GenelMektuplara Cevap

İslami bir ortamda özgürlüklerin boyutu nedir?

Soru : İslami bir ortamda özgürlüklerin boyutu nedir? Bir sınırsızlıktan, denetimsizlikten söz edilemez değil mi? Kuralların ve yaptırımların boyutu nedir?

Cevap: Özgürlük kavramı, İslam’a ait bir kavram değildir. Ait olduğu yer Batı’dır. Batı’nın hayat anlayışından doğmuştur. Bu nedenle özgürlüğün içinin doldurulması da bu anlayışa göredir.

Felsefe sözlüğü, özgürlük kavramını şöyle tanımlamaktadır; kişinin kendi dışında herhangi bir şahıs, kurum, gelenek ve dinin etkisinde kalmadan kendi arzu ve isteklerine göre kendini belirleme halidir.

Pozitif özgürlük ise dıştan ahlak, toplum baskısı veya herhangi bir etkenle olmayıp kişinin kendi iradesiyle kendi kendini belirlemesidir.

Tanımlanan bu anlamdaki bir özgürlük İslam’da olmadığı gibi tasvip de edilmez. Bu anlayış, İslam’ın bakış açısına göre, insanın kendi hevasını ilah edinmesi olarak görülür. Bu anlayış ile İslami bir şahsiyetin uzaktan yakından ilgisi olamaz.

İslam, bu anlayışın tam zıddı olarak insana ‘kul’ sıfatını verir. Kulun yemesinden, giymesinden, ibadetinden, ticaretinden, insanlara olan ilgi ve sevgisine kadar ilkeler koyar, hudutlar çizer. Helal ve haram sınırları koyar. Kul bu anlamda özgür değildir. Yaratan’ın emirlerine tâbi olan bir kimsedir. Allah’ın emirlerine itaati en büyük bahtiyarlık olarak nitelendirir. İnsan, Allah’ın belirlediği meşruiyet sınırları içinde kalmak kaydıyla dilediğini yapmakta muhayyerdir. Ancak meşru bir yemeği yerken bile kendini sınırlayan bir takım ahlakî kuralların denetimindedir. Batı’nın tanımladığı manada bir özgürlük her kurala isyan kokan tam bir tuğyan halidir. Kulluk anlayışıyla bağdaşması mümkün değildir. Kul olmak kendisini yaratana karşı sorumluluklarının olmasını beraberinde getirdiğinden Batılı insan tanrıyı hayattan uzaklaştırarak tam anlamıyla özgür kalmaya çalışmıştır. Ancak özgürlük sarhoşluğu öylesine başını döndürmüştür ki ‘özgür insan’ bu defa da başka ilahların pençesine düşmüş, insanlık onurunu başkalarının çıkarlarına feda ederek berbat bir hayatın içine itilmiştir.

Bu hayattaki özgürlüğü, Allah’a kulluk ile kıyaslamak bile mümkün değildir. Bir gram uyuşturucu için insanlık onurunu ayaklar altına alanlar, başkalarını eğlendirmek için bütün değerlerinden soyutlanıp maymun maskara olanlar, kapitalist anlayışın reklam panolarında afişe edilenlerin sergilediği görüntüler… Özgürlük anlayışının insanlığı nereden nereye taşıdığının en güzel kanıtıdır.

İslam ilk günden beri Allah’tan başka ilahların pençesinde onlara kul olmuş olan müstezaf kitleleri, kullara kul olmaktan kurtarıp, onuruyla, gururuyla, şahsiyetiyle Allah’a kul olmalarının mücadelesini vermiştir. İnsanlık bunun faturasını çok ağır ödemiştir. Bunca mücadelenin üzerine yeniden başa dönme çabalarını anlamak mümkün değildir.

Her dünya görüşü kendi kavramlarıyla gündeme gelir ve bu kavramlarla hayata tutunur. Kavramlarını kaybeden bir fikrin hayatta kalması mümkün değildir.

Bizde bir deyim vardır “Her şey aslına döner” diye. Demokratik ortamda sahiplenilen bu kavramlar da aslına dönüp gerçek yüzünü ortaya koyduğu zaman ona tutunanların ufkunda şafak atacak ama atı alan üsküdarı geçmiş olacaktır. Bu memlekette istibdat var diye sokaklara dökülenler, kişisel hak ve özgürlükler için mücadele verdiklerini söylüyorlardı. Aradan geçen bunca zamana ve onca değişime rağmen gelinen noktada işler tersine dönmüş, şimdi de özgürlük isteyen zihniyetten özgürlük istenmeye başlanmıştır.

Bunun sonu gelmeli, insanlık kimin gerçek kurtarıcı olduğunu artık görmelidir. Kimin kapısına nasıl gideceğini ve ne isteyeceğinin yöntemini Allah kullarına göstermiştir. İnsanlık bu hakikatlere gözünü kapattıkça hırsızlar! daha bu milletten nice değerlerini çalmaya devam edecektir. İnsanlık Allah’ın “insanı biz yarattık sinelerin ne gizlediğini ve gözlerin hain bakışlarını biliriz”(50/16) buyuran Rabbine dönmedikçe bu fasit dairede daha nice zamanlar dönülmeye, tarih tekerrür etmeye devam edecektir.

İnsan hakları ve özgürlükler konusunda dünyayı ayağa kaldıran özgürlük havarisi ABD’nin, girdiği ülkelere ne menem özgürlük ve insan hakları getirdiğini tüm dünya görüp dururken hala bu anlayıştan kurtuluş bekleyenlere en yeni eserleri olan Afganistan ve Irak örneğini görmelerini hatırlatırız. Fransa’nın Cezayir halkını kavuşturduğu insan hak ve özgürlüklerini hatırlatırız. Duvarlara vurularak öldürülen çocukların, baltalarla doğradıkları cesetlerin de insan olduklarını hatırlatırız.

İşte bunların hepsi özgürlük ve insan hakları havarisi medeni batının insanlığa verdiği özgürlük dersi idi. Bunlar kendileri gibi inanmayan ve kendilerinden olmayanları insan olarak görmeyecek kadar özgür bir toplumdur.

Sorunuzun ikinci boyutu olan yaptırımlar konusuna gelince, İslam’da hiçbir iş yapanın yanına kalmaz. Mutlaka bir müeyyidesi vardır. “Dinde zorlama yoktur” ayeti İslam’da hiçbir yaptırım yoktur anlamında değildir. Dini kabul etme konusunda zor kullanılmaz, kendi özgün iradesiyle tercihini yapar demektir. Tercihini İslam’dan yana yapan kimse tercih ettiği dinin kurallarıyla hem savaşta hem de barışta mukayyettir, kayıtlanmıştır. Asr-ı Saadet’te Zeyd bin Üsâme’nin savaşta müslüman olduğunu açıklayan birine “sen korkudan müslüman oluyorsun” diyerek öldürdüğünü duyan Peygamberimiz (a.s) “Ya Rabbi ben Üsâme’nin yaptığından beriyim. Ey Üsâme ben kalpleri yarmaya memur değilim, sen onun kalbini yarıpta baktın mı ki? Seni la ilahe illallah kelimesine karşı kıyamet günü kim koruyacak?” buyurur. Mü’min, düşman karşısında savaşta bile kurallara uymak zorundadır.

Lokman (a.s)’ın oğluna öğüdünü hatırlatmak isteriz “Yavrucuğum yaptığın iş bir hardal tanesinin ağırlığında olsa da, bir kaya içinde veya göklerde veya yerin dibinde gizlense, Allah onu yine de karşına getirir. Çünkü Allah’ın bilgisi her gizli şeye ulaşmaktadır. Yavrucuğum namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülüğü yasakla. Başına gelenlere sabret. Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan işlerdendir.”     (31/16-17)

Bu nedenle yapılan iş büyük küçük ne olursa olsun, mutlaka hesabı sorulacaktır. Yapılanın niteliğine, içinde bulunulan şartlara göre kınamadan ölüme kadar ceza ve müeyyide uygulanır. Peygamberimiz (a.s) hırsızı korumaya kalkanlara karşı “Kızım Fatıma da yapsaydı onun da elini keserdim” ifadesiyle konuyu sonuçlandırmıştır. Bu müeyyideler ancak İslami bir ortam da uygulanır. İslam’ın hakim olmadığı yerler de zaten İslam’ın ceza yasalarının uygulanması mümkün değildir.

Bununla birlikte bu müeyyide uygulaması sadece müminler için değil, aynı zamanda devletin tebaası olan gayri müslim kimseler için de söz konusudur. Onlarla birlikte yaşadığımız bir coğrafyada, müslümanların huzurunu bozucu, genel ahlak kurallarını ihlal edici, fitne ve fesada sebebiyet verecek hareketlerde bulunmaları, umuma açık yerlerde içki içmeleri gibi durumlarda gerekli müeyyideler uygulanarak huzur ve sükunet korunmaya çalışılır.

Kısaca İslam’ın hakim olduğu coğrafyada kimsenin sınırsız hak ve imtiyaz sahibi olması söz konusu değildir. Bu kural hukukun olduğu her yer ve rejim için geçerlidir. Ancak kişiler ihmal eder, ihlal eder, hukuku siyasallaştırır, kötüye kullanmaya kalkar, bu ayrı… Hukuk hakkın çoğulu olması hasebiyle herkesin ne yapmaya ne yapmamaya hakkı varsa onu belirleyen demek olduğundan en kötüsünde bile bir sınır vardır. İslam’da bu sınırlar Allah tarafından belirlenmiş olduğundan bu dinin Peygamberi bile istediğini yapma hakkına sahip değildir. Peygamber de bir kuldur, kul olmak kulluk yaptığına karşı sorumlu olmak demektir.

“Ey Peygamber! Allah’tan kork, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

Rabbinden sana ne vahyedilirse ona uy. Muhakkak ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”(33/1-2)

Hal böyle olunca kimsenin sınırsız bir özgürlükten, imtiyazdan, kendine göre sahte merhamet şovları yapmadan söz etmesi mümkün değildir.

Ancak hakim hukuk her  zaman belirleyicidir. Ait olduğu dünya görüşünün meşru dediği meşrudur, demediği değildir. Yaşadığımız bugünkü hukukta da böyle değil mi? Senin ne dediğin, nasıl inandığın, ne yapmak istediğin değil, onun seni nasıl gördüğü ve tanımladığı önemlidir. Ne olursa olsun o uygulanır. Bu kural tüm dünya görüşleri için geçerlidir.

“Allah Kur’an’la emrettiğini Emir’le yaptırır” sözü bunu ifade etmektedir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir