GenelYazarlardanYazılar

İnsan Neden Çok Acelecidir..!

“İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.” (İsrâ, 17/11)

İnsan yaratılış itibarı ile, her istediğine çabuk kavuşmayı arzu eden, şekilde yaratılmıştır.  Acelecilik, arzu ettiğimiz her şeyi vaktinden önce istemek ve elde etmek duygusudur. Bu konuda Cenab-ı Allah (c.c.) İsra süresinde kullarının yaratılış itibarı ile nasıl aceleci olduklarına dikkatimizi çekmektedir. Aslında aceleci olmak; insanın vereceği kararlarda, sağlıklı ve doğru düşünmesini engeller. Aceleci olmak olayları değerlendirirken olayın önemini kavramaya engel olabilir. Hatta yanlış kararlar vermemize de sebep olur. İnsan kendisi için iyi zannettiği – kötü olabildiği gibi- kötü olarak düşündüğü – ise daha iyi olabilir. Hiçbir kimse karşılaştığı olayların kendisi hakkında kesinlikle hayır veya şer olduğunu bilemeyeceğini Cenabı Allah (c.c. )bizlere bildirmiştir.

‘’Ey müminler, hoşunuza gitmediği halde, din düşmanları ile savaşmak üzerinize farz kılındı. Olur ki, bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz halde o, hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilemezsiniz.’’ (Bakara : 216). Her şeyin en doğrusunu sadece Allah (c.c.) bilir.

İnsan, aceleci olduğu ve olaylar karşısında sabır ve tahammül göstermesi kendine zor geldiğinden,  sonradan olacak şeyin vaktinden önce olmasını ister. Böylelikle ayette işaret edildiği gibi aleyhine olabilecek şeyler için hayra dua eder gibi şerre dua eder.

Bu bakımdan aceleciliğin insanı kendisi için zararlı olan işleri yapmaya sürüklediğini ayet beyan etmektedir.  İnsan  düşünmeden duygularına kapılarak acele ile söylediği veya işlediği fiilinden dolayı pişmanlık duyar. Aslında  halk arasında, ACELE EL-MİNEL ŞEYTAN, YAVAŞ EL-MİNEL RAHMAN’dan denilen bir söz vardır. Bu  sözle  acele davranmanın, kötülüğe sebebiyet vereceği ve bu işin, şeytanın dahlinden  olacağı vurgulanmak istenmiştir. Çünkü sonucunu düşünmeden, şuursuzca acele olarak işlenen fiile şeytan karışarak o işi akamete uğratır. İnsan, esasen birçok arzulara sahip olduğu için çeşitli nimetlere bir an önce kavuşmak için aceleci davranır. Bu bakımdan Kur’an-ı Kerim insanın bu davranışını ‘’İnsan öyle acelecidir ki sanki aceleden yaratılmıştır. Sabırlı olun; yakında size âyetlerimi, delillerimi göstereceğim. O halde benden azabın bir an önce gelmesini istemeyin. (Enbiyâ, 21/37) diye nitelendirmiştir.

Ayette yer alan “İnsan pek acelecidir” ifadesi bazen, insanın Allah’a sadece anlık acil ihtiyaçları için o andaki sıkıntıdan kurtulmak için dua ettiğini göstermektedir. Oysa mümin ömrünün her anında yaratıcısına sığınma ve O’na dua etmenin gerekliliğini hatırından çıkarmamalıdır. Böylece Allah’a olan bağlantısını/Rabıtasını kesmemiş olmalıdır.

İnsanın fıtratında bulunan acelecilik  aslında kötü huy ve alışkanlık olarak yaşantımızda ve toplumda  kabul edilmektedir. İlk defa karşılaşacağımız bir olay karşısında, olayın iyi  veya kötü mü olduğunu bilemediğimiz için acele hareket ettiğimiz zaman doğru karar vermemiz mümkün olmayabilir. Hâlbuki bu konuda aklımızı ve bilgimizi devreye sokar ayrıca bilen kişilerle istişare yaparak gerçekçi yolu bulmuş oluruz. Şayet sabır ve tahammül göstermez, geçici nefsî arzularımızı ön plana alırsak yanlış karar vermiş oluruz. Âyet-i kerime de zaten Kur’an’ın ölçülerine uygun karar vermenin insanı en doğru yola ulaştıracağını haber vermektedir.

İnsanın; dünya ve ahiret nimetlerine kavuşma isteği ve aceleci olması bir bakıma her şeyin rahatlıkla hemen olmasını istemesi; dünya ve ahiret hesaplarının görülmesini beklemeden sonuca varmayı arzu etmesinden kaynaklanır. Bu bakımdan birçok insan ahiret hayatını bırakır, dünya hayatını ister. Ahirette hazırlanan büyük mükâfatı önemsemez, tamamen dünya nimetlerine dalarak hep onu ister ve böylece kendisi için hayır istediği zannıyla, belki de aslında şer istemiş olur. Bu nedenle sabırlı ve ihtiyatlı olarak hayra dua etmeli, Allah’tan hayırlı ve devamlı olan işler için dualarda bulunmalıyız. Aslında insan için en faydalı olanı sabırlı olmak ve sükûnetle hareket etmektir. İnsan zorda kalınca veya istediğine hemen kavuşma arzusu yerine gelmeyince ne yapmalıyım diye düşünür ve imanı bilgisi zayıf ise ümitsizliğe kapılır. Bizlere Cenab-ı Allah bu durumlarda neler yapmamız nasıl yol takip etmemiz hakkında bakın ne buyurmuştur.

‘’Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Doğrusu namaz çok ağır ve çetin bir iştir. Ancak o, Allah’a duyduğu derin saygıdan kalbi ürperenlere ağır gelmez.’’ (Bakara :45). Demek ki: Müslümanın  kendine has bir yolu ve tercihi olmalıdır. Bu tercih ayetlerde bizlere bildirilen yol olmalıdır ki mutluluk ve huzura kavuşmuş olalım.

‘’Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin! Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.’’ ( Bakara / 153)

İnsanın aceleciliğinin  gizli/açık  sebeplerinden biride can emniyeti yanında, maddi zararların oluşmasına tahammül edememesidir. Hani ne demişler: ‘’Mal canın yongasıdır.’’ !  evet insan oğlu yaratılış itibariyle mala düşkünlüğü hiçte küçümsenemeyecek kadar çoktur. Yaratan kulunu ve arzularını, aceleciliğini bildiği için bizleri zaman zaman imtihana tabi tutmaktadır.

‘’Sizi mutlaka biraz korku ve açlık ile; biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlaştırmak sûretiyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!’’ (Bakara / 155) İşte bu durumlarda aceleci olmayanlar ve yaratandan gelenlere sabır gösterenler, malik oldukları niğmetlerin kendilerine sadece intifa hakkı verilmiş niğmetler olduğunu gerçek niğmetlerin sahibinin sadece Allah (c.c.)olduğunu kabullenerek acele etmeden olayları sükûnetle karşılamaları sonucu kazançlı olacakları bildirilmektedir.

‘’Onlar ki, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman: “Bizim bütün varlığımız Allah’ındır ve biz ancak O’na dönüyoruz” derler.( Bakara : 156)

Bir musibetle karşılaşıldığında, tam tevekkülle yüce yaradana teslim olmak, sahip olduğumuz bütün niğmetlerin bize Allah tarafından verilmiş niğmetler olduğunu, her şey gibi bu niğmetlerinde aslına yani gerçek sahibine döneceğini kalbi iman ve huzur ile bilmek ve verilen karara karşılaştığımız olaya rıza göstermenin asıl olan iman ve kulluk görevimiz olduğunu hatırlamamız gerekir.

’İşte bunlar, Rablerinin bol mağfiret ve rahmetine ulaşanlardır. Doğru yolu bulanlar da ancak onlardır.(Bakara:157)

Acelenin getirdiği zararlar:

Acele etmekle elbette ki kaybedeceğimiz niğmetlerde vardır.

Bunların  en güzelini; Kur’an’dan ve  Allah Resûlü’nün (s.a.v) hayatından örneklerle  öğrenelim:

  • İbn Abbâs’ın rivayet ettiğine göre; İbn Abbâs;

Resûlüllâh’ın (s.a.v.)’ “Allâh İsmail’in anası Hâcer’e rahmet etsin!

Şayet, acele etmiş olmasaydı, elbette zemzem sürekli akan bir ırmak olurdu” buyurmuştur. Hâcer validemiz de (haklı olarak) acele etmemiş olsaydı(takdir-i ilahi ) bu gün zemzem’e ulaşmak daha kolay olacaktı.

  • Gene Uhut harbinden bir örnek, Allah’ın Resûlü’n den  emir almadan, ganimetten pay almak için acele  ederek yerini terk eden okçular  savaşın kaybedilmesine neden oldukları bilinilmektedir. Aceleciliğin  sonucu mağlubiyet  ve çok sayıda şehit verilmesinin sebebi  olarak  da düşünebiliriz.
  • Uhut harbi öncesi Resûlullah’a gelen gençlerin savaş yapma konusunda acele ve israrlı davranışları sonucu Allah Resûlü’ne israr  etmeleri, (İşleri onlarla müşavere / istişare et! Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et) ‘’ (Âl-i İmran, 3/159) daha sonra bu – acelecilikten vaz geçtiklerini – söylemelerine rağmen, verilen karardan Resûlullah (s.a.v) vaz geçilmemiştir.
  • Gene Resûlullah’ın hanımlarının kendisine şaka yollu yapılan sitemleri sonucu bal şerbeti içmeyeceği konusunda aceleci davranarak /araştırmadan  vermiş olduğu karardan, vaz geçmesi sonunda;  Helal ve haram kılma yetkisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu.’’Resûl ve  Nebi de olsa, hiç kimse helal ve haram kılma yetkisine sahip olmadığını, Şari’nin (kanun koyan) sadece Allah (c.c.) olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlamış olduk..

’Ey Nebi ! Allah’ın sana helâl kıldığı şey’i zevcelerinin hoşnutluğunu arayarak, niçin (kendine) haram ediyorsun? (Bununla beraber üzülme) Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.’’ (Tahrim : 66/1)

  • Öğretici ile öğrenme hususunda aceleci olmamak gerektiğini gene Resûlullah’a yapılan uyarıdan öğrenmiş oluyoruz.

“Onu (anlama ve ezberlemeyi) çabuklaştırmak için, dilini onunla hareket ettirme. Şüphesiz ki onu (kalbinde) toplamak ve okutmak bizim işimizdir. Onu okuduğumuzda sen okunmasını takip et. Sonra kuşkusuz, onu açıklamak da bizim işimizdir.’’ (Kıyamet:16-19 )‘’Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de.(Taha:114 )

  • Hazreti Musa (a.s.) ile Hızır (a.s.) arasında geçen yol arkadaşlığında, Hz.Musa (a.s.) öğrenme hususunda aceleci davranmasının- sonuçları hakkında- Resûlullah(s.a.v.) bizlere şu kanaatini aktarmaktadır.

“Allah, Mûsâ’ya rahmet etsin; isterdim ki (Hızır’ın yaptıklarına) sabretsin, o ikisinin (yolculuğundan) daha çok şey aktarsın bize’’. (Buhari:122 ) Mûsâ’nın (a.s) sabır edemeyişi, bizlerin  birçok hikmetli olayları  öğrenmemizden  mahrum bırakmıştır.

  • Musa (a.s.) Tur-u Sina dağında Cenabı Allah ile görüşmesinden sonra kavmine döndüğünde onları sapıklık ve isyan içerisinde bulmasını, kavminin kendi istek ve arzularına acelece kavuşmak için günaha girdiklerini  anlıyoruz. ‘’Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavmim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”(A’raf:150)diye yalvardığını görüyoruz.

ACELECİ OLMANIN  ZARARLARI

Davranış ve kararlarımızda aceleci olmanın şahsımız  ve toplum üzerinde çeşitli zararlarının olabileceğini unutmamamız  gerekir. Acele ile verilen kararlarda ;  Kur’an ve sünnete uygunluğun olamayacağını, bu karar ve davranışlarımızın, Kur’ân ve Sünnete uygunluğunun göz ardı edilmesi halinde -kulluk inancımıza da zarar- verebileceği  hatırımızdan çıkarılmamalıdır.

‘’İnsan (çoğu zaman) iyilik için dua ediyormuşçasına (kendi aleyhine olacak şekilde kızarak ya da anlamadan) kötülük için dua eder. Çünkü insan, (işin derinliğini düşünmeyecek kadar) acelecidir. İnsan fıtratı gereği acelecidir.’’ (Enbiya, 21/37) İnsan  acele edince  sıkılır, öfkelenir, kıyametleri koparır. Ağzından çıkanı kulağı duymaz. Gözlerini kapar ağzını açar, etrafa nefret saçar.  “İnsan, aceleden yaratılmıştır. Ayetlerimi size göstereceğim, acele etmeyin! Derler ki: ‘Şayet doğru söylüyorsanız (bize) vadettiğiniz (azap) ne zaman? (Gelsin de görelim!)’ ” (Enbiya:112   )

Aceleci insanın bedbahtlığı nasıl oluşur?

İnsan fıtratı gereği aceleci olduğu için zorluklara karşı, sukûnet ve tefekkürle düşüneceği yerde asabiyete kapılır umutsuzluğa kendini bırakır. Yaptığı duanın hemen karşılık bulmasını bekler. Hakkında hayırlı/hayırsız olacağını  bilmeden olayların gelişimine göre  karar vererek, hoşuna gitmeyen bir şeyi felaket olarak değerlendirir. Hayr-ı şer, şerri hayr zannederek iyiyle kötüyü birbirine karıştırır. Gereksiz ve zamansız beddualar ederek deşarj olmaya çalışır. Bu yüzden her zaman  peşin dünya niğmetlerini ahirete tercih eder. Dünyevileşmede o kadar ölçüyü kaçırır ki; Kainattaki mükemmel işleyişini görmesine rağmen ahiretin uzak olduğunu düşünerek, niğmetlerine de şüphe ile yaklaşır ve onları sadece bir hayal gibi düşünür. Onun için de en büyük ve ebedi mükâfatların bulunduğu ahireti bırakır da, peşin olacağına inandığı  dünyalık geçici ve oyuncak misali niğmetlere değer verir. insan aklı  ile hareket ederek  sabırla , Allah’tan yardım dilemek ve O’na (c.c.) güvenmek gibi imanı hasletlerini öne çıkaramazsa , gelecek manevi niğmetler yerine  bugünün hazır  niğmetlerinden  feragat etmesini ,imkânsızlaştırır.

“İnsan hayra dua ettiği gibi, (öfkelenip sıkıldığında beddua ederek) şerre de dua eder. İnsan çok acelecidir.’’( İsrâ:11) Aceleci  insan hoşlanmadığı bir şeyle karşılaştığında ; sabretmeksizin kendi kendine, yakınlarına ve sahip olduğu  niğmetlere de  beddua etmekten çekinmez, lanet okur.  ‘’Hiç mi düşünmez..?  Aslında  hayr da şer de Allah’tandır ve hayrın tüm anahtarları O’nun (c.c) katındadır.’’ acelecilik insanın gözüne ve kalbine perde indirir, yaşadığı şeyin bir imtihan olduğunu unutur, tahammülsüzlükten  kendi kendinin   ve  etrafındakilerin canlarına da kıyabilir.

Sehl ibni Sa’d’dan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir:

“Nebi (s.a.v) ile katıldığı gazvelerden birinde diğer Müslimlerden çok daha fazla azimle savaşan bir adam için Nebi (s.a.v), ‘Cehennemlik bir adam görmek isteyen, bu adama baksın.’ buyurmuştu.‘……Oysa o kimse hepimizden çok daha azimliydi. Ben onun bu hâliyle ölmeyeceğini düşünmüştüm. Yaralanınca ölmek için acele etti ve kendisini öldürdü.’ Bunun üzerine Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: ‘Kul, cehennem ehlinin amelini işler, ancak cennet ehlinden olur. Cennet ehlinin amelini işler, cehennemlik olur. Ameller son nefese göre değerlendirilir.’ (Buhari:6607-Müslim:112)

İnsan bazı konularda acele ettiğinin farkına bile varamaz. Örneğin: Namaz sonrası yaptığı duanın başlangıç ve bitim serüveninin nasıl olması hakkında gayretli ve dikkatli davranmayarak, acele ve dalgınlıkla duasını/ ibadetini tamamladığını düşünebilir. Halbuki: Allah Resûlü, namaz ve dua konusunda  bizlere tavsiyelerde bulunmuştur.

“Allah Resûlü (s.a.v), kendisine salât ve selam getirmeden dua eden bir adamın duasını duydu ve ‘Bu adam acele etti.’ buyurdu. Sonra onu çağırıp şöyle buyurdu: ‘Sizden biri dua ettiğinde (duasına) Azîz ve Celîl olan Allah’a hamd ve övgüyle başlasın, sonra Nebi’sine salât getirsin, ondan sonra istediği duayı yapsın .’’ (Ebu Davut : 1481)

İnsan dua ederken, duada aceleciliğin ve gafletin hiçte yeri yoktur. Cenab-ı Allah duanız olmazsa neye yararsınız demektedir. İnsan duasında bile acele ederek Allah’ı hakkıyla övmeyi, Resûlü’ne  salât ve selam getirmeyi atlayıp bir an önce talebini sıralamak ister. Halbuki duadan daha önemli olan  Allah’a (c.c.) hamd etmek/şükretmek, O’na (c.c.) tazim etmek ve O’nu eksikliklerden tenzih etmektir. Müslim bir kişi günlük yaşantısından koparak Yüce Allah’a ibadet için camiye gelirken geç kalmış ta olsa, kendi vakarına yakışır bir şekilde hızlı, lakin koşmayarak cemaate ulaşması  müminin şiarındandır. Namaza yetişeyim diye acele eden insan, namazın ruhu olan huşu ve sükûnetini zayi eder; hem kendinin hem de cemaatin dikkatini dağıtır. Namaz da arkasında durduğu imamı beklemeye sabredemez, aceleciliğiyle imamın önüne geçer. Namazın rükûn ve secdelerine riayet etmez.

Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

«Namaza kâmet getirildiği vakit ona aceleyle  koşarak gelmeyin, yürüyerek gelin! Sükûneti iltizâm edin, yetişebildiğiniz kadarını (İmamla) kılın; yetişemediğinizi (kendiniz) tamamlayın!» buyururken işittim. (Müslim:602) Demek ki: ulaşacağımız yer cami ve namazda olsa sukûnetle, acele etmeden ,etrafın dikkatlerini çekmeden ulaşmak gerekmektedir.

ALINAN HABER VE VERİLECEK KARARDA ACELE ETMEMEK

Acelecilik, günlük yaşantımızda da beşeri münasebetlerimize, istemeyerek de olsa zarar verebilmektedir. Aceleci tutumumuzdan dolayı,  çevremizdeki kişilerden özür dilemek ve helalleşmek ihtiyacında kalırız.

‘’Ey iman edenler! Fâsık biri size bir haber getirdiğinde, onu (iyice araştırıp doğru olup olmadığını) açıklığa kavuşturun. Ta ki bilmeden bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmayasınız.’’ (Hucurât:6) Bir haber iyice araştırılıp açıklığa kavuşturulmadan karar vermek, bir insanı veya topluluğu tehlikeye,  felakete sürüklemesi mümkündür. Bu nedenle  acele etmeden, gelen haber ve bilginin doğruluğu   araştırılmalı, müşterek kanaatlere göre karar verilmesi daha uygun olmalıdır. Acelecilik, insanın İslami bir şahsiyet kazanmasının, dolayısıyla hakkıyla arınıp olgunlaşmasının önünde engel oluşturur. Dini vecibelerini öğrenmesinde ve gelişmesinde zorluklar oluşturur. Aceleyle alınan anlık kararlar, çoğu zaman kişinin bütün hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Müslim kişi her zaman sükûnet ve teenniyle hareket etmeye gayret ederek, nefsinin veya başkalarının tahriklerine kulak asmadan hareket edebilendir. Mümin sükûnetle hareket ederek kalbini yatıştırır, aklını çalıştırır, vicdanının sesini dinler. Aceleciliğin verdiği dürtülerle, duygusallıkla ve cahiliye davranışları ile hareket etmezler. En zorlu anlarında dahi asalet, vakar ve ağırbaşlılıklarını koruyarak hareket ederler.

Allah cümlemizi kendisinin sevdiği acele etmeyen sabır, sükûnet ve hilm sahibi olan kullarından eylesin. Kalın sağlıcakla selam ve dualarımla.

‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.  

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir