
Aynı gemide değiliz. Size aynı gemide olduğumuzu, ancak geminin karaya vurduğunu söyleyecekler. Değiliz. Biz hiç sizinle aynı gemide olmadık. Bizim bulunduğumuz taşıt hiçbir zaman sizin Titanik’i andıran geminiz olmadı. Nazikleştirdiğini zannettiğiniz türden söylenecekse gemicik de olmadı. Biz sizin kullandığınız teknelere, kadırgalara ve hatta filikalara bile yanaşamadık. Kaderimiz açık denizde plastik bir botla zulümden kaçarken ısrarla ve inatla, daha mühimi inançla yaşam mücadelesi vermekti. Biz amansız dalgalar karşısında birer birer, biner biner parçalanıp kıyılara vururken siz keyifle seyrettiniz. Şimdi biz sizin iri balıklar gibi karaya vuruşunuzu seyrederken hiç de keyiflenmeyeceğiz. Bunun hoşnutluğu bizi hiç ırgalamayacak. Aksine sizi nasıl kurtarabiliriz diye düşünecek, derme çatma botlarımızdan ip sarkıtıp, kemer savurup sizi köhne batakhanenizden kurtarmaya uğraşacağız. Hep uğraştık. Yine uğraşacağız.
Aynı gemide değiliz. Hiç olmadık. Aynı geminin güvertesinden sırf eğlenmek için martılara simit, insanlara çay fırlatmadık. İnsanlara makarna, insanlara kömür, insanlara satranç seti de fırlatmamıştık. İnsanlara hiçbir şey fırlatmadık. İnsanları ve insanlığı da bir köşeye fırlatmadık. İnsanları faizin, betonun, soygunun, açlığın, yokluğun, yoksulluğun, yoksunluğun kucağına fırlatmadık. Aksine tam da oradan, kader diye, makûs talih diye öğretilenden, insanlığı fırlatıp attığınız bataklıktan çekip almak istedik, siz bırakmadınız. İnsanlara gemiler, uçaklar, yatlar, katlar vaat ettiniz. Çok katlı hastaneler, köprüler, spor salonları, bol kredili tokiler vaat ettiniz. Yokluktan beton geven, pankart kemiren insanlar türettiniz. Biz insanlığa ekmeği paylaşmayı önerdik. Elimizde kurumuş ekmeğimiz ve bulabildiysek ithal edilmemiş kuru soğan, işte bunlar tüm insanlığındır diye ilan ettik. Sizin gibi dünyaya ve varlığına tamah edenler doymamıştı ki biz doyalım. Plastik bir şişme botla okyanusa açılmışken açlığı yatıştırmayı denemek insanlığın eşitlenmesiydi. Ve elbette bu eşitlik bize kadar değildi. Batan geminizin malları, kandırdığınız insanlar da serin sularda cedelleşmek suretiyle eşitlenir. Ancak o plastik botlara doğru uzanan her ele uzanılır. Kendimiz için herhangi bir şeyi esirgemediğimiz gibi elimizi ve dahi hayatımızı da sizden esirgemeyiz. Çünkü bot, çünkü gitmek, çünkü yokluk; Timur Selçuk şarkısında olduğu gibi ‘yeter, öleceksek ölelim!’ demektir. Onurlu bir hayat ve sonunda ölüm adına gemiciklerinize tamah etmemektir.


