulluk etmekle ilgili bu ve benzeri birçok ayette “İman ve amel” birlikteliğinin ayrılmaz bütünlüğüne işaret edilmektedir. İmansız bir amelin Allah katında bir değerinin olmadığı gibi amelsiz bir imanında sahibine herhangi bir getirisi olmayacaktır. Yani amel ve iman asla bir birinden ayrılmaz veya ayrılmamalıdır. Bu konuyla ilgili olarak “ İman eden ve Salih amel işleyenler var ya” anlamına gelen onlarca Kuran ayetlerinin olduğunu hatırlatmakta fayda olduğu kana atındayım.

Allah’tan başkasına kulluk etmek, iman edenlerin özelliklerinden olamaz. Zira Allah’tan başkasına yapılan ve kulluk anlamına gelen her söz veya davranış sahibinin İslam ile olan bağını koparır. Çünkü Allahtan başkasına yapılan kulluk sahibini müşrik, kulluk ettiğinide ilahlık makamına yükseltmesi anlamına gelmektedir. Kuran Allah’tan başkasına yapılan kullukların sahibini nasılda komik durumlara düşürdüğünün örneklerini harika bir şekilde ortaya koymaktadır.

“ Ey insanlar! Size bir örnek verildi; Şimdi onu dinleyin: Allah’ın peşi sıra yalvardıklarınız bunun için bir araya gelseler bir sivrisinek bile yaratamazlar. Hatta Sinek onlardan bir şey kapsa bile onu ondan kurtaramazlar. Zira isteyen de aciz, kendinden istenen de !” (Hac-73)

Kuran’ı kerim de kulluğun Allah’a has kılınması konusundaki bu ve buna benzer Kuran ayetleri, insanın Allah’a kulluk etmek ile birlikte Allah dışında herhangi bir güce otoriteye kulluk etmemesi gerektiği uyarılarını da yapmaktadır. İslam İtikadına göre Allah’tan başkasına kulluk etmek,  Allah’tan başkasına aşkın bir nitelik atfetmek, Allah’a ortak koşmak anlamına gelir. Bu sebeple Kuran’da insanların Allah’tan başka boyun eğdikleri, hükümlerine ve emirlerine itaat ettikleri, rububiyet atfettikleri “güçlere ”tabii olmamaları emredilmiştir: “Tağut’a ( Allah’ın sosyal hayat için koymuş olduğu çözüm önerilerini yetersiz, kifayetsiz ve günümüz şartlarına uygulana bilir olarak görmeyen her düşünce ve hayat tarzı) azgınlık edene kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. Bu kullarımı müjdele “ (Zümer- 17)

Yahudiler hahamlarını, bilginlerini Hristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesihi İsa’yı (Günümüz Müslümanları! İse şeyhini, Şıh’ını, abisini, hoca efendisini mezhebini, tarikat ve cemaat liderlerini demokratik kuralları) Allah’ın peşi sıra rabler edinmişlerdi. Oysa onlara tek bir olan Allah’a kulluk etmeleri emrolunmuştu. O’ndan başka ilah yoktur onların kulluk edip ortak koştuklarından tamamen uzak ve yücedir. ( Tövbe- 31) Bu ve buna benzer ayetlerin vermek istediği mesajları yazımızın ikinci kısmına bırakarak sizleri ve kendimi Allah’a emanet ediyorum.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı