GenelYazarlardanYazılar

BİR HATIRLATMA..! (Müslümanın değişmeyen düşmanları..?)

İnsan hayatı boyunca dostlar ve düşmanlar edinerek hayatlarını sürdürürler. İşte bu dost ve düşmanların bir kısmıda bizimle beraber darul bakaya intikal eder. Peki bunlar nelerdir? Fayda ve zararları nelerdir .? Diye erkenden düşünmek bu dünyada iken gerekli tedbirleri almak her akıllı mümin ve muminenin  vaz geçilmez hasletidir diye düşünmekteyim.

Genellikle; Düşmanlarımız, kontrol altına alınamayan-nefsimiz-şirk-şeytanlar- şeytanların yardımcıları-şeytana yardım eden insanlar, Allah’a ve Rasûlüne harp açanlar-münafıklar-kâfir olanlar –zâlimler- mürtedlerdir.

İnsanlar zaman zaman bunlara uyarak aslında kendi nefislerine zülüm ederek bazı günahlara karışabilmektedirler. Bunları bir kez daha okuyucularımla paylaşmanın faydalı olacağını düşünmekteyim.

ŞİRK KOŞMAK: İnsanların bilerek veya bilmeyerek bilgisiz ve  cahilce yapmakta bir sakınca görmedikleri tutum ve  inançlarının  hayatlarına yansımasıdır. Şirk, İslam’ın ibadet olarak kabul ettiği bir eylemi Allah’tan (c.c.) başkasına yapmak ya da Allah’a (c.c.) ait sıfatlardan birini herhangi bir varlığa vermektir. Şirkin birçok çeşidi vardır. Sevgide şirk (2/Bakara, 165), itaatte şirk (9/Tevbe, 31), dua ve ibadette şirk (7/A’râf, 37; 10/Yûnus, 106), yasama ve kanun koymada şirk (18/Kehf, 26; 42/Şûrâ, 21), bazı varlıkları toplumu kaynaştırmak için putlaştırma şirki (29/Ankebût, 25)… Allah’a (cc) şirk koşan kimse, Allah’a (c.c.) en büyük iftirayı atmış, zulümlerin en büyüğünü işlemiştir (31/Lokmân, 13). Bu nedenle tüm amelleri boşa gitmiş (39/Zümer, 65) ve Allah (cc), cenneti ona haram kılmıştır (5/Mâide, 72) ‘’Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun (şirk) dışında kalanları dilediği kimse için bağışlar. Kim de Allah’a şirk koşarsa, hiç şüphesiz büyük bir günahla iftirada bulunmuş olur’’. (4/Nisâ 48)  Allah’a başkasını ortak koşmak (şirk) birisi inançta, diğeri amelde ve davranışta olmak üzere iki çeşittir. İnançta şirk, Allah’tan başka bir varlığın Allah’a mahsus sıfatlardan bir kısmını taşıdığına inanmakla olur. Amelde şirk ise ibadeti ve kulluğu Allah’a tahsis edip, yalnız O’nun için yapacak yerde başka varlıkları da O’na ortak kılmakla gerçekleşir. Ayrıca  âyetlerde kınanan kibir, cimrilik, gösteriş yapma duygu ve eylemlerinde iki çeşit şirkin de izleri vardır. ‘’Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez’’(Nisa : 4/36) Kibirlenen kimse Allah karşısında bağımsızlığını ilân ediyor ve nefsine tapıyor demektir. Tövbe etmeden ölündüğü takdirde Allah’ın (c.c.) bağışlamayacağı tek günah şirktir. Şirk dışında kalan tüm günahlar, Allah’ın (c.c.) takdirine kalmıştır. Dilerse bağışlar, dilerse bağışlamaz.

 Allah’ın Helal ve Haramlarını tanımamak ,bunları değiştirmek,

‘’Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz nimetlerden yiyin. Şeytanın adımları ardınca gitmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.’’ (Bakara / 168)

Haram: Allah’ın yapılmamasını mutlak biçimde emrettiği, hakkında nas bulunan  fiillere verilen genel isimdir. Örneğin, içki içmek, domuz eti yemek, Allah’tan başkasının adına kesilmiş hayvanın etini yemek, faiz yemek, kumar oynamak, zina etmek, zulmetmek, adam öldürmek, haksız yere kadınlara iftirada bulunmak, yaratılmışlara ibadet etmek v.s gibi konular haramdır. Kısaca açıklamaya çalıştığımız bu eylemlerden her mümin ve müminenin şiddetle kaçınması kendisini koruması gereğini hatırımızdan çıkarmamamız gerekir.

Helal:  Hakkında herhangi nas bulunmayan, kişinin yapma ve yapmama hususunda dinen serbest bırakıldığı fiilleri ifade eder. “Helâl ve haramı belirleyen yalnız Allah’tır”  Allah’ tan başka şari kanun koyucu yoktur.(bu konuda bazı âyetler için bk. el-En‘âm 6/140; el-A‘râf 7/32; et-Tevbe 9/29, 31, 37; en-Nahl 16/116); “  ‘’Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanların etlerini yemenize engel olan nedir? Oysa Allah, zarûret hâlinde yiyebileceğiniz şeyler dışında, size neleri haram kıldığını açık açık bildirmiştir. Doğrusu pek çok kimse, kesin bir bilgiye dayanmaksızın kendi temelsiz ve asılsız görüşleriyle insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Şüphesiz Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.’’ (En’âm / 119.)  Ayette belirtildiği gibi bazı insanlar kendilerine göre Yüce Allah’ın helal veya haram  kıldığını ; yorum yaparak, hiçbir delilleri olmadan kendilerince değerlendirerek ,  haram veya helal  ittihaz etmeleri sonucu küfre girmiş olduklarının farkında bile olmaya biliyorlar.  Bir müminin/muminenin  bu konularda çok dikkatli olması gerekmektedir.

Nefis: Genelde en büyük düşmanımız, kontrol edilmeyen ,kötülüğe meyleden  nefsimizdir. Çünkü nefsimiz, şeytanın işini kolaylaştıran, dışarıdaki düşmanın içerideki ajanı gibidir.  İman ışığı altında hareket etmeyen nefsin, şeytanla işbirliği yaparak kötülüğü emrettiği muhakkaktır. Ancak  nefsini Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak terbiyeye muvaffak kıldığı, nefisler  müstesnadır. Bunu belirten âyet-i kerîme şudur:

“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.”    (Yûsuf sûresi, 12/53)

‘’Nefse ve onu düzgün  bir biçimde  şekillendirip  ahenk  verip  ona kötülüğü (seçme yeteneğini) ve takvasını(kötülükten  sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.’’(Şems:91/7-10 )

Nefis,insandaki şehvet ve gazab kuvvetlerinin  toplandığı ,şerrin kaynağı ve kötü huyların temeli olarak bilinmektedir. Ruhun  akıl, nefsin heva ve arzu, bedenin  de duyu sıfatları vardır.

Nefsin insana  vesvese veren (Kaf :50/16) kötülüğü emredici duygu, arzu  ve istek içermektedir.(Yusuf;12/53-Nazi’at: 79/40,Şems:91/7)bundan dolayı  olsa gerek Allah , nefsi kötü sıfatlardan  arındırıp  iyi sıfatlarla  süsleyenleri kurtuluşa  erenler olarak  vasıflandırmıştır.(A’la :87/14-Şems:91/9 ) bunun gerçekleşmesi için  de onunla mücadele  yapılmasını  tavsiye etmiştir.(Ankebut:29/69 ) Nefisle  sürekli mücadele edilmesinin istenilmesi,nefsin kötü sıfatlarının çok olmasıdır.Bunlar aldatma,hile,haset,kötü zan besleme,hırs,cimrilik gbi hususları saymakta mümkündür.İşte bütün  bunlar ,zamanında  dizginlenemez ise insan yoldan sapmakla karşı karşıya kalabilmektedir. O halde hepimiz dünyanın geçiciliğini fark edip nefsimizin şehvetlerini dizginlemeliyiz. Nefsimizi  aklımıza değil, aklımızı nefsimize hakim kılmak zorundayız.

Şeytan:  Kur’ân-ı Kerîm’de yetmiş sekiz ayette yetmişi tekil on sekizi çoğul olmak üzere seksen sekiz defa şeytan (ayrıca on bir âyette iblîs) kelimesi yer almaktadır.     İnsanın en büyük düşmanı, nefisle her zaman iş birliği yapan şeytanımız ve diğer şeytanlardır.   Bunun böyle olduğunu bildiren deliller:

“Muhakkak şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”    

(Yûsuf sûresi, 12/5; İsrâ sûresi, 17/53)

Bu âyet-i kerîme, şeytanın bütün insanlığın düşmanı olduğunu belirtmektedir. Ayrıca şeytan, ilk olarak Hz. Âdem aleyhisselâm’a  düşmanlık ettiği söylenmektedir

Gene Kasas sûresin de şeytanın apaçık saptırıcı olduğu bildirilmiştir:   “Muhakkak o (şeytan), saptırıcı, apaçık bir düşmandır.” (Kasas:28/15 ) 

Bütün bunlara rağmen Resulullah (s.a.s.), Efendimiz insanların şeytandan ve melekten arkadaşlarımız olduğunu haber vermiştir:

“Sizden hiçbir kimse yoktur ki, kendisine cinlerden bir arkadaşı vekil kılınmamış olsun.”buyurmuştur.

‘’Kim Rahmân’ı hatırından çıkarıp öğüt ve uyarılarla dolu Kur’an’ı görmezlikten gelirse, biz ona bir şeytan sardırırız da, artık o şeytan onun ayrılmaz yoldaşı olur.’’( Zuhruf:43/36)

 ‘’Bu şeytanlar onları Allah’a giden yoldan çıkarırlar; onlar ise hâlâ kendilerini doğru yolun üzerinde sanırlar. .( Zuhruf:43/37)

 Ashab:  -Ya sana yâ Rasûlulllah? dediler.  Rasûlullah da şöyle buyurdu:

“Bana da şu kadar var ki Allah ona karşı bana yardım etti de o Müslüman(zarar vermeye yönelmez) oldu. Artık bana hayırdan başka bir şey emretmiyor.”   (Müslim, Münâfikîn, 69

Diğer bir hadîste de şöyle buyurmuştur:

“Kendisine cinlerden bir arkadaşı, meleklerden de bir arkadaşı vekil kılınmıştır.”    (Müslim, Münâfikîn, 69.)

İnsan, sâlih amelle hayatını düzene sokarsa  ve bu hali ile meleğe yakın olursa meleğin sanki  ilhamını görmüş gibi ; günahlarla hayatını geçirirse şeytana  yakın olur şeytanın iğvasını, saptırmasını yaşantısında görür.  Şeytanın daima bizimle beraber olduğunun bildirilmesi, aslında imkân nispetinde ondan korunalım diyedir.

Allah ve Rasûlü ile harp edenler: Allah ve Rasûlünün haram ettiğini haram, helal ettiğini helal kabul etmeyenler, Allah’tan başka hüküm koyucu olduğunu kabul eden; Allah ve Rasûlünün sınırını tanımayıp onlara düşmanlık edenler, Allah ve Rasûlünün belirlediği hükümleri reddedip kendine göre beşeri  hükümler koyan veya o hükümleri benimseyen her nefis Allah’a ve Rasulune düşmanlık etmiş olur.

Günümüzde bu hükme öncelikle Ateistler-dinsiz olduğunu söyleyenler- kendilerine gönderilen kitaplarının esaslarını terk eden Hıristiyan ve Yahudiler-Mecusiler-sahip oldukları yönetimlerde kendilerine göre kanun ve nizam koyanlar  v.s  girmektedirler.    Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah’a ve Rasûlüne karşı gelen (onların koyduğu sınırlardan başka sınırlar koymağa kalkan)lar kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir!  Biz açık açık âyetler indirdik. Kâfirler için küçük düşürücü bir azâb vardır.”(Mücâdele: 58/5)

“Allah’a ve âhiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin.”  (Mücâdele:58/22)

Allah’ın düşmanları bizim de düşmanlarımızdır. Kâfirler Allah’ın düşmanıdırlar, bizim de düşmanımızdır. Bunu net ifade eden âyet de şudur:

“Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.”  (Nisâ sûresi, 4/101)

Düşmanlarımız içerisinde en çok zarar gördüğümüz, dönmeler dediğimiz  içleri kâfirlerden ve düşmanlardan yana olup, dışları Müslümana  görünen kâfir münafıklardır. Hem Asr-ı Saadet’de hem sonraki devirlerde ve şimdi de en çok münafıklardan zarar görülmektedir. Allah cümlemizi hidayete eren mümin ve mümine kullarından eylesin. Okuyup öğrenmeyi ve anlatılanları iyice anlayıp Allah’ın rızasına uygun ameller yapmayı cümlemize inşallah, nasip eylesin.

Münafık: Kur’an’da “gerçekte iman etmediği halde öyle görünen, inanç ve davranışlarında iki yüzlü olan” kişiler için kullanılır. Sözlük anlamında münafık, dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen kişi olarak geçmektedir. İlmihallerde, Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve onun, Allah’tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten inanmayan kimselere münafık denir. Hadislerde münafıklık alâmetleri yalan söylemek, sözünde durmamak ve emanete hıyanet etmek şeklinde özetlenmiştir (Buhârî, “Îmân”, 24; Müslim, “Îmân”, 107-108). Münafıklığın alameti şunlardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Bir konuda taraf olduğunda haddi aşar, işi düşmanlığa dönüştürür.” [Buhari, Müslim.] Yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete hıyanet eder. Böyle kimse, Müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa da münafıktır.  Kur’an-ı Kerim de Allah, doğruları doğruluklarından dolayı mükafatlandıracak, münafıklara da dilerse azab edecek veya tevbelerini kabul edecektir, buyurulmaktadır. Her mümin ve mümine yaşantısında dostluk ettiği kişilerin dini inanç ve yaklaşımlarını iyice bilmeli, münasebetlerini bunlara göre tanzim etmelidir,aksi halde farkına bile varmadan dostunun bu kötü özelliklerinide benimsemiş onun safında yer alarak dünya ve ahiretini perişan etmiş olacaktır.

Zalim olmak –başkasının hakkını gasp etmek: Zulüm, adâletin karşıtı olan bir kavramdır, haksızlık demektir. Adâlet, nasıl her şeyi yerli yerine koymak demek ise, zulüm de bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymaktır. Dinimiz her şeyde adâleti emretmiş, zulmü ve haksızlığı ise yasaklamış ve büyük günahlardan saymıştır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın kullarına zulmedici olmadığı, zulmedenleri sevmediği ve zalimleri yaptıkları zulüm sebebiyle cezasız bırakmayacağı bildirilmektedir.

Bir âyet-i kerime’de şöyle buyurulmuştur “(Ey Peygamberim!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Ancak Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarıya fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrâhîm, 14/42)  Allah Teâlâ’ya yerde ve göklerde hiçbir şey gizli değildir. Hepsi O’nun bilgisindedir. Kimin ne yaptığını ve hatta içinde neyi sakladığını bilir. Başkalarına zulmedenleri de bilir, ancak onların cezalandırılmasını dilediği zamana kadar erteler, fakat ihmal etmez.

Zulüm Üç Çeşittir : Birincisi, Allah’a karşı kulun yaptığı bir haksızlıktır. Allah, kendisinden başka ilâh olmayan bir mabuttur. Yani ibadet yalnız O’nun hakkıdır, O’ndan başkası ibadete müstahak değildir. Çünkü yaratan, yaşatan O, akıl gibi üstün yeteneklerle insanı donatan O, öldüren O, diriltecek olan O, sonra sorgulayacak olan O. O’nun için de ibadet yalnız O’nun hakkıdır. İbadette Allah’a başkasını ortak koşmak, Allah’ın hakkını Allah’tan başkasına vermektir ki, en büyük haksızlıktır. . “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümana zulmetmez. Müslüman müslümanı (başına gelen musıbette) yalnız bırakmaz.” İnanmış olan bir kimse başkasına zulmetmez. Bilir ki bir gün bu yaptıklarından Allah’ın huzurunda sorgulanacak ve üzerine aldığı kul hakları sahiplerine verilecektir. kıyamet gününde sahiplerine ödenecek ve hiç kimsenin hakkı kimsede kalmayacaktır. “Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya; işte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur Kişi zalim de olsa mazlum da olsa din kardeşine yardım etsin, buyurdu.

Cenabı Allah (c.c. ) Al-i İmran: 104 te bakın ne buyuruyor.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” İnsanlara faydalı olmak, onlara hatırlatmalarda bulunmak, insanlık açısından faziletli ve örnek bir davranıştır; hem de Cenab-ı Allah katında insanı değerli kılan üstün bir haslettir.

İmanımızın, dış dünyaya sâlih ve faydalı ameller olarak yansıması, imanımızda samimi olduğumuzun bir göstergesidir. Kur’ân’da nerede imandan bahsedilse, akabinde ya da ilgili âyetlerde, Cenab-ı Allah, sâlih amellerin gerekliliğine dikkatlerimizi çeker. Bu da salih amelsiz bir imanın, çok da anlamlı olamayacağını göstermektedir. Bu  nedenlerle müminler –muvahhid ve muvahhideler,toplumla  faydalı amelleri –bilgileri kesintisiz paylaşmaya gayret etmelidirler.  Sonuç itibariyle mü‘min, kendisi ve insanlık için yaptığı sâlih ve faydalı amellerle, imanını ispat eden insandır. Allah (c.c.) cümlemizi salih amellerle iştigal eden,nehiylerinen sakınanlardan eylesin. Amin , selam ve dualarımla.

‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir