GenelMektuplara Cevap

Türkiyede yaşayan müslümanların diğer ülke insanlarıyla münasebeti nasıl olmalı?

SORU: Ülkemizin şu anki yönetim biçimine göre (Müslümanız ama şeri hükümler ile yönetilmiyoruz) çevremdeki veya yabancı bir ülkedeki diğer kitap ehli, ateist, müşrik ile ilişkilerim nasıl olmalı?

A- O kişiler içinde dinimize düşmanlık beslemeyenler ile nasıl bir ilişki içinde olmalı?

B- O kişiler içinde dinimize düşmanlık besleyenler ile nasıl bir ilişki içinde olmalı?
Mümtehine 8-9 ayetleri okudum? Bu ayetleri de esas alarak bu konulara açıklık getirebilir misiniz?

CEVAP: Konu surenin dördüncü ayetinden itibaren ele alınarak bütüncül bir değerlendirme yapılmaktadır.

“İbrahim’de ve onun beraberinde olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardı. Hani onlar, kavimlerine demişlerdi ki: Biz, sizden ve Allah’ ı bırakıp taptığınız başka şeylerden uzağız. Sizi inkâr ediyoruz. Yalnız Allah’a inanıncaya kadar bizimle sizin aranızda ebedi düşmanlık ve öfke belirmiştir. Yalnız İbrahim’in babasına; andolsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim. Ama Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi defetmeye gücüm yetmez, demesi bunun dışındadır. Ey Rabbimiz; Sana tevekkül ettik ve Sana yöneldik. Dönüş de ancak sana’dır.

Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerle deneme; bizi bağışla, doğrusu Sen güçlüsün, hâkimsin.

Andolsun ki; sizlerden, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar için onlarda güzel bir örnek vardır. Kim de yüz çevirirse, muhakkak ki Allah; Ganidir, Hamde layık olandır.

Allah’ın sizinle, düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında bir sevgi yaratması umulur; Allah Kadir’dir, Allah bağışlayandır, acıyandır.

Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever.

Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir.” (Mümtehine 60/4-9)

Malum olduğu üzere olay İslam devletinin ilk yıllarında Mekke ve Medine arasında geçen durumu konu almaktadır. Bu iki topluluk arasında fili bir mücadele mevcuttur. İşte bu vaziyette fiilen bu savaşa katılanları dost edinmenin olamayacağından söz edilmektedir. Bu savaşta düşmanlarınıza yardımda bulunmayan ve sizlerle bir problemi olmayan kimselerle insani ilişkilerin sürdürülmesinde bir mahzur söz konusu değildir. Ayrıca yasak tebliğ noktasında değil düşmanla dostluk ve sırdaşlık konusundadır. Hakkı tebliğ,  savaş için yüz yüze gelindiğinde bile yapılması sünnet olan bir davranıştır. Kabulü durumunda savaş biter iki ordu kardeş olarak birbirlerini kucaklar. İslam’ı tebliğ konusunda hiçbir engel yoktur. Savaş hali dışında insanlarla( inanan inanmayan) insani ilişkilerde bulunma konusunda da bir engel yoktur. Ancak kin ve nefretleri ağızlarından, tavır ve davranışlarından, bakışlarından taşan din düşmanlarına karşı her zaman dikkatli olmak gerekir. Çünkü kin, nefret ve kıskançlığın yaptıramayacağı kötülük yoktur. Zira hasetçinin hasedinden Allah’a sığınmak gerekir.

Bununla beraber müşrik, ateist, kâfir ve ehli kitaptan her birinin hassasiyetleri farklı olacağından kiminle muhatap olduğumuza da ayrıca dikkat etmemiz gerekir. İnsanlara alnından kaşıyarak yaklaşmak İslam’ın tebliğ yöntemine aykırıdır. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde tartış. Muhakkak ki Rabbin; yolundan sapanları en iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”(Nahl 16/125) Hakkı hak bir yöntemle tebliğ etmek bizim ahlakımız olmalı. Onların ne olduğundan çok bizim kim olduğumuz ve ne yapmak istediğimiz önemlidir. Amacımız üzüm yemek olduğuna göre, bağa yeniden gelebilmek için bağcı ile ilişkimizi bozmadan ayrılmaya dikkat etmeliyiz. Kur’an’ın rehberliğinde gayret bizden muvaffakiyet ise Allah’tandır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir