GenelYazarlardanYazılar

Kafana Göre Değil Kuran’a Göre Teslim Olmalısın

İslam’ın da ona teslim olan Müslümanların da neye, niçin inanıp Müslüman olduklarının şartlarını dini gönderen ve aynı zamanda dinin sahibi olan Allah belirler. Hiçbir yaratılmış Allah’ın dini üzerinde tasarruf hakkına sahip olmayıp gönderilen dine teslim olup kendisine verilen ömrü tamamlamak zorundadır. Allah bu konuda bütün tasarrufun ve yetkinin kendisine ait olduğunu  vah yettikleri elçilerine kesin ve anlaşılır bir dil ile belirtmiştir. Allah’ı rab ve ilah bilenlerin gönderilen bu vahiylere göre bir inanış ve yaşayış tarzına sahip olmaları inandıkları dinin müminleri olmaları açısından olmazsa olmaz şartlarındandır. Söz konusu Allah’ın tek ve geçerli dini İslam söz konusu ise hiç kimsenin kafasına göre takılması mümkün değildir. Allah elçiler göndererek gönderdiği dinin her isteyenin istediği şekilde kafasına göre takılmasının önünü de kesin olarak kapatmıştır. İslam söz konusu ise hiçbir anlayış hiçbir çıkarım ve yorum tevhidi ilke ve nebevi anlayışa aykırı olamaz olmamalıdır.

Halkı Müslüman coğrafyanın bu günkü hali tam bir bölünmüşlüğü ve parçalanmışlığı resmetmektedir. Bunun başta gelen ve en önemli nedeni bu halklar Kuran’a,  elçilere bakarak hal hareket ve anlayışlarını düzeltmek yerine sapık ve sapkın anlayışlarına hem Kuran ayetlerini hem de onun elçilerini alet edip halen Müslüman kalabilecekleri zehabına kapılmış olmalarıdır. Müslüman olmadıklarının farkına varmadan Müslüman olduklarını sanarak hayatlarına devam etmektedirler.

İslam söz konusu olunca bir tek doru olmayıp birçok alternatiflerden bahsetmek moda halini almıştır. Sıratı müstakim Allah’ın ilkelerini ve çerçevesini Kuran ile belirlediği yolun anlaşılması gerekir iken ne yazık ki sapık ve sapkın ne kadar yollar var hepsi meşru hale getirilmeye çalışılmaktadır. Hayatın diğer kuralları söz konusu olunca bir tek doğrudan bahsedilir iken, Allah’ın dini söz konusu olunca bir değil sayısız ve birçok doğru ve doğrulardan bahsedilmektedir.

Bu durumun vahyin kendisinden kaynaklandığını söyleyen kimseler ise anlamı açık yoruma asla meydan vermeyen muhkem ayetlerde bile sınır tanımazlığa devam etmektedirler. İmana konu olan ve inanmamız gereken hiçbir ayet herkesin kafasına göre takılıp yorumlar üreteceği bir potansiyele sahip değildir. Tevhit, şirk, helal, haram gibi konular buna örnek olarak verile bilinir. Bu tür ayetler üzerinde bile anlamsız uçuk ve zorlama, abartılı yorumlara günümüzde daha çok rastlar olduk. Özellikle son dönemde Kuran’a ve Kuran’da rabbine teslimiyette asla kusurlu davranmayan Allah’ın onlardan onlarında Allah’tan razı olduğu örnek ve övülmüş şahsiyetler üzerine yapılan yorumlara! Esef ve hayretle görüp şahit olmaktayız. Bunların birçoğunun bu dinin mensubu gibi görünen hatta bu ülkede dini tahsilin yapıldığı kurumlardan çıkması da bunların hangi amaç ve gaye hizmet ettiklerini de ortaya koymaktadır.

Gün geçmiyor ki: Söz de bir ilahiyatçının! Saçmalıklarına şahit olmayalım. Gerek Şarkiyatçıların gerek ise müsteşriklerin birinci ağızdan söyleyemediklerini bu satılmışlar bangır bangır her türlü basın ve yayın araçlarında dile getirmektedirler. Utanmadan sıkılmadan bu halleriyle de mağdur rolüne soyunup masumları oynamaktadırlar. Gerçek yüzleri ve foyaları ortaya çıkınca da bu ülkede yaşanmaz diyerek ülke sınırlarını terk etmektedirler ve peşinden de kendilerinin büyük bir değer! Olduklarını arsızca ve yüzsüzce dile getire bilmektedirler.

Gerek din gerek ise insan aklının ürünü olan her türlü sisteme en büyük ve tamiratı imkânsız zararları bu düşünceyi kabul edenler tarafından verilmiştir. Baltanın sapı sizden olunca doğa bilecek zararı tahmin etmeniz de mümkün olmamaktadır.  Günümüz de İslam’a bu dinin mensubu olup Müslüman olduklarını ancak İslam’ı seçmekle hangi sorumlulukları üstlendiğinin farkında olmayan insanlar vermektedir. Özde değil sadece sözde inandığını söyleyenlerin bu dine verdikleri zararları görmek ve tahmin etmek yaşanan olaylar ile birlikte hiç de zor olmasa gerek.  Hırsız hane halkından olunca zararın daha büyük olacağını tahmin zor olmasa gerek.

Şunu unutmayalım Allah’ın gönderdiği İslam’ın tamamı şuan elimizde olan ve gönderildiği ilk şekliyle muhafaza edilen Yüce Kuran’ın içerisinde olup son elçisinin yaşayarak hayatına uyguladığı ve örneklendirdiği bu din herkesin kafasına göre takılıp nefsini tatmin edeceği bir din değildir. Konulan şartlara harfiyen uyan kişiler bu dinin mensubu olarak kalabilirler. Herkes kendi şartlarına göre değil Allah’ın belirlediği şartlara uyarak Müslüman olur ve Müslüman kalır.  Ne yazık ki: Günümüzde Allah’ın belirlediği şartlara göre ona teslim olanların sayısı çok azdır. Müslüman olduğunu söyleyenlerin çoğunluğu amalı ve fa katlı tipleri oluşturmaktadırlar. Müslümanım ancak aynı zamanda demokratik olmanın da bir sakıncası yoktur diyenle rastlamak moda haline geldi.  Allah’ın verdiği Müslüman isminin önüne ve arkasına herhangi bir ek yapılmasına asla razı olmamaktadır:

“Allah’a davet eden; iyi ve güzel işler yapan ve aynı zamanda “ Ben Müslümanlardanım !” Diyenden daha güzel sözlü kim ola bilir ki!”  ( Fussilet-33) Bu ve buna benzer diğer ayetler de bir Müslüman duruşu ortaya konulmakta “ Müslümanlıktan öte başka herhangi bir isimle anılmaya ve çağrılmaya ihtiyaç olmaması gerektiğine dikkat çekilmek istenmektedir. İslam’ın mensuplarının ne ve nasıl tanımlanmasına Allah karar vermiştir. Onların ödünç kavramlar ile tanımlanmaya asla ihtiyaçları yoktur. İnsan ruhunun yamukluğuna, kaypaklığına, cahilliğine, alışkanlıklarını her şeyin üstünde tutma eğilimine, sapıklıkta olduğunu kendisine yediremeyecek kadar burnu havada olmasına, ihtiraslarına ve çıkarlarına düşkün oluşuna, bütün insanların huzurunda eşit olduğu tek ilaha davet hareketinin tehdit ettiği toplumsal statüsün, kendi ayrıcalığına büyük önem vermesine karşı yılmadan bıkmadan, usanmadan Allah’a davet hareketini yürütmek dava ve tevhit erleri için vazgeçilmez bir görevdir.

Evet!

Bu olumsuz şartlarda davet görevini yerine getirmek çok zor bir iştir. Fakat aynı zamanda büyük ve saygın bir görevdir. “ Ben Müslümanlardanım” demek ve bu isimlendirmenin arkasında durmak çok önemlidir. Şu halde yeryüzünde söylenen en güzel söz Allah’ın dinine davet amacı ile söylenen söz ve sarf edilen çabadır. Bütün bu güzel sözler Salih amel ile taçlanması durumunda Allah katında kıymetli hale gelir. İnsanın kendi kişiliğine yer vermediği Allah’a bütünüyle teslim olma durumu ile birlikte yapılan davet tamamen Allah’a özgü kılınmış olur ve davetçinin açıkça anlatıp duyurmaktan başka bir sorumluluğu olamaz. Bundan sonra davetçinin sözleri itirazla, terbiyesizlikle ve inkârda inatlaşmakla karşılanırsa bunda davetçi için artık bir sorumluluk yoktur. Çünkü davetçi insanlara iyilikten başka bir şey sunmamaktadır, çünkü o yüce bir makamdadır ve yüce bir makamın mesajını iletmektedir. Karşı çıkıp itiraz edenler elbette kötülük ileri süreceklerdir zira bunu yapanlar aşağılık bir konumdadırlar.

Müslümanım ve teslim oldum demek sözlerin en güzelidir. İsmi beğenmemek aynı zaman da o ismi vereni de beğenmemek anlamına gelmektedir.  Rabbi İbrahim’e teslim ol deyince oda âlemlerin rabbine teslim oldum diyerek başka hiçbir otoriteye boyun eğmeyeceğini ve teslim olmayacağını açıktan ve birinci ağızdan ilan etmiştir. Bu gün İbrahim gibi tevhidi anlayış ve duruşlara acilen ihtiyaç vardır. Yoksa Sultanların sofrasına oturup karnını doyuran ve her türlü maddi imkânlara sahip olmuş yalaka, yamuk ve renkli camlarda şöhret! Olmuş karakter yoksunu insanlardan böyle onurlu bir davranış beklemek beyhudedir.

Kuran’a göre değil de kafasına göre takılmak bu tür insanları kısmen rahatlatmakta ve yerine getirmeleri gereken çok ciddi görevlerini de savsaklamalarına neden olmaktadır. Çoğu zaman hak ve hakikatlere kendilerini kapatan bu insanlar hayatlarında büyük bir şok yaşamadıkça da asla gerçekler ile yüzleşmemektedirler. Hayatlarının büyük bir bölümünü ve en verimli çağını kafasına göre yaşayan bu insanlar ömürlerinin sonlarına doğru kısmen teslim olarak; emekli olunca namaza başlamak hacca gitmek veya cami derneklerinden birinde de görev alarak hakikati tanıdıklarını zannederek ahirete göç etmektedirler.

Heva ve hevesini ilah edinip kafasına göre takılanların durumlarının ne kadar acınası ve vahim olduğunu sizlerle bir ayet meali paylaşarak yazımıza devam edelim: “Kendi heva ve hevesini ilah edinen hakikati bilmesine rağmen yüz çeviren böylece Allah’ın da kulaklarını ve kalbini mühürleyip gözlerine de perde çekerek sapkınlığa bıraktığı şu kimseyi görüyor musun? Böyle bir kimseyi Allah’tan başka kim doğru yola ilete bilir? Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?” ( Casiye-23)

Yüce Kuran’ın değişik surelerin de bu tür özelliklere sahip insanları deşifre eden ayetlere rastlamak mümkündür. Allah kullarına asla zulmetmez bundan dolayı heva ve hevesini ilah edinmek sebep kalplerin ve gözlerin mühürlenmesi sonuçtur. Allah adildir adil olanları sever. Doğru olan Allah’ı rab edinmek insanların bir kısmı aksi davranarak önce kendilerine sonrada diğer yaratılmışlara zulmedebilmektedirler. İnsanın kafasına göre takılması ondan sorumluluğun kalktığı anlamına gelmez. Aksine onu yaratan ondan mutlaka hesap soracaktır. Yüce Kuran kendisine iman edenlerden Allah’ın kendilerine gönderdiği ve aynı zamanda değişmez olan ilkelerine iman etmelerini onları hayatlarının kuralları haline getirmelerini kesin bir dil ile onlardan istemektedir.

Bu istenilenin aksine davranarak değişken arzularının peşine düşen, kendi arzusuna tapan, önünde eğilen, onu düşüncesinin, hükümlerinin, duygularının ve hareketlerinin kaynağı haline getiren ve onu karşı konulamaz, her istediği yerine getirilen bir ilah konumuna çıkaran, ikide bir değişip duran işaretlerini derin bir itaat duygusuyla, tam bir teslimiyetle, kesin bir kabul ile algılayan insan ruhunun enteresan bir portesini çiziyor. Kuran bu tabloyu çiziyor ve bu tutumun çirkinliğini, hayret vericiliğini şu şekilde dile getiriyor: “ Heva ve hevesini ilah edineni gördün mü?” Gördün mü böyle birini?  Derken aslında bu tür insanların her devir ve zamanda görüle bileceğini de bu ayetleri okuyanlara bildirmektedir. Heva ve hevesini ilah edinen insan aynı zamanda tuhaf bir yaratık haline de dönüşe bilmektedir.  Aynı zamanda azan ve azgınlaşan bu insan kendisini bir ilah zannederek hareket etmektedir. Allah’ı ve onun gönderdiği vahyi hayatından söküp atan bu insan kendisini her şeyden müstağni görüp artık kendisi ile baş edilemeyeceğine inanarak hareket etmektedir.  Kuran bu tür insanların durumlarını ortaya koyarak bizlerin nasıl olması gerektiği hususunda da bilgiler vermektedir. Bununla alakalı olarak şu örneği sizler ile paylaşmak istiyorum:  Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah’ın gönderdiği din ile bağlarını tamamen koparan Firavun hızını alamayarak insanlara “ Ancak Firavun, gerçeği yalanlamış ve isyan etmişti. Yandaşlarını toplamış onlara seslenmiş ve demişti ki: “Ben sizin yüce rabbinizim” Bunun üzerine Allah onu Ahiret ve dünya azabıyla yakalamıştı.” (Nazi at – 21-22-23- 24-25.)

Allah’ın ilk yaratılıştan itibaren koyduğu yasalar hiçbir değişikliğe uğramadan işlemeye devam ediyor ve edecektir. Her azgın Firavun misali hem bu dünyada hem de ahirette en şiddetli azaba çaptırılacaktır. Bu gerçek Firavun içinde onun çakmaları içinde asla değişmeyecektir. Bu gün dünya da huzur ve güven yoksa bunun nedeni heva ve hevesi ilah edinmenin diğer adı olan insan aklının ürünü olan! Çağımızın demokrasi putudur. Uğrayıp ta ifsat etmediği bir tek toplum gösteremezsiniz. Nefsi, nesli ve her türlü varlığı bozan bu heva ve hevesin ürünü olan anlayış insanlığa huzur getirmemiştir. Garip ve acı olan halkı Müslüman coğrafyanın hiçbir topluma huzur getirmeyen bu ucube anlayışın kendilerine huzur getireceğine inandırılmış olmalarıdır. Bir zamanlar huzur İslam’da diyenlerin kısa sürede everilerek tek çare demokrasimizin! Güçlenmesindedir demeleri garipsenecek bir durum değil mi?

Kalplerin ancak Allah’a ve onun gönderdiklerine inanıp yaşamakla huzura kavuşacağına önce kendimiz sora da bizlerin dışındakileri ikna edip yaşamadıkça huzur ve emniyet bütün bir insanlık için ha yel olmaktan öteye geçmeyecektir. Sözün özü çare İslam’da. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı