
Sadakaların hepsini Tövbe suresinin 60. ayetinde geçen “sadakat” ifadesi içine almaktadır. “Sadakat” genel bir ifade olarak zekât, fitre ve infak isimleriyle anılan, Allah için verilen tüm takdime’leri ifade etmektedir.
Zekât, bereket, artış ve temizlenme anlamına gelmektedir. Kur’an’da bu isimle, namazla birlikte anılmıştır. Biri bedenin diğeri de malın tezkiye ve temizlenmesini sağlayan iki ibadet türüdür. Varlıklı olandan yani İslam’ın zengin kabul ettiği kimselerden alınıp, fakir olanlara verilir.
Zekât’ın sadakalardan ayrıldığı taraf mali varlığın zenginlik seviyesine gelmiş olanından alınmasıdır. Gizli ve açık olan servetin nisap denilen zenginlik miktarına ulaşmasıyla İslam devletinde zekâtı toplayan memurlar tarafından alınır. İslam devletinin olmadığı zaman ve zeminlerde ise bu tamamen kişinin diyanetine bırakılmıştır. Veren için de alan için de toplumsal baskı ve Allah korkusunun dışında hiçbir yaptırım yoktur.
Bireysel gayretlerle devam eden bu olayda vatandaş vicdanıyla başbaşadır. Ekonominin geçirdiği badirelere rağmen hala 100 gram altını zenginlik saymanın mantığı yoktur. (19. 02. 2025 yılı itibariyle 3450 tl x100 gr.= yaklaşık 350 bin tl. Yapmaktadır.) Devlet bile gelinen noktada paradan altı sıfırı silerken 640 gram gümüşün parasal değerini zenginlik saymak akıl karı değildir.(19.02. 2025 yılı itibariyle 640gr x 38 tl.=25 bin tl. ) Allah resulü bu gün yaşasaydı 25 bin lirası olana,350 bin lirası olana zengin mi diyecekti? Aynı zamanda 30 sığırı olana 30 sığır x tanesi 150 bin tl = 4.5 milyon ediyor. Bu ikisi de zenginliğin birinci basamağı kabul ediliyor. Böyle bir dengesizliği bu günün Müslümanları hala onaylıyor ve üzerinde düşünmüyorlar!
Özellikle zekât verilecek zenginliğin ne olduğu ile ilgili yeni bir çalışmanın yapılmasına ihtiyaç vardır. Nakit olarak tespit edilen 640 gram gümüş ve 20 miskal yaklaşık 100 gram altın zenginlik sayılan değerini bugün yitirmiştir. En azından nisap sayılan diğer mallarla (deve, sığır ve koyunun değerleriyle) kıyaslanarak ortalama bir miktarın her yıl yeniden belirlenmesi kaçınılmaz olmuştur.
Bunu yaptığımızda zekât verecek mükellefleri doğru tespit etmek mümkün olacaktır. Zekâtın kimlere verileceği konusuna gelince, tövbe suresi 9/60’da sayılan sekiz zümreden (köleler, zekât memurları ve gönlü İslam’a ısındırılacaklar çıkarıldıktan sonra) bugün itibarıyla geride kimler kalmışsa (fakirler, miskinler, Allah yolunda cihad edenler, yolda kalan ihtiyaç sahibi yolculara.) onlara verilecek demektir. Bunlar bizim nafakasını sağlamakla sorumlu olduklarımız, usul ve furu dediğimiz anne, baba ve çocuklarımız dışındaki ihtiyaç sahibi kişilerdir.
Zekâtın dışındaki verilen sadakalar için zenginlik şartı yoktur. Yarım hurma tanesi kadar da olsa veya güzel bir söz ve tebessüm, hayır dua da sadaka sayılmaktadır. Allah yolunda malını harcayanların durumu: “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfü geniştir, O her şeyi bilir.” (2/261)
“Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.”(2/262)
Verecek bir şey bulamayanlar için de şu müjde verilmektedir:
“Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, halimdir.” (2/263)
Gayesi Allah rızası olmayan gösteriş için harcayanlara gelince:
“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.” (2/264)
“Allah’ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarf edenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağarsa iki kat ürün verir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisenti düşer (de yine ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.” (2/265 )
Fıtır sadakası ise; yaratılış sadakası olarak hicretin ikinci yılında orucun farziyet’i ile verilmeye başlanan bir sadakadır. Nefsin tezkiyesi, varlığımızın kusursuz yaratılmış olmasının şükrü olarak yapılmaktadır. (87/14-15) Ramazan Bayramı’ndan önce verilerek; fakir ve fukaranın bayram ihtiyacının karşılanması hedeflenmiştir. Hükmü vaciptir. Bir ailenin reisi o ailenin bütün fertleri için verebilir. Miktarı ve hükmü şu hadisle bildirilmektedir:
“İbn Ömer (r.a)’dan Resulullah’ın şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Resulullah (a.s) zekât-ı fıtrı Müslümanlardan köleye, hüre, erkeğe, kadına, küçüğe, büyüğe hurmadan bir sâ, yahut arpadan bir sâ (yaklaşık üç, üç buçuk kilo) olarak verilmesi vacip kılındı. Ve bu sadakanın halk bayram namazından çıkmazdan evvel verilmesini emreyledi.”(Buhari, Babu’l-fıtr)
Bu da yaklaşık bir insanın bir günlük doyum miktarı demektir. Kişi başına verilecek en asgari miktar budur. Fazlası için her zaman kişi muhayyerdir. Ancak bu sadakanın zekâtın farz kılınmasından sonra muhayyer bırakıldığı ile ilgili rivayetler de vardır. Hükmü konusunda da farz, vacip ve sünnet diyenler de bulunmaktadır.
Sonuç olarak sadakaların hepsi karşılığı Allah’tan beklenilerek yapılan mali bir ibadettir. Allah rızası için verilir ve kabulü Allah’tan beklenir. Verdiği ile kimseyi minnet altında bırakmamak ve kimseyi incitmemek kaydıyla.
“Nefsini tezkiye eden, Rabbini zikredip namaz kılan, mutlaka felah bulacaktır.”(87/14-15)
“Güzel bir söz ve bağışlama, ardından eziyet gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, hilim sahibidir.”(2/263)
“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren bir tanenin durumu gibidir ki, her başakta yüz tane vardır. Allah dilediğine kat kat artırır. Allah’ın lütfü boldur. O, her şeyi bilendir.”(2/261)
Bütün Müslümanların sa’y ve sadakalarını /gayret ve bağışlarını Allah’ın makbul ve muteber etmesi dileğiyle…


