
Kur’an ve Sünnet Işığında Bir Değerlendirme
Toplumların kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan gelenekler, nesilden nesile aktarılarak sosyal dayanışmayı güçlendiren unsurlar arasında yer alır. Ancak din ile gelenek aynı şey değildir. Bir gelenek, dinin temel kaynakları tarafından desteklenmediği sürece dini bir hüküm veya ibadet niteliği kazanamaz.
Muharrem ayının onuncu günü olan “Aşure Günü” de İslam toplumlarında zamanla çeşitli inanışların, rivayetlerin ve geleneklerin iç içe geçtiği günlerden biri hâline gelmiştir. Özellikle aşure tatlısı yapılıp dağıtılması, bu güne özel ibadetler ihdas edilmesi, bereket ve uğur beklentileri gibi uygulamalar birçok Müslüman tarafından dinî bir görev gibi algılanmaktadır.
Oysa Müslümanın ölçüsü toplumun alışkanlıkları değil; Allah’ın Kitabı ve Resûlünün sahih sünnetidir.
Dinin Kaynağı Gelenek Değil, Vahiydir
Kur’an, dinin eksiksiz olarak tamamlandığını açıkça bildirir:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.”
(Mâide, 5/3)
Bu ayet, Allah’ın dinine sonradan herhangi bir ibadet veya kutsallık ilave edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Yine Kur’an şöyle buyurur:
“Yoksa Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine din olarak koyan ortakları mı vardır?”
(Şûrâ, 42/21)
Bu ayet, insanların kendi ürettikleri dini uygulamaların Allah katında geçerli olmayacağını göstermektedir.
Aşure Günü Hakkında Sahih Bilgi
Sahih hadis kaynaklarında geçen rivayetlere göre, Resûlullah (sav) Medine’ye geldiğinde Yahudilerin Muharrem’in onuncu gününde oruç tuttuklarını görmüş ve sebebini sormuştur.
Onlar:
“Bugün Allah’ın Musa’yı Firavun’dan kurtardığı gündür.” demişlerdir.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
“Biz Musa’ya sizden daha yakınız.” buyurmuş ve bu gün oruç tutmuştur.
Daha sonra Yahudilere benzememek için dokuzuncu günün de tutulmasını tavsiye etmiştir.
Buradan çıkan sonuç şudur:
Resûlullah’ın sünnetinde Muharrem’in onuncu günüyle ilgili sabit olan ibadet oruçtur. Bunun dışında aşure tatlısı yapmak, özel yemek pişirmek veya dağıtmak konusunda sahih hiçbir emir bulunmamaktadır.
Aşure Tatlısının Tarihî Gelişimi
Bugün bilinen aşure tatlısı, daha çok Anadolu, İran ve Osmanlı kültüründe gelişmiş bir gelenektir.
Zaman içerisinde şu anlayışlar ortaya çıkmıştır:
• Nuh’un gemisinde kalan son yiyeceklerle aşure pişirildiği,
• Bu gün yapılan yemeğin bereket getireceği,
• Eve bolluk kazandıracağı,
• Kazaların uzaklaşacağı,
• Dağıtanın sevap kazanacağı,
• O gün mutlaka aşure pişirilmesi gerektiği.
Ancak bu anlatımların hiçbirisi Kur’an’da yer almadığı gibi sahih hadislerle de sabit değildir.
Rivayetlerin Güvenilirliği
Toplumda en çok anlatılan hikâye, Nuh Peygamber’in gemisinin Cudi Dağı’na oturduğu gün kalan malzemelerle aşure pişirilmesidir.
Ancak hadis âlimleri bu rivayetlerin sahih olmadığını belirtmişlerdir.
Ne Kur’an’da ne de güvenilir hadis kaynaklarında böyle bir bilgi bulunmaktadır.
Dolayısıyla bu kıssa tarihî bir anlatı olabilir; fakat dinî delil değildir.
İslam’da ibadetler rivayetlerle değil, vahiy ile belirlenir.
Hz. Hüseyin’in Şehadeti ve Aşure
Muharrem ayının onuncu günü aynı zamanda Kerbelâ faciasının yaşandığı gündür.
Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi İslam tarihinin en acı olaylarından biridir.
Ancak bu acı hadise de zamanla bazı aşırılıkların doğmasına sebep olmuştur.
Bazı toplumlarda:
• kendini zincirleme,
• vücuda zarar verme,
• matem merasimleri düzenleme,
• ağıtları ibadet hâline getirme
gibi uygulamalar ortaya çıkmıştır.
Kur’an ise insanın kendisine zarar vermesini yasaklamaktadır:
“Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.”
(Bakara, 2/195)
Dolayısıyla Kerbelâ’yı anmak başka; onu dinî ritüele dönüştürmek başkadır.
İbadet ile Kültürü Ayırmak
Bir Müslüman komşularıyla yemek paylaşabilir.
İkramda bulunabilir.
Fakirlere yardım edebilir.
Misafir ağırlayabilir.
Bunların hepsi güzel ahlâkın gereğidir.
Ancak bunları belirli bir güne bağlayıp sevabını Allah’ın emriymiş gibi sunmak doğru değildir.
Eğer bir aile sadece kültürel bir tatlı olarak aşure yapıyorsa bunda dinî açıdan sakınca yoktur.
Fakat:
• “Yapılmazsa bereket kaçar.”
• “Mutlaka dağıtılmalıdır.”
• “Bugüne özel sevabı vardır.”
• “Dilekler kabul olur.”
şeklindeki inançların dinî dayanağı bulunmamaktadır.
Bid’at Tehlikesi
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim bizim bu dinimizde olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa o reddedilmiştir.”
(Buhârî, Müslim)
Bu hadis, ibadet alanında sonradan ihdas edilen uygulamaların kabul edilmeyeceğini göstermektedir.
İslam’ın güzelliği, ibadetlerin Allah tarafından belirlenmiş olmasındadır.
İnsanların iyi niyetle ortaya koyduğu her uygulama din hâline getirildiğinde bid’at ortaya çıkar.
Kur’an’ın Ölçüsü
Kur’an, Müslümanlara şu prensibi öğretmektedir:
“Size Peygamber ne verdiyse onu alın, sizi neden sakındırdıysa ondan da sakının.”
(Haşr, 59/7)
Peygamberimizin uygulamadığı bir ibadeti din hâline getirmek, sünneti aşmak anlamına gelir.
Bu sebeple Müslüman, dinini geleneklerden değil; Kur’an ve sahih sünnetten öğrenmelidir.
Sonuç
Aşure günüyle ilgili olarak sahih kaynaklarda sabit olan ibadet yalnızca oruçtur. Bunun dışındaki aşure tatlısı yapma, dağıtma, bereket beklentisi, uğur inanışı veya özel sevap düşüncesi dinî bir zorunluluk değildir.
Kültürel gelenekler toplum hayatının bir parçası olabilir. Ancak bunlara dinî değer yüklemek doğru değildir.
Müslümanın görevi, Allah’ın indirdiği dine hiçbir ilavede bulunmadan onu olduğu gibi yaşamaktır.
Kur’an’ın şu uyarısı her konuda olduğu gibi burada da temel ölçümüz olmalıdır:
“İşte bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır.”
(En’âm, 6/153)
Din, insanların ürettikleri geleneklerle değil; Allah’ın vahyiyle korunur. Gelenekler yaşatılabilir; fakat hiçbir gelenek vahyin önüne geçirilmemelidir. Mümin için esas olan, Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün sahih sünnetidir. Bu ölçü korunduğu sürece hem din safiyetini muhafaza eder hem de kültür, dinin yerine geçme tehlikesinden uzak kalır.


