GenelMektuplara Cevap

Mezhep taklidi bir Müslüman için zaruret midir, şart mıdır?

SORU: Mezhep taklidi bir Müslüman için zaruret midir, şart mıdır?

CEVAP: Mezhep en kısa ve net anlamıyla bir Müçtehit Âlimin çeşitli konulardaki galip zannı, görüş ve düşünceleriyle oluşturduğu yol demektir. Örneğin, Ebu Hanife’nin mezhebi veya Hanefi mezhebi denildiği zaman, Ebu Hanife ve ona bağlı olan müçtehitlerin görüşlerinden oluşan anlayışın bütünü akla geldiği gibi; herhangi bir konudaki Ebu Hanife’nin görüşü- düşüncesi anlamına da gelmektedir. Buna da “o kimsenin mezhebi ” denilir. Bu düşünceyi kabul eden insan da, onun görüşünden/ mezhebinden olur.

Hal böyle iken, bir konuda veya birçok konuda onun görüşünü benimsedin, artık başkasının görüşünü kabul edemezsin veya kendin araştırıp doğru olduğu kanaatine vardığın bir düşünceni kendi görüşün olarak uygulayamazsın anlamına gelmez. Çünkü Allah kimseyi başkasının anlayışı ve aklıyla hesaba çekmeyecek; kendi anlayışı ve aklıyla hesaba çekecektir. Bu nedenle halkın anladığı anlamda büyük müçtehit ve mezhep sahibi olan müçtehitler şunu söylemişlerdir: örneğin Hanefi mezhebinin mutlak müçtehidi olan Ebu Hanife, bir konudaki düşüncesi için : “Bu Ebu Hanife Numan Bin Sabitin görüşüdür. Benin görüşüm doğrudur; yanlış olma ihtimaliyle beraber. Başkalarının görüşü bana göre yanlıştır; doğru olma ihtimaliyle beraber. Bu görüşümü dileyen alsın dileyen almasın.” Çünkü hiç kimse birinin kanaatlerini almaya mecbur değildir. İnsan sonuçta kendi tercihinin sonuçlarından hesaba çekilecektir. Bu nedenle bir Müslüman tümüyle bir ekolün, gurubun, mezhebin, müçtehidin, âlimin ile nihayet… kimsenin tüm görüşlerini almaya mecbur değildir. Bir Müslüman, hayat boyu araştırarak, muhakeme ve mukayese ederek, aklederek doğruları bulmaya ve almaya talip olarak yaşar. Doğruyu nerde ve kimde bulursa alır. Hayatını ona göre düzenler. Bu insanın son nefesine kadar böyle devam eder. Hiçbir zaman Müslüman Katolik nikâhı gibi, “şu konuda bunu kabul etmiştim yanlış olsa da bunu devam ettirmeliyim” diyemez. Peygamberimiz,  “Hikmet müminin yetiğidir. Nerede bulursa onu alır” buyurmuştur.

Halkın hakaret için kullandığı “Mezhepsizlik” ise insan için mümkün değildir. Mezhep ister takip edilen yol, yöntem, usul anlamına alınsın, isterse görüş kanaat anlamında alınsın;  her iki durumdan müstağni olarak hayatı yaşamak mümkün değildir. Yani insanın mezhepsiz olması mümkün değildir. En basit bir konuda bile onu nasıl, nerede, ne ile ne kadar, kiminle… Yapacağı düşüncesi kanaati olmadan bir şey yapılamayacağı herkesçe malumdur. Son tahlilde tercihlerinin sonucunu gerçekleştirmekte onun mezhebi olmaktadır. Kısaca hevasına uyanda mezhepsiz değil kendi mezhebindendir. Ahirette Rabbimizin insanları hesaba çekeceği Kitap ise kimsenin mezhebi ve kitabı değil, Kur’an’dır. (Zuhruf /43/43-44) Bu nedenle hayatımızın merkezine Kur’an’ı ve onun uygulaması olan sünneti koyarak, ondan anladığımızı yaşamak, yapacağımız en doğru tercihimiz/ mezhebimiz olacaktır…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir