Genel

Kendini eksilten cümleler

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

Herkesin önemli biri olmak için bu kadar abartılı bir çaba içinde olduğunu görünce ister istemez yine herkesin kendini çok önemsiz, çok değersiz hissettiği fikri düşüyor aklınıza. Bu sanıyorum dışarıdan işlene işlene bilinç altımıza sokulmuş bir düşünce, bir yargı, bir inanç… İnsanın herhangi bir şey yapmadan, daha hikayesinin en başında önemli ve değerli olduğunu bilmemiz lazım. Bizler o kadar istisnai, o kadar kendine özgü, o kadar biricik bir kaderle doğuyoruz ki, sadece bu dünyaya doğmakla bile dünyaya yepyeni bir soluk, sadece bizim yaşadığımız bir hikaye, bize özgü bir renk katıyoruz. Bizim kendimiz olarak kalmak, aynılaşarak biricikliğimizi kaybetmemek için mücadele etmemiz gerekiyor. Herkesin önemli olmak adına büyük bir telaşla yapmaya çalıştığı şeyler, herkesi herkese benzettiği için insanları sadece aynılaştırıyor, dolayısıyla da önemsizleştiriyor. Kendi anlamımızı bulmakla, kendi dilimizi konuşmakla, kendi içimizdeki güzellikleri keşfetmekle dünyaya yeni bir şeyler katabiliriz ancak. Kendimiz olmadan, herkesin yaptığını herkesin yaptığı gibi yapmakla kapıldığımız aynılaşma girdabından çıkamaz, önemli insanlar olamayız.

“Bugüne kadar hiç kimsenin aklına gelmeyen bir şey düşündüm” dedi heyecanlı olan. “Bu seni dünyada şu dakikanın en önemli insanı kılıyor” dedi yanındaki.

“…hep büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben böyle biri olmak isterdim” diyor ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ isimli baş eserinde J. D. Salinger.

İnsanın geçmişten geleceğe yolculuğunu bir büyük romanmış gibi düşünelim. O kalın romanın içinde birer cümle gibiyiz her birimiz. Nasıl aradaki herhangi bir cümleyi çıkarıp attığınızda roman eksilmiş oluyorsa, hayatlar içinden kendi benzersiz hikayenizi çıkarttığınızda dünyanın hikayesi de bir hayat eksik kalır. Bütün hayatları birbirinin aynısı kılmak adına sürdürdüğümüz anlamsız mücadele, dünyanın hikayesini ayrıntılarından mahrum bırakıyor, tatsız, kokusuz, renksiz bir ezbere dönüştürüyor.

Bir de şunu düşünün; dünyaya baktığında kendi yerini bulamayan bir hayat ne hisseder?

“Kimileri, sen yalnızca bir damlasın, sözünde durmaman bir damla, önemi yok, diyecekler. Ama dünyadaki kötülüğü destekleyen bu küçük damlalardır. Küçük damlaların önemsizliği üzerine konuşmak saçmalıktır. Küçük damlalar ve okyanus aynı şeydir” diye yazmış John Fowles, ‘Koleksiyoncu’ ismini verdiği eserinde.

Eskiler biri kendilerine bir güzellik yaptığında teşekkür babında “eksik olma” derlerdi. Bunun ne kadar derin bir temenni, bir niyaz olduğu üzerinde düşünelim mi biraz?

“Şu süzülen toz zerresini görüyor musun” dedi meczup, “onun kitapta yeri var, senin nasıl olmasın!”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir