GenelMektuplara Cevap

Peygamber istediği konuda istediği kişiye izin verebilir mi?

SORU: Son okuduğum kitap Yusuf El Kardavi’in “Tekfirde Aşırılık”. Kitabın Şirk, İlah, Rab gibi kavramları izah tarzı güzel. Bazı bölümleri ise kafa karıştırıcı geldi bana. Örneğin: Bazı in­sanlar peygamberimize gelerek zekatı vermek is­temediklerini, namazı iki rekat kılmak istedikle­rini bildiriyorlar. Peygamberimizin de izin verdi­ği ifade ediliyor. Aynı konuda bir başkası izin isteyince de “hayır” dediği söyleniyor. Yani bunları kişilere göre yapıyordu denmek isteniyor. Böyle bir şey olabiliyor mu? Bu rivayetleri de sahih ha­disler diye takdim ediyor. Bu insan dünyaca ta­nınmış müçtehit olarak biliniyor. Böyle yapınca da her şey bir birine karışıyor, içinden çıkılmaz hale geliyor. Sizce bu anlayış doğru mudur?

CEVAP: Böyle bir anlayışı doğru bulmuyo­ruz. Ancak insanları bu anlayışa götüren literatü­re yerleşmiş bir takım sebepler vardır. Bunlardan biri insanların Peygamber anlayışı; diğeri de Peygamberimizden nakledilen hadislere yaklaşım tar­zıdır. Müslümanların çok hassas olduğu bu iki ko­nuyu Kur’an’ın hakemliğinde yeniden ele alarak değerlendirmeleri gerekmektedir. Çünkü bu iki ko­nu dînî anlayışımızın omurgasını oluşturmaktadır. Bu düzelmeden hiçbir şey düzelmeyecektir. Halkın ezici bir çoğunluğunu oluşturan kesimin zihninde­ki Peygamber, “emrolunduğu gibi” olmaya çalışan değil; emirler veren bir peygamberdir. Her istedi­ğini istediği gibi yapan ve bu yaptıklarını da Al­lah’ın kabul ettiği bir kimsedir. Kafanızı karıştıran konu bu anlayışın hadislere yansıması veya “hadisler” olarak tezahürüdür.

Hadislerin tedvininde gösterilen gayretin sa­dece “senet” kısmına hasredilip “metin” kısmının tenkide tabi tutulmayışının da bu anlayışlara ze­min hazırlamada payı büyüktür. Benzeri konular­da getirdiğimiz eleştirilerde insanların infialiyle sık karşılaşıyoruz. Çünkü metni tenkit etmek ay­nen peygamberi tenkit etmek olarak algılanıyor veya insanlar bu anlayışın arkasına sığınarak sizi açık düşürmek istiyorlar. Halbuki yapılan şey asla peygamberi tenkit etmek değildir. Hadis diye nak­ledil en şeyin Peygambere ait bir söz ve anlayış olup olmadığını ortaya koymaktır. Çünkü hadisle­rin rivayetinde yapılan şey mana ile nakletmektir. Bunun daha açık ifadesi şudur: Peygamberimizin sözlerini işiten bu sözlerden anladığını, kendi ifa­de biçimi ve kendi kelimeleriyle başkasına naklet­miş ve onu alan da ondan anladığını kendi ifade biçimiyle diğerine nakletmiştir. Bu rivayet silsilesi hep böyle devam etmiştir. Bu anlayış hadislerin mütevatir olanı için de ahadı için de hep böyle ol­muştur. Kur’an metninin dışında aynı lafızlarla ge­len tek haber “men kezebe” hadisidir. Gerisi hep manen nakledilmiştir. Mana ile nakilde öne çıkan şey, söylenenden çok dinleyenin ondan ne anladığıdır. Çünkü o da anladığını başkasına bu minval üzere aktarmıştır.

İşte işin püf noktası burasıdır. Kur’an’ın pey­gamberi Kur’an’a rağmen asla söz söylemez. Rabbinin çizdiği rotadan asla şaşmaz. O’nun helalini helal haramını da haram olarak tebliğ eder ve di­ne kendinden asla bir şey katmaz katamaz. Nas ile tespit edilmiş bir konuda indirim de yapamaz. Böyle bir durumda kendisine asla fırsat verilmeyeceği açıkça ifade edilmektedir: “Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona (Allah’tan gelen dine) bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalar­dık, sonra onun şah damarını koparırdık.” (69/44-46)

Bu ayeti okuyan bir Peygamberin Allah’ın di­ni adına kendinden bir şey katması veya eksiltme­si mümkün olur mu? Şimdi hadislerdeki anlayışla­ra bu açıdan bakıldığında görülecektir ki ne na­mazla, ne de zekatla ilgili birilerine indirim birilerine de bindirim yapması mümkün değildir. “Adamına göre muamele” yapmak ise Peygamber (as) için asla mümkün değildir. O Allah’ın din adına yapmasını istediği şeyi yapan, yaşayan ve tebliğ etmeye memur edilmiş olmanın bilincinde olan kimsedir. En küçük hatası bile Allah tarafından düzeltilerek hatasız bir örnek olarak sunulmuştur. Bahsi geçen hadislerde anlatıldığı gibi bir uygula­ma olsaydı; Hz. Ebu Bekir (ra) Halife seçildikten sonra kendisine gelerek: “Namazı kılacaklarını, orucu tutacaklarını fakat zekatı vermeyeceklerini” bildiren kavme: “Peygambere verdiğiniz zekat devesinin yularını dahi vermekten imtina ederseniz sizinle onu vermeye razı oluncaya kadar harbederim” demezdi. “Peygamber adamına göre muamele etti; ben de edeyim, iktidarımı sağlamlaştırayım, sonra icabına bakarım” derdi. Bu olayın peygam­ber eliyle uygulanmış olması mümkün görünmemektedir.

İnsanların alim, müçtehid olmasına gelince, kim ne kadar müçtehid ve alim ise yapıp ettikleri ile ortadadır. Dileyen alır dileyen almaz. Kimsenin kimseye bu konularda mecburiyeti yoktur. Görüşlerinde isabet kaydetmesi ise eşyanın tabiatına, Kur’an’ın ilkelerine ve görüşünün meseleye intiba­kı ile anlaşılır. Bu müçtehitlerin hata yapmayacak­ları anlamına gelmiyor. Onlar da hata yapar, dü­şüncesinde yanılabilirler. Kimse bu konuda yanıl­maz değildir. Bu hak sadece Allah’a aittir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir