GenelSelam İle

Selam İle

Değerli okuyucularımız!

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi cümle müminlerin üzerine olsun diyerek sizlerle söze başlamak istiyoruz.

Yedi Eylül 2023 de başlayan Gazze’deki soy kırım nihayet bir aşamaya getirildi. Biraz olsun halkın nefes alması, esir takası ve Gazze’ye girecek yardım konvoylarına sınırlı da olsa musade edilmesi yüreklere su serpti. Çocukların, kadıların, yaralıların yarasına merhem olacak imkânların Gazze’ye ulaşıyor olması tüm dünyadaki vicdan sahibi insanları sevindirdi.

Filistin halkı için konuşulan barış ve anlaşma şartları yeterince açık olmamakla birlikte mazlumların lehine sonuçlanması en içten temennimizdir. Ancak sözlerin arkasında güçlü bir irade olmaz ise sonuç yeni bir fiyasko olabilir endişesi de içimizi kemirmektedir. Olaya müdahil olan ülkelerin ciddi bir irade koymadan İsrail’in kolay teslim olacağı söz konusu olmayacaktır. Şimdiye kadar yaptığı döneklikler, bundan sonra ki yapacaklarının ispatıdır. Fakat ciddi bir göç varsa karşısında güç oyunu bozar kuralınca teslimiyet göstermeye mecbur olacaktır. Barışla birlikte Gazze’nin durumu barıştan sonrada pek kolay olmayacak şartlar onu göstermektedir. İsrail ölçüsüz bir soy kırımla ardında büyük bir enkaz bıraktı. Bu enkaz nasıl kaldırılacak? Yine gayret dayıya düşecek demektir.    ABD başkanının dediği gibi Filistin’in zengin komşuları vardır. Fakat o komşuların Filistin’in dar gününde ne kadar yanında olduğunu gördük. İnşaallah yine öyle olmaz! Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Mısır da üzerlerine düşeni yaparlar da Filistin halkının yaraları sarılır inşaallah.

Bizim halkımız bu güne kadar Filistin’i yalnız bırakmadı inşaallah yine yalız bırakmayacaktır. Şimdi elimden bir şey gelmiyor diye sızlanan Müminler, Müslimler, Müslümanlar ve tüm vicdan sahibi insanlar için hizmet kapısı açılmıştır. Bu mücadelede elimizle katkıda bulunamadık diyenlere, işte fırsat malınızla yardımda buluna bilirsiniz deme imkânımız olacaktır. Yüce rabbimiz Allah yolunda yapılacak mücadeleyi dile getirirken:

“(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır (Silahlı)olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. “ (Tövbe 9/41) buyurmuştur. Ayrıca Allah yolunda mallarını harcayanları Rabbimiz şöyle müjdelemektedir:

“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.” (Bakara 2/261)

Değerli okuyucularımız!

Savaşta ve barışta şeref ve haysiyetimizi korumak için Allah Teâlâ kâinata değişmez yasalar koymuştur. Bunlar zamanın değişmesiyle asla değişmeyen yasalardır. Bu nedenle İslam ve küfür tabiatı gereği hiçbir zaman bir biriyle bağdaşamaz. İşin tabiatını kavrayanlar bilirler ki İslam hiçbir beşeri sistemle uzlaşmaz onu meşru görmez. Bu konuda en kesin cevabı rabbimiz Kâfirûn suresiyle vermiştir:

Bütün bunların yanında hak ile batılın savaşı kıyamete kadar sürecektir. Hiç kimse sahte tavırlar arkasına gizlenerek aksini söyleyemez. Dün ve bugün yaşananlar bunun en açık ispatıdır. Bu nedenle nihai çözüm için rabbimizin önerisi şudur:

“İnkâr edenler, asla öne geçtiklerini sanmasınlar, çünkü onlar bizi aciz bırakmayacaklardır.” ( Ey İman edenler!) “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın.(Bu kuvvet zamanın şartlarına göre düşmanı altetmek için hazırlanacak her türlü savaş techizatıdır.)

Savaş için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınız olan kimseleri korkutursunuz. Ayrıca sizin bilmediğiniz fakat Allahın bildiği düşmanlarınızı da korkutmuş olursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 8/59-60)

İşte bizim ihmal ettiğimiz şeylerin başında gelen şey budur. Güç, hakka boyun eğen müminlerin elinde adalet olarak halka yansırken; aynı güç haktan uzak olan kâfirin, münafığın ve mütegallibenin elinde halka zulüm olarak yansır. O günden sonra gücü muhafaza edemeyen, güçlü kalmak için gerekeni yapmayan Müslümanlar tüm izzetlerini kaybetmişlerdir. Bu gün kendimizi aldatmayalım. Biz en değerli hazinemizi, islamın yeryüzündeki iktidarını korumayıp nefsi duygularımızın peşine düştük. Bu halimizle düşmanlarımıza benzedik. Allah da bu şerefi bizden alıp zelil etti. Dininin izzetine sahip çıkmayanlara Allah ne diye yardım edecekti ki?! Bunu hayatında yaşayıp gören Aliya, düşmanları gibi davranmadıkları takdirde yenileceklerini ve savaşı kaybedeceklerini söyleyen dostlarına şöyle diyordu:”biz savaşı yenildiğimizde değil, düşmanlarımıza benzediğimizde kaybederiz.” İşte bizler savaşı onlara benzediğimiz için kaybettik. Nefsimize uyduk arzularımıza ram olduk, dünyevileştik, rahatımıza düşkün hale geldik, erdemlerimizi kaybettik, Allaha hesap vereceğimizi unuttuk, eşimiz, işimiz ağır bastı, çıkarlarımızın peşinden koştuk sonuçta yenildik. Acı ama gerçek budur. Şimdi bu filmi geriye sarıp, hayat anlayışımızı en temelden yani Allah’ın bizden istediği gibi kul olmak için yapılması gerekeni yapmaya başlamaz isek hiçbir şeyi düzeltemeyiz. Bu gün oturup sızlanmamız, uygulaması olmayan dualarımız ne bize nede tüm dünyada zulüm gören Müslümanlara çözüm getirmeyecektir. Çünkü biz hala şerefimiz olan kitaba ve onun getirdiği dine körler ve sağırlar gibi davranıyoruz. Zannetmeyin ki bu zulüm bizim kapımızı çalmayacak. Bu gün ona olanların yarın sana olacağını unutmayalım!..

Ülkemiz, ılımlı laik ve demokratik bir İslam anlayışını uygulama konusunda halkı Müslüman ülkelere örnek gösteriliyor. Biz bununla gururlanıyorsak; Aliya’nın tespitine göre “düşmanlarımıza benzeyerek” biz bu savaşı çoktan kaybetmiş oluruz. Hâlbuki biz Allah Teâlâ’nın nezdinde şöyle değerlendiriliyorduk:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler de var; (fakat) çoğu yoldan çıkmış fasıklardır.” (Ali İmran 3/110)

 “Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak, akletmeyecek, düşünüp anlamayacak mısınız?” (Enbiya 21/10)

Bu ayette bahsedilen tarihi misyonumuzu yerine getirmek için bizlere bahşedilen bu kitabın kadrini bilmeliyiz. Şerefli olan Allahın kitabı kendisine sahip çıkanları da şeref kürsüsüne çıkaracaktır. Eğer bizler Allahın değerli kıldığına değer vermez isek Allah ne diye bize değer verecek? Bu konuda Furkan suresinin son ayetini dikkatle okuyalım:

“(Resûlüm!) De ki: (Ey inkârcılar! Allaha kulluğunuz, yönelmeniz) yalvarmanız yok, Rabbim size ne diye değer verecek? Sizler (O’nun vahiylerini yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Furkan 25/77)

Bizler Allah’a onun istediği gibi teslim olmaz isek; Allah Teâlâ da düşmanlarımıza karşı bize yardım etmeyecektir. Hepimiz biliriz ki, rabbimiz bakara suresinde: “siz beni anın ki, bende sizi anayım. Bana (sizi vermiş olduğum bunca nimetlerden dolayı) şükredin, ( verdiklerimi görmezlikten gelerek) nankörlük etmeyin” buyuruyor. (Bakara 2/152) Görüldüğü gibi, Allah Teâlâ, önce bizim Allah’ı gereği gibi anmamızı, anlamamızı, iman edip imanımızın gereğini yerine getirmemizi istiyor ki, oda bizi ansın, dualarımızı kabul buyurup düşmanlarımıza karşı bizi destekleyerek izzetimizi korusun. Niteliksiz kalabalıklar insanlar nezdinde de Allah nezdinde de bir anlam ifade etmiyor!..

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yoru­mumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle ha­zırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazı­larımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi ve edebiyatla ilgili yazılarımızı, arka kapak içinde kulağımıza küpe, yolumuza ışık olacak ayet meallerini ve arka kapakta ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir