GenelYazarlardanYazılar

Şükür Nedir?

Şükür; dini terminolojide Allah’ın verdiği nimetlere karşı kalpten minnet duymak, dille hamd ederek ifade etmek ve bu nimetleri yine O’nun rızası doğrultusunda kullanarak (fiilî şükür) itaat etmektir. Yani Allah’ın kullarına verdiği nimetlerin karşılığında, kulun bu nimetlere ulaşma gücü ve imkânına sahip olamayan diğer kullarının da bu nimetlerden yararlanmalarını sağlaması demektir. Diğer bir ifadeyle, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek ve günahlardan kaçınmaktır. Aksi halde, Allah’ın verdiği nimetleri günah işlemek için kullananlar, O’na karşı nankörlük etmiş olurlar.

Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin. (2 Bakara 152)

Nankörlüğün (küfr) zıddı olan şükür, sadece teşekkür değil, nimetin gerçek sahibi olan Allah’ı tanımak ve O’na yönelik niyet ve davranışlarla karşılık verme sürecidir.  “Hamd, şükrün başıdır”. Şükür ise nimetin artmasına ve bereketlenmesine vesile olur. Sadece sözlü olarak yapılan şükür tek başına bir değer taşımaz. Salihatla ve Salih amellerle bezenmiş, aynı zamanda süreklilik arz eden Allah’ın emirlerine uyarak günahlardan kaçınılması halinde hak ettiği karşılığı bulacaktır.

Hani Rabb’iniz size: “Eğer şükrederseniz size olan nimetlerimi artırır da artırırım. Yok, eğer nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir!” diye bildirmişti. (14 İbrahim 7)

Yukarıda ki (14/7.) Ayetten de anlaşılacağı gibi; yaşadığımız müddetçe Allah’ın bizlere bahşetmiş olduğu nimetlere karşı bizlerde O’na ilgili Ayetinde kullarına vadettiği nimetlerini kat kat kazanmanın gereği olan şükrümüzü yerine getirmemiz gerekmektedir.

Yoksa şükür; “Allah’ıma verdiklerinden dolayı her zaman şükrediyorum” diyerek sadece sözlü olarak Allah’ı anmak suretiyle yerine getirilen ve buradan bir karşılık beklentisine umut bağlanacak bir söylem değildir, asıl olan hayırlı ve güzel işlerle mütemadiyen değer üretmektir. Yani nimetlerin karşılığını vermektir. Örneğin; Allah insana ne tür bir nimet vermişse o nimetlerden ihtiyacı olanların payını vermesi ve ihtiyaç sahiplerini yararlandırması demektir. Yaşamanın şükrü kul olmaktır. Malın şükrü infaktır. Aklın şükrü ise teslim olmaktır.

Şükreder ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin? Allah Şakir’dir.* Her Şeyi Bilen’dir. (4 Nisa 147)    

 *. Şakir; Şükrün karşılığını verendir.

“Azdırmandan dolayı, onlar için senin dosdoğru yolunun üzerine oturacağım” dedi. Sonra, ant olsun ki onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve Sen onların çoğunu şükrediciler olarak bulamayacaksın. (7 A’râf 16-17)

 Şeytan kendi isyanı üzerine, “insanlara musallat olup takva sahibi olmayanları doğru yoldan saptıracağını” Allah’a vadetmesi ile tuzağına düşürdüğü kurbanlarını şükür bilmeyen kullar haline getirmektedir. Şeytanın aldatmasıyla şükretmeyen insan, sürekli her şeyden şikâyetle nankörlük eder. Nankörlük ise insanı içten içe çürüten bir zehir gibidir. İnsanı mutsuz, huzursuz ve tatminsiz kılar, doyumsuzluk duygusu oluşturur. Sahip olduklarının kıymetini bilmez ve bunlardan mahrum olanları düşünmez. Nankör, bencil, kıskanç, hırslı, sabırsız, kibirli, merhametsiz, geçimsiz, paylaşma ve yardımlaşma duygusundan yoksun, nefret dolu kötü huylara sahip olur. Bu hali ancak insanları şükretmekten alıkoymaya çalışan şeytanı başarılı ve memnun eder. Kendisinin ise dünya ile birlikte ahiret hayatını da kaybetmesine vesile olur.

Şükrün terim olarak ne ifade ettiğini açıklamak gerekirse; “Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını gösterme, nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapma” şeklinde tanımlamalar yapılmaktadır. Mü’min her zaman teşekkür etmesini bilmelidir. Evvela kendisine her türlü nimetleri veren Allah Teâlâ’dan, bunun dışında ise insanlardan da gerektiğinde teşekkürü esirgememelidir. Fakat gerçek bir şükür, Allah’ın yasaklarından kaçınarak O’nun emirlerine uygun bir yaşam sürmektir.

İnsanın yaratılış gayesinde ki Dünya yaşamı ile ilgili bölümü imtihan safhasıdır. Bu imtihan kendisine verilen ya nimetlerle yâda külfetlerle denenerek gerçekleşir. İnsana biri şükür ve sabır diğeri nankörlük ve isyan olmak üzere iki yol gösterilmiştir. Bu yollardan birini özgür iradesi ile tercih eder. Rabbimiz bu durumu ilgili Ayetlerle şöyle haber veriyor; 

Biz ona doğru yolu da eğri yolu da gösterdik. Artık isterse şükreder, doğru yola gider; isterse nankörlük edip eğri yollara sapar. (76 İnsan 3)

 “Eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz gerçekten azabım çok şiddetlidir!” ( 14 İbrahim 7)

Sıkıntı ve musibetle denenecek imtihanda mü’mine düşen sabırdır. Nimetle imtihan edildiği zaman mü’mine düşen şükürdür. Çünkü her gelişme onun hakkında hayırlıdır. Eğer iyi bir şeyle karşılaşır da şükrederse bu iyilik onun hakkında hayır olduğu gibi uğradığı kötülük karşısında sabır gösterirse bu da onun hakkında hayırla neticelenir.

Eğer insan yaşadığı olumsuz hadiseler karşısında; bunlar sadece benim başıma geliyor şeklinde bir düşünceye sapar da şükretmeyi bırakırsa şükretmesi gereken nimetlerde azalır. Adeta akıntıya karşı kürek çekmiş olur. Zira bunlar her ikisi de ahiret sınavının bir gereğidir.

Rabbimiz bizlerden kendisine şükretmemizi istemektedir;

Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin. (2 Bakara 172)

Allah’ın üzerimizde büyük nimetleri vardır. Bu nimetlerin başında sağlığımız ve bizlere bila bedel teslim edilmiş vücut azalarımız gelmektedir. Bunların kıymetini ancak kaybedince anlıyoruz. Bu sebeple bize bu nimetleri karşılıksız veren Allah Teâlâ’ya şükrü ihmal etmemeliyiz.

Şükrün tavsiye edilmesi ile ilgili yapılan sohbetlerde, anlatımlarda bu anlatımlar günümüzde bir takım yanlış anlaşılmalara yol açabilmektedir. Zira fakir ve yoksul durumda olan bir Müslümana; dünyada çalışarak rızkını artırmayı hak etmeye gayret göstermesi yerine, şükrederek olanla yetinmesinin ahireti için daha sevap olacağı anlatılmaktadır. Böylece ahirette daha kazançlı çıkacağı şeklindeki bir yanlış düşünceyi dininin bir gereği imiş gibi beyinlere adeta dikte edilmesi insanları İslam dışı bir inanca sürükleyen büyük bir felakete sebep olmaktadır. Oysa dinimizin çalışmaya verdiği önem ortadadır. Bize rehber ve örnek olarak gönderilen bütün Nebilerin yaşamlarına baktığımızda “Vahyin anlatılması ve öğretilmesi” asli görevlerinin dışında istisnasız hepsinin de dünya yaşamında ki rızkını hak etmek için bir sanatı veya mesleği icra ettiklerini görmekteyiz. Bu sebeple şükrün tavsiyesi kişiye tembellik ve rehavet vermek maksadını taşımamalıdır. Yani kişinin hayat standartlarını yükseltmeye yönelik göstereceği meşru bir gayret, kesinlikle şükür bilinci ile çelişen bir durum değildir.

Ayrıca bir insanın zenginlik ve yaratılış bakımından kendisinden daha üstün olanlara bakıp dövünmesi yerine, kendisinin sahip olduğu yeteneklere ve nimetlere bakarak bunların kıymetini bilmesi bir mü’mine yakışan en güzel davranış biçimidir. İnsan önce sahip olduklarına bakmalı onlara kıymet vermeli onların şükrü içerisinde olmalıdır.

Gerçeği yalanlayıp nankörlük ederseniz; bilin ki Allah’ın size hiç bir ihtiyacı yoktur. O, kullarının gerçeği yalanlayarak nankörlük etmelerinden hoşnut olmaz. Şükrederseniz ondan hoşnut olur. Hiç kimse bir başkasının yükünü yüklenmez. Nihayetinde dönüşünüz Rabb’inizedir. Böylece yapmış olduklarınızı size haber verecektir. Kuşkusuz O, sinelerde olanı en iyi bilendir.

(39 Zümer 7)

De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!” (Mülk 23)

İlmin gerçek sahibi olan Yüce Rabbime Hâmid’i senalar olsun.

Bir başka makalede buluşmak üzere tevhidi ve huzur dolu sağlıkla geçen bir yaşam diliyorum.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir