GenelYazarlardanYazılar

Öğüt Vermek Kolay, Örnek Olmak Zordur

Kendi kendine yettiğini sanan insanlar genellikle öğütten haz almaz, onu dinlemeyi pek sevmezler. Ancak, hakikat peşinde olanlar, “sözü dinler en güzeline tabii olurlar.” (Zümer 18)

Öğüt; insanlara doğruyu gösterme adına, yapması ve yapmaması gereken şeyleri sözlü olarak bildirmektir. İyiliği teşvik, kötülükten sakındırmak üzere verilen nasihattir. Genellikle; büyükten küçüğe, üst mertebeden aşağıya, bilgeden cahile, ustadan çırağa… verilen şeydir.

Öğüt her insanın ihtiyacı olan bir şeydir. Çünkü insanlar annelerinden bir şey bilmez olarak doğarlar. Daha önce dünyaya gelmiş tecrübe sahibi olanlar bir sonraki nesle birikimlerini aktarırlar, böylelikle insanlar birçok teori ve pratik bilgiye doğrudan ulaşmış olurlar. Pratiği/örnekliği olmayan öğütler, muhatap açısından tatbikatı olmadığından hem zor hem de sıkıcıdır. Ne yazık ki, böyle bir toplumda yaşıyoruz, bilende, bilmeyende herkes öğüt veriyor; anne, baba, yakın akraba, büyükler, hoca, öğretmen, kalfa, usta, işveren, rütbeli asker… ama kimse iyi ve güzel örnek olmayı aklından geçirmiyor. Her türlü melaneti işleyen bile yaptığının kötü olduğunu söylerken bile öğüt veriyor ‘bak ben yaptım ne haldeyim, bu iyi bir şey değil sakın sen yapma’ belki bu, o kötü örneği görme açısından etkili bir örnek olabilir! Yani, teorimiz çok, ama güzel pratiğimiz yok. Bütün bir insanlık güzel ve çirkin davranışları belirleyen genel ‘ahlaki’ konularda sanki ittifak etmiş gibi. Veya bizim kanaatimize göre söyleyelim; bu ahlaki normlar ‘doğuştan insanın datasına/belleğine/hafızasına davranış kotları olarak yazılmıştır.’ “Her doğan İslam fıtratı üzerine doğar. Sonradan onu anne-babası Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari cenaiz 92). Her insanın fıtratına uygun davranması gerekirken, bu fıtrata ters davranışların nedeni, nasıl izah edilir, fıtratın zaman içerisinde tedavülden kaldırılması veya baskılanması, yetiştiği ortamdan aldığı/edindiği öğüt ve örneklikten kaynaklanmaktadır.

Her insan inandığı, değer atfettiği ve kıymet verdiği değerleri bir başkasıyla paylaşmak/ulaştırmak, öğüt vermek istemesi gayet doğaldır. Bunu isterken öğüdünün tesirli olması için; özü ve sözü bir olması, yani öğüt verirken de örnek olması. Her kim neyin mümini ise, söylemiyle ile eylemi uyumlu olmalı ki, inancına ters düşmesin sözü karşıda makes bulsun. Aksi davranış, muhataplarda güven duygusunun, dürüstlüğün ve güzel ahlakın zedelenmesine hatta yok olmasına sebebiyet verebilir. Söz ve eylem birliğinin uyumlu olmayışı toplumda ifsadın/fesadın yaygınlaşmasına, güven ve huzurun yok olmasına neden olur. Verilen sözlerin tutulmadığı, vaat edilen akitlerin yerine gelmediği toplumlar, güvensizliğin ve kaosun olduğu toplumlardır. Herhangi bir nedenden dolayı bir şeyi yapmak/vermek, verdiği randevuya zamanında iştirak etmek, Vakti geldiğinde borcunu ödemek ve söz verdiğinde geçerli bir mazereti bulunmadığı taktirde vadini yerine getirmek zorundadır, aksi bir davranış mümin açısından günah ve kınamayı gerektirir. Onun için rabbimiz Kur’an’ı Kerimde İman edenlere; söz ve davranışlarının uyumlu olmasını, yapılan sözleşmelere uyulmasını, aksi taktirde Allah’ın gazabını üzerine çekeceğini bildirmektedir.  “Ey iman edenler! Niçin yapamayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapamayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en nefret edilen şeydir.” (Saff 2,3)

Buradaki hitap öncelikle iman iddiasında bulunanlaradır. Çünkü ayet “Ey İman edenler” diye başlamaktadır. Bu ayetlerin iniş nedenleriyle ilgili birçok rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetler bizce anlam kaymasını ve konuyu belirli bir kesime hasrettiğinden dolayı onları zikretmeyeceğiz, sadece şunu belirtelim ki. Bu rivayetlerin ortak kanaati “yalan yere söz vermek” üzeredir. Ayette geleceğe yönelik ifade “yapamayacağınız şeyi söylemeniz” şeklinde söylemesi hem yalan hem de ihanettir. Ayette belirtilen durum, yalanın da ötesinde (Yalan; geçmişe dair yapmadığı şeyi yapmış gibi söylemektir) yapamayacağı şey konusunda ahdetmek, ahdini tutmamak, yani ahde vefasızlıktır. Gelecekte ‘yapacağını’ söyleyenler, o gün geldiğinde vaat ettiklerini yerine getir(e)medikleri zaman, vaat edilenlerin elleri yana düştüğünde, buna muarız kalan muhatapta bıraktığı tahribatın boyutlarını düşünebiliyor musunuz? Kişinin yapamayacağı şeyi söylemesi, samimiyetsizliğin ifadesidir. Böylesi bir davranış Allah’a iman iddiasında bulunan mümine yakışmaz. Çünkü mümin Allah’a ve insanlara verdiği sözü tutmak zorundadır. “Ahdinizi yerine getirin çünkü insan ahdinden mesuldür.” (İsra 34).   Doğal olarak başkalarına iyi ve güzel olan şeyleri öğütleyenler, vaatlerde bulunanlar, öncelikle iyi ve güzeli kendi hayatlarında bizzat tatbik etmeleri gerekir ki, söz tesirli olsun. “Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Bakara 44)

Bu bağlamda, nice kitap bilgisine sahip; ilahiyyatcı/hoca/prof/akademisyen/aktivis var ki, ağızları laf dolu, her cuma günü binlerce camii vaazları, bunca kuran kursları, onca tv programları/konferans/seminerler/kitaplar ve sosyal medyada bunca paylaşım… olması bir değer ifade etmiyorsa, bir şeylerin eksik kaldığı, söylemlerin ruhsuz, umutsuz ve ihlasız oluşu, sözü özü bir olmadığından, İslam’ın bu kadar yoğun dillendirildiği bir zaman dilimi daha olmamıştı desek yanılır mıyız? Söylemler havada kalmakta, fazla itibar etmemekte ve tesiri halk olmadan unutulup gitmektedirler…

Sayıları azda olsa bu enflasyona kurban gitmeyen, sözü ve eylemi bir olan niceleri de var ki, ahdini yerine getirmiş, öğüt verirken nasıl örnek olunması gerektiğini göstermiş, davası uğrunda canını vermeyi, cana minnet bilmiş yiğitlerin örnekliği hala insanlara yol göstermektedir; Hz. Âdem ile Muhammed (as) arasındaki Allah elçilerinin tamamı ve onlara tabii olan o yiğitleri, saygıyla anmakta, ufuk açıcı söylem ve eylemlerinden istifade etmekteyiz. Bu çağda bunların sayılarının az olduğunu müşahede etmemiz bizi ye’se düşürmemeli, bizden sonraki neslimize umut olmak için bizlerinde, öğütle birlikte güzel örnekliği sergilemek diye bir sorumluluğumuz olduğunu unutmamalıyız…

İnsanlara sadece nasihat etmek yetmiyor, bunun yanında güzel örneklikte görmek istiyorlar. Pratiği olan teoriler her zaman etkilidir. Bu bağlamda, hayatın başladığı evde başlar öğütler ve güzel örneklik, ilk örnek anne-babadır. Eğer nasıl olduğunuzu görmek istiyorsanız çocuklarınıza bakın! Çünkü örnek kişiler, ‘çocuğa göre evin büyükleridir,’ bunlar çocuklar tarafından önce taklit edilir ve bu belirli bir yaşa kadar devam eder. Daha sonra da toplum, eğitim kurumları, örf, ananeler ve tabi bunların içerisinde ki rol modeller, kişinin şahsiyetinin oluşmasında önemli bir etmendir. Neslimizin nasıl biri olmasını istiyorsak, öyle davranmalıyız. Yalan söyleyerek doğruluğu, çalarak dürüstlüğü, cimrilik yaparak cömertliği, namertlik yaparak mertliği, cehd etmeden mücahitliği… sadece öğüt vererek öğretemeyiz.

Atalar, ‘oğul babadan görür at oynatmayı, kız anadan görür sofra donatmayı’ demişler.

Biz müminler için Kur’an’ın tamamı öğüttür. Kur’an içerisinde ‘öğüt’ geçen ayetler de konu bağlamında ‘öğüt’ verilenler/verenler değişmektedir. Bu ayet gurubundan bir kısmı şöyledir.

Bu (Kur’an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.” (Al-i İmran138)

‘Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.’ (Araf 68)

O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: ‘Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz.” (Araf 79)

Onlara, (Şeytan) “Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim” diye yemin etti.” (Araf 21)

Bu öğütün örnekleri ise: “Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddiklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?”(Nisa 69)

“Andolsun, onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umut edenlere güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirecek olursa, artık şüphesiz Allah, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan), Hamid (övülmeye layık olan) dır.” (Mümtehine 6)

İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Çünkü onlar kendi toplumlarına şöyle demişlerdi: “Biz, sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzak kimseleriz. Sizi kabul etmiyoruz. Siz tek Allah’a inanıncaya kadar, aramızda asla ortadan kalkmayacak düşmanlık ve kin baş göstermiştir.” Ancak İbrâhim’in babasına, “Senin için bağışlanma dileyeceğim. Allah’a karşı senin için hiçbir şey yapamam” demesi istisnadır. Onlar, “Ey Rabbimiz! Sana güvendik, yalnız sana yöneldik ve sonunda dönüş sanadır” diyerek dua etmişlerdi.” (Mümtehine 4)

Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve: ‘Gerçekten ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (41/Fussılet, 33)

Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)

Kur’an, iman edenlere öğüt ise, öğüdü veren örneğini de kendisi belirlemektedir.

Muhammed (as) da müminlere en güzel örnektir. O’nun hayatının 23 yılı vahyin peyderpey indiği, güzel örnekliğin ilmik ilmik dokunduğu, yanlış yaptığında Allah tarafından düzeltildiği, bir insanın tek kişiden devlete giden yolda tutması gereken yolun/metodun nasıl olması gerektiğini, başına gelebilecek birçok olayları bizzat yaşamış, Mekke imanın, sabrın, tavizsizliğin ve dava uğrunda kenetlenmenin örnekliğini sergilemiş. Medine iman kardeşliğinin ve ümmet bilincinin zirve yaptığı, İslam’ın devleti nasıl olur/olmalı, Müslümanların organize bir topluluk içerisinde nasıl davranmaları gerektiğini; kamusal alanda, mimaride, eğitimde, iktisatta/ekonomide, hukukta, savaşta-barışta, uluslararası ilişkilerde… hayatın tüm alanlarında birçok örnekle bize göstermiştir. O’nun örnekliği Kur’an merkezlidir. Kur’an’ın yapın ve yapmayın dediği emirlerin nasıl yapalım sorusuna cevap: Muhammed’in yaptığı gibi yapındır.

Teorimiz belli, pratiğimiz belli, bundan sonrası iman iddiasında bulunanlara kalmaktadır. Vesselam.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir