
İnsan ilk doğduğunda bir beşer olarak hayata merhaba der.
´Fıtri donanımlara sahip olmasına rağmen cahil ve savunmasızdır.
Ancak anne, baba, çevre ve okulda ki eğitim ve öğretim sayesinde insan olma yoluna girer.
İdeal olanı tabi ki fıtrat ile vahyin birleşmesini sağlayan bir eğitim ve öğretim olmasıdır.
Çünkü insanın bu hayattaki bulunuş amacı Allah’a karşı kulluk yapıp yapmamasıdır.
Vahiyden uzak yetişen nesiller ve onların oluşturduğu toplumlar ve devletler hep problemli ve sıkıntılı olmuşlardır.
İster padişahlık olsun ister çağdaş demokrasiler olsun hep ezen ve ezilenler olmuştur..
Müslüman’ın bu hayatta bulunma sebebinden biri şahit olma gibi bir sorumluluğudur.
Her şeye sahip olmak ve de yanlışa karşı susmak asla olmamalıdır..
Kuran’da mealen;
“Bismillahirrahmanirrahim”
“Ayetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz.
O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi?
Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı görmektedir.” (Fusillet suresi, 40)
Açıklama; Allah ile aldatan din bilginlerin nasıl bir hileye başvurduklarını ve gerçeği dillerini eğip bükerek bozduklarını yüce Rabbimiz bildiriyor.
Bu konuda bize, her Kur’an bilgininin yüzde yüz samimi bir iman sahibi olacağı anlamına gelmeyeceği konusunda bir fikir veriyor.
Bilmek ve tefsir âlimi olmak başka şeydir. Bilinene yürekten iman edilmesi başka şeydir.
Allah Resulü vefat ettikten sonra dini hayatın icrası için siyaset tabiatı gereği müminlerin karşı karşıya gelmesine sebep olmuştur.
Tarihte İslam’ın hayat dini olarak Arap yarım adasında büyük bir heyecan yarattığını görüyoruz.
Ancak bu fıtrat ve vahyin birlikteliği kerbela’da kesintiye maruz kaldığı acı bir gerçektir..
Hz. Hüseyin r.a dedesi Hz. Muhammed (as) tebliğ ettiği “saf tevhit” dininin zihin ve kalplerden kopuşu karşısında canı pahasına katil ve baş belam olan yezide karşı dikilmiştir.
Ailesi ile birlikte kerbela olayının yaşandığı yere kadar gelmişler.
Ve kendisinden yezit gibi bir Emire biat etmesi gerektiğini yoksa idam edileceği yüzüne söylenmiştir.
Hz. Hüseyin iyi biliyordu bu din için zulme karşı bir daha karşı çıkılmayacaktı eğer o gün
sapık ve yamuk yezide tabi olsaydı.
Ama o büyük yiğit kendinden beklenen sorumluluğu yerine getirmiştir..
Ben bu kerbela olayını iyi öğrendiğimde kendim icin mücadele örneğimi buldum dedim..
Zalim kim ve mazlum kimdir ilk öğrendiğim konular oldu..
İmam Ebu Hanife de aynı akıbete kurban gitmiştir..
Koca imam hapishanede işkence altında can vermiştir.
Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlı ve Cumhuriyet… vs
Dinin hep ikinci veya üçüncü bir konumda muameleye tabi tutulduğunu görebiliyoruz.
Bütün bu yamuklukların dine reva görülmesi karşısında ulama!
alim ve din bilginleri susmuşlar ve hatta iktidara yakın bir pozisyon aldıklarını görebiliyoruz..
Aynı hastalık İsrail oğullarında var idi.
Bilginler Allah’ın açık ayetlerini ellerinin altında gizleyerek nefislerine hoş gelen şekilde halka arz ediyorlardı.
İnsanın zaaflarının olması sebebiyle ayağının kayması kaçınılmazdır.
Hatasız hiç bir kul olmayacağı gibi zalim iktidarların ajanları da hiç bir vakit boş durmamışlardır.
Osmanlıyı içten çökertmek isteyen, Suudi Arabistan da baş müftü görevi yapan ajan Lawrenceyi görüyoruz.
Maksat dini kullanarak Türklerle Arapları bir birine düşman kılmak ve tarihi bağları koparmak istemiş olmalarıdır.
Osmanlı zaman karşısında ayakta kalmadan yeni bir ruh devreye sokamadılar.
Din zaten menkıbe ve hikâyelerle temsil edilmekte idi.
Tanzimat tan sonra batılaşma hareketleri bir birini izledi.
İttihat ve Terakki hürriyet diye baş kaldırmalar ve isyanlara başvurdular.
İngiliz, Fransız ve Almanların dıştan entrikaları ve ayak oyunları iyice artarak 1. Cihan harbi ile yenilmiştir.
Akabinde Lozan´da Türkiye’nin nasıl ve ne şekil yoluna devam edeceğinin yol
haritası belirlenmiş oldu..
Yeni Cumhuriyet bir zaruriyetin sonucu olarak kurulmuştur.
Eğemem güçlerin beklentileri göz önünde bulundurulması iktidarın birinci vazifesi olmuştur..
Yeni devrimler tepeden aşağı devlet eli ile dizayn edilmiş olması tabanda büyük rahatsızlıklar ve yurtta
isyanlar baş göstermiş olması istiklal mahkemeleri ile dindar kesimin kelleler gitmesi ile sonuçlanmıştır…
Din tamamen hayattan çekilmiştir.
Dindar insanlar küstürülmüş olması ve onlarında gavur mektepleri dedikleri, Latin harfleri ile yeni kurulan okullarda ki eğitime soğuk bakmışlardır.
Kuran meal ve tefsiri yapılmış olması çok fazla heyecan yaratmamıştır.
Toplum hafızası silinmiş ve travma yaşayan dindar kesim devletine küsmüş ve rejimden nefret etmişler.
Cumhuriyet okumuş aydınları zaten din´den uzak batılı bir zihinde seküler
ve çağdaş yurttaş olarak kendilerini beyaz Türkler olarak görüyorlardı.
O günlerde dine sahip çıkabilen ancak kırsal kesim insanları olmuştur daha ziyade.
Din adamları toplumda alay konusu oluyor.
Yeşilçam filmlerinde paspal, sahtekâr, gerici ve üfürükçü olarak halka lansa ediliyordu.
Ülkede Kemalist rejimin sıhhat ve selameti için emniyet sibobu vazifesi yapsın diye diyanet teşkilatını kurdular..
Halkın bazı ibadetleri yapmasında rejim bir sakınca görmedi.
Çünkü hocalar zaten Allah ın indirdiği dini değil, atalarının dini anlatıyorlardı.
Bu da sistemin istediği bir durumdu.
Global sistemde bu ılımlı İslam projesini onaylamakla beraber devletin dini daima
kontrol altında tutmasıyla beraber işi sıkı tutmasını istemişlerdir..
Bu gün halka din konusunda din hizmeti verenlerin ekseri yası devletin maaşlı memurlarıdır.
Verilen din bilgisi zaten gelenekten gelen atalar dini ile tabir edilen özünde tevhit ve adaletin olmadığı bozulmuş bir din algısıdır.
Eskide var olan put ve putçuluk yerilir doğal olarak, şirk ve sahte ilah sanki Mekke dönemine ait bir yanlış tapınma olarak halka anlatılır.
Hal bu ki, o günle bu günkü arasındaki fark sadece mekân ve isimlerin değişmiş olmasıdır.
Çünkü zihniyet ve sapık din algısı aynen bu günde modernitenin içinde yaşamaktadır.
Günümüzde yeni olan put ve putçuluk; güç, para, bilgi ve spor gibi vs…
İlkel putçuluk ve hurafelerin olduğu gibi günümüzde şirk ve batıl inanç türlerini görebiliyoruz.
Misal; Laisizm, demokrasi, seküler liberalizm, kapitalizm, Kemalizm, kominizim, sosyalizm ve muhafazakârlık… vs
İşte bunlarda ilkel hurafeler sınıfına dahildirler.
Bu sapkınlıkları günümüz ilahiyat profesörleri, kanaat önderleri, dernek başkanlar
ve hocaların genele yakını hiç bahis mevzu etmezler.
Günü kurtarma ve TV ekranları kararmaması için sistemi överek Kuran da ki İslam’ı
anlatırlar nasıl olacaksa?
Makam, mevki, statü, rant ve atalarını izlemek savrulmanın ana sebepleri diyebiliriz..
Tevhidin, vahyin ve hidayetin önünde bu sapıtan din bilginleri en büyük engeldir…
Günümüzde dini bilgileri kimden aldığımıza çok iyi dikkat etmemiz kendi âhiret hayatımız için çok önem arz etmektedir…
Dini konularda asla duygusal davranmamamız gerekiyor…



