GenelMektuplara Cevap

“Ekini ve nesli bozmak” ifadesi ve bu ifadenin muhatabı kimlerdir?

SORU: Bakara Suresinin 204 ve 205. ayetlerinde dile getirilen “dünyalık  konuşmaları hoşa giden, iş başına gelince  ekini ve nesli bozmaya çalışan”lar kimlerdir? Ekini ve nesli  nasıl bozuyorlar açıklar mısınız?

CEVAP: Bu ayetlerin   Sakif kabilesinden Ahnes İbni Şerık hakkında nazil olduğu söylenmekte ise de, sebebi nüzul ayetin mesajını kayıtlayıcı değildir. Ayetin mesajı,  kıyamete kadar bu anlayışta ve zihniyette olan her şahsı, her kavmi ve toplumu kuşatıcıdır. Nifak, bozgunculuk, ekini ve nesli bozma çabaları insanlık tarihi boyunca hep var olmuş ve varolmaya da devam edecektir. Çünkü bozmak inkarın, düzeltmek de imanın değişmeyen doğasıdır. Hakikati  inkara şartlanmış olanlar buldukları ilk fırsatta bu vasfını ortaya koyacaktır. Kur’an’ın ifade etmiş olduğu geçmiş kavimlerin hayat hikayeleri bunun en açık delilidir.

“Andolsun ki, İsrail oğullarından sağlam söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini  getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.” (5/70)

“Bir fitne olmayacağını sandılar da körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasip etti. Sonra yine içlerinden bir çoğu, körleşti ve sağırlaştı. Allah, işlediklerini hakkıyla görücüdür.” (5/71)

“İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Halbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır.

İş başına geçtiğinde  yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli bozmak için çalışır. Allah ise  bozgunculuğu sevmez.” (2/204-205)

Bu ayette geçen “ekin ve nesil” olarak tercüme edilen kelimelerin aslı “hars” ve “nesl “ dir.

Hars: kelime anlamıyla toprağın tohum atılmak için hazırlanması, tohumun atılacağı tarla, yere tohum atmak ve ekim yapmak anlamlarına gelmektedir. Bakara 223 de kadınlar, erkekler için ekin yetiştiren yer  olarak zikredilirken. Kalem 22 de  ürün,  Şura 20 de ise Allah’ın insanlara verdiği her türlü “nimet” anlamında kullanılmıştır. Ayrıca Hars, toplumun  üretmiş olduğu ortak kültür için de kullanılmaktadır. Çünkü kültür de bir toplumun ortak katkılarıyla ürettikleri bir üründür. Bakara 205 de de ekin ve nesil birlikte zikredilmiştir. Buradaki mananın zenginliğine bakılınca harsı bozan hem ekileni, hem ekeni hem de toplumun ortaya koymuş olduğu kültürünü bozmaktadır. Bu ise karşılaştığımız gerçeği bütün çıplaklığı ile önümüze koymaktadır. Çünkü genetiği bozulan tohumlar birkaç ekimden sonra ekildiği toprağı da bozduğu verimsiz hale getirdiği bir vakıadır.

Nesil: Kelime anlamı itibariyle  bir nesneden ayrılan şeye denilmektedir Deveden dökülen tüye nesil denildiği gibi, insandan ayrılan ve soyunu devam ettiren çocuklarına da nesil denmektedir.  Bu anlama göre “ekini ve nesli bozmak” demek insanın ekip diktiği tüm ürünleri, ürünün ekildiği tarlayı ve neslini devam ettirecek genç kuşakları, kısaca  insanlığın geleceğini bozmak demektir.

Bu ayetlerin ihbar etmiş olduğu bozulma, tüm zamanları içine alan, bütün zeminleri kuşatan ve her toplumu kucaklayan küresel bir bozulmadır. Çünkü “ekini ve nesli” bozmak küçük ölçekli bir iş değildir. Yaşadığımız dünyada bu imkanlara sahip olan küresel güçler, İnsan nesli üzerinde planlı ve programlı çalışmalarla  yeni kuşakları fikren değiştirmek, ahlaken sefihleştirmek için her türlü imkanı  kullanmaktadırlar. Bu konuda yazılı ve görsel medya araçlarının her çeşidi kullanılarak,  insanlar fikren ve ahlaken istenilen kıvama sokulurken; yerine ve zamanına göre ulusal veya  küresel  ölçekli ekonomik manevralarla da tarım ve sanayi alanındaki  gerekli düzenlemeler yapılmaktadır.

Yarım yüzyıl önce tarım alanında ortaya atılan “yeşil devrim”, Bol  ürün sloganıyla reklam edilerek dünyanın gündemine konulmuştur. İlk yıllarda fenni gübrelerin de desteğiyle bol ürün alınmış.  Fakat bu tohumların  ikinci yıl ekildiğinde verimli olmadığı için çiftçi her yıl yeni tohum almak için Rockefeller’in ve birkaç aileden oluşan birliğin üretmiş olduğu tohumları almak  zorunda bırakılmıştır. Bu gün bunlara başta İsrail olmak üzere birçok ülke ve şirket katılmıştır. Çünkü bu işi daha geniş ölçekte ve sürekli hale getirmek için “Moleküler biyolojiden” istifade edilerek  bir yıllık ekilebilen kısır tohumlar  üretilmiştir. Evet bunlardan bol ürün elde edilmiş ve ürünün dayanıklılığı artırılmıştır. Fakat üründe doğallıktan eser kalmamıştır.

Ekinin nasıl bozulduğunu görebilmek için,  manavdaki sebze ve meyvelere bir göz attığımızda durumun vahameti anlaşılacaktır. Doğallıktan eser kalmamış hepsinin genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen,  hormon verilerek büyütülmüş yiyecekler olduğu görülecektir. İnsan oğlunun bencilleşen hırsını tatmin etmek için giriştiği bu fesat  sınır tanımamaktadır. Mısır, pirinç, soya, buğday ve bilumum tohumların genetiği değiştirilerek fıtratı bozulmuştur. Hayvanlara verilen hormon ilaçları ve fenni yem adı altında atıklardan  üretilmiş yemlerle beslenen otçul hayvanların da doğallığı bozulmuştur. Fıtratı bozulan bir şey bulunduğu ortamı da bozacağından,  tümüyle et ve süt  mamullerini etkilemektedir. Teknolojinin atıklarıyla kirletilen  kara, deniz ve havanın durumu ise gözler önünde durmaktadır.  Fıtrata yapılan müdahalenin karşılıksız kalmayacağı ise muhakkaktır.

“İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkdı/ çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.” (30/41)

Bu ilahi yasaya göre şimdilik tatmak zorunda kaldığımız olumsuzlukları şöyle sıralamak mümkündür:

Hayvanlarda görülen “deli dana” hastalığı, tabiatta bozulan ekolojik denge, çocuklarda görülen hormon dengesizlikleri,  obezite, kanser, şeker, yüksek tansiyon ve benzeri sağlık sorunları bu gıdalarla beslenmenin ve kirletilmiş dünyada yaşamanın  bir sonucudur.

“Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.” (42/30)

İlahi yasanın hükmünü icra edeceğinden şüphemiz yoktur. İnsan, aceleciliği, nankörlüğü, mala düşkünlüğü, ihtirası, doyumsuzluğu, cahilliği ve aşırılığı sebebiyle kendi kıyametini yaklaştırmaktadır. Çünkü, yapılan yanlışlık sadece yapanı perişan etmekle kalmayıp, içinde bulunduğu toplumu da perişan etmektedir.

“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayetle hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” (8/25

Bu sahadaki ifsat sadece bunlardan ibaret değildir. Genetiği  değiştirilmiş olan tohumların ekildiği toprağı  ifsat ettiği gibi, bol ürün almak için toprağa verilen fenni gübreler ve tarım ilaçları da  toprağı çoraklaştırarak ürün vermez hale getiriyor. Çukur ovadan iç bölgelere doğru kayan patates yetiştirme sahaları bunun canlı örneğidir. Bir dönem bol verim alınan Niğde, Nevşehir, Yeşil hisar toprakları atılan  fenni gübre ve tarım  ilaçlarıyla  zehirlenmiş, çoraklaşıp kanser olduğundan  ürün vermez hale gelmiştir, Bu nedenle artık ekim yapılamamaktadır. Ayetin ifadesiyle (30/41) karada fesat çıkmış toprak özelliğini kaybetmiştir. Tabiata yapılan bu müdahale varlık nizamının gereği olmayıp elimizle yaptıklarımız sebebiyle mahkum olduğumuz bir akıbettir.

“İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir” (8/51) buyuruyor.   Elimizle yaptığımız bu fesadın farkına vardığımızda ise, iş işten geçmiş oluyor. İşte “konuştukları zaman  dünya ile ilgili sözleri hoşumuza gidecek olan” dostlarımızın bizleri kalkındırmak istedikleri  “yeşil projelerinin” sonu böyle bitmektedir. Her yıl tonlarca zehiri otla, böcekle mücadele için toprağa ve bitkilere boca ediyoruz. Sonra elimizle zehirlediğimiz bu ürünleri yiyerek kendimizi ve neslimizi de zehirliyoruz. Dünyada bunun farkına varan insanlar “organik tarım” yapmak için  doğası bozulmamış bakire topraklar arıyor. Medya bu gün  İngiliz kraliyet ailesinin tüm çalışanlarına yetecek kadar kraliyet bahçesinde organik tarım yaptırdığını; ABD nin yeni başkanı Obama’nın da beyaz sarayın bahçesinde kendi yiyeceklerini  doğal olarak yetiştirmenin gayretine düştüğünü söylüyorsa,   bizim de yapacağımız bir şeyler olmalıdır. Pazarda insanların beğenisine sunulan albenili sebze ve meyvelerin göründüğü kadar sevimli olmadığını, kurtlu meyvelerin daha sağlıklı ve doğal  olduğunu savunanların elbette bir bildiği vardır. Tabiatını muhafaza eden sebze ve meyveler şifa dağıtırken, genetiği ile oynanmış  ebter / kısır tohumlardan elde edilen meyve ve sebzeler bu özelliğini yitirmiştir. Bu nedenle  Sanal varlıklar gibi ne kokusu var ne de lezzeti. Bunların üretiminde  en az iki ayrı özelliklere sahip olan genlerin birleştirilmesiyle elde edildiği için  ikisine de benzemeyen üçüncü bir nesil varlık çıkıyor ortaya. Bunun insanda ne gibi fayda ve zararlara sebep olacağı üzerinde ise düşünülmemektedir.

Ülkemizde yapılan  araştırmalara göre 1970 li yıllarda kısırlık oranı yüzde iki iken, 2009 da ise bu oran  yüzde yirmi beşlere yükselmiştir. Kanserli hasta sayısı yıllık yüz elli binleri geçmiştir. Çocuklardaki yapısal bozukluklar  ve hormonlardaki dengesizlikler, erken gelişme emareleri göstermeleri düşünmemiz için yeterli bir sebep olmalıdır.      Gıdalardaki değişimin yanında teknolojinin ürettiği  kirlilik de insan sağlığını tehdit etmekte ve tabiattaki ekolojik dengeyi  bozmaktadır. Kimyasal atıklar yanında zirai ilaçlar ile de bir çok faydalı canlılar yok edildiği  için her yıl yeni çıkan bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Yılanlar ile farelerin, sinekler ile kurbağaların bir biri için denge unsuru olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir. Tabiatta hiçbir şey gereksiz  değildir. Her canlının mutlaka bir görevi vardır. Bizler çevremize bu gözle bakmalıyız.                                  Mülkün sahibi mülkünde gereksiz bir şeyi yaratmayacağına göre, yaratılmış olanların bu alemde elbette bir görevi vardır. Ağaçtaki kuş kadar yerdeki böceğin, topraktaki solucanın da  bu tabiatın bir parçası olduğunu unutmamalıyız.Bu kadar cömert olan tabiatı zehirlemeye devam edersek, gün gelecek oda bizden intikamını alacaktır. Niğde ve Nevşehir topraklarının başına gelen akıbet gözler önündedir. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde topraklarımızın başına gelecek akıbet farklı olmayacaktır.

Sonuç olarak, ekini ve nesli bozmaya çalışan zalim ve müstekbirler hep olagelmiş ve her zaman da  olacaktır. Onlar bunun için gayret gösterirken karşı anlayışta olup ıslah ediciler, düzeltmeye çalışanlar, kendini Salih kabul edenlerin ne ile uğraşmakta oldukları da bir o kadar önemlidir. Düzeltmek için ne yaptıklarını düşünmeleri ve yeterince gayret edip etmediklerini sorgulamalıdırlar. Neslimiz bizim çocuklarımız, çocuklarımız da bizim geleceğimiz  olduğuna göre geleceğimize sahip çıkmalıyız. Eğitim ve öğretimine, edep ve terbiyesine, sorumluluk bilincine sahip olmalarını temine gayret ettiğimiz gibi; temiz ve helal gıdalarla beslenmeleri için de gereken çabayı göstermeliyiz. Her dünya görüşü kendi insanını yetiştirmek, geleceğini teminat altına almak için gayret gösterir. Bulunduğu yerde varlığını hissettirmek, hayata kendi rengini vermek ister. Fikrin değişmeyen doğası bunu gerektirir. Vahiy temelli bir fikre sahip olduğuna inananlar, Allah’a gereği gibi kul olma çabasında olacak; hem kendilerini hem de içinde bulundukları toplumu Allah’ın boyasıyla boyanmaya çağıracaktır. Çünkü Müslüman inancının gereğini yapan,  bozulanı düzelten, yıkılanı yapan, Zulme razı olmayan, mazlumu ezmeyen ve ezdirmeyen, yetimi gözetip yoksulu kollayan, batılı reddedip hakka çağıran, neslini ve nefsini ateşten korumaya çalışan ve Rabb’inin : “ Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve «Ben Müslümanlardanım» diyen kimseden  daha güzel sözlü kim olabilir?” (41/33) müjdesine layık olandır.

Bu sebepledir ki, insanlık üzerine yapılan her hesap onu ilgilendirir. İnanır ki :“Onların bir hesabı varsa, Allah’ında bir hesabı vardır. Allah hesabında yanılmayandır. “ (3/54)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir