GenelSelam İle

Selam İle

Değerli okuyucularımız!

Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi sizlerin ve tüm müminlerin üzerine olsun! Bizleri insan olarak yaratan mümin olarak şereflendiren rabbimize, vermiş olduğu nimetler için ne kadar hamd etsek azdır. Bu nimetlerden bazılarını hatırlatmak gerekirse: gören bir göze, işiten bir kulağa, konuşabilen bir dile, düşünebilen anlayabilen bir akla, istediğini yapabilecek uzuvlara, sağlık sıhhate ve tüm bunların üzerinde: birbirimiz ile konuşan anlaşan ve duygu ve düşüncelerimizi paylaşan sizler gibi kardeşlerimizin olması, ulaşıla bilecek en büyük bir nimet olduğuna inanıyoruz elhamdülillah.

Bunda bu kadar büyütecek ne var ki diyebilenlerimiz çıkabilir. Doğrudur, biz bunların hepsini hazır bulduk. Hazır bulunan bir şeyin kıymeti pek bilinmezmiş. Hiç bu nimetlerin birinden veya bir kaçından mahrum olan insanlarla görüşüp konuştunuz mu? Derdini sıkıntısını mahrumiyetin acısını nasıl hissettiğini anlamaya çalıştınız mı? Annemin babamın yüzünü, dünyada olan nimetlerin rengini, kokusunu ve güzelliklerini bir kere görmek için her şeyimi verirdim diyenleri dinlediniz mi? Ağacın, ormanın, güllerin, çağlayarak akan buz gibi derelerin ve çiçeklerin meydana getirmiş olduğu o güzel manzarayı görmek için can atan insanların özlemini hissettiniz mi? Kuşların ötüşünü, rüzgârın esişini, güneşin doğuşunu yıldızların kayışını, gündüzün aydınlığını, gecenin sakinliğini yaşamanın verdiği huzuru hiç düşündünüz mü? Diyeceksiniz ki düşünmeye gerek yok biz bunların içinde yaşıyoruz. Evet, bu nedenle hazır bulduğumuz bunca nimetlerin kıymetini bilmiyor, bize verene şükrünü gereği gibi eda edemiyoruz. Ancak şunu bilelim ki külfetsiz nimet olmaz. Her nimet bir külfet karşılığıdır. Eğer bunun farkında olup rabbimize şükretmez isek bu ihmalin bedelini çok ağır öderiz. Değerli okuyucularımız! Müminler olarak inanıyoruz ki; insan sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. Bu nedenle insanoğlu sevdiklerine yakın olmak huzur ve mutluluklarını paylaşmak, acılarını dindirmek, düşmanlarından korunmak, bildiği doğrularını paylaşmak, dostlarının uyarısı ile yanlışlarından kurtulmak, kederde ve kıvançta birlikte olmanın nimetlerinden istifade etmek için; aileler, kabileler, aşiretler ve devletler olarak yaşamayı tercih etmiştir. Bunu o kadar içselleştirmiş ki, “yalnızlık ancak Allaha mahsustur Allaha yakışır” sözüyle veciz bir şekilde ifade etmiştir. Allaha, Allah’ın istediği gibi İnanan insanlar, kan bağına dayalı birliktelikler oluşturdukları gibi, inandıkları doğruları birbirleri ile paylaşarak düşüncede bir aile oluşturmayı, inançlarının gereği olarak bilirler. Çünkü rabbimizin ifadesiyle: “müminler ancak kardeştir…” (Hucurat 49/10) buyurmuştur. Nuh a.s. oğlunu boğulanlar arasında görünce:

“Rabbim ailemi kurtaracağını vaat etmiştin hâlbuki oğlum boğulanlar arasındadır” deyince; Allah Teâlâ: “Ey Nuh! O senin ailenden değildi. Çünkü onun yaptığı iyi olmayan bir iştir…” buyurdu. Burada da görüldüğü gibi Kur’an da Allah, aynı inancı paylaşanları da bir ailenin fertleri gibi görüyor. Ayrıca Allah Teâlâ müminleri daha yakini bir bağ ile birbirine bağlıyor:

“Nebinin canı, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Nebinin eşleri de onların anneleridir. Akraba olanlar, Allah’ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap’ta yazılı bulunmaktadır.” (Ahzab 33/6)

Bu ayetlerde verilen bilgiler çerçevesinde düşündüğümüz zaman; İslam’da iki tür aileden bahsedildiğini görürüz. Biri nesep bakımından, diğeri ise inanç bakımından meydana gelen iki aile anlayışı. Nebinin eşleri Müminlerin annesi olunca, Nebi de onların babası konumunda olmaz mı? Bu durum öyle bir yapı ortaya koyuyor ki, tüm kadın erkek müminler Nebinin ailesi olarak kabul ediliyor. Allah ve resulüne inanan her mümin kendi ailesini korumak için mücadele edecek, kendi ailesinin davasını yüklenecek, bu duygu ve inançla hareket edecektir. Devlet millet tek bir yapı. Nesep kardeşliği mirasta daha yakın olarak görülürken, İman kardeşliği ise sosyal münasebetlerde daha öne çıkarılmaktadır. Bu nedenle aynı nesepten olanlardan ziyade aynı inancı, aynı duyguları paylaşanlar birlikte bir güç olabiliyorlar. Resulün (a.s)’ın ifadesiyle “Küfür bir millet İslam da bir millettir” buyuruyor. Bu nedenle fikirde ve mefhumlarda birleştiğimiz din kardeşliği, bütün kardeşliklerin üzerindedir. Birlikte düşünebilmek, istişare edebilmek, birden çok akıllının akıllarından istifade edebilmek demek olacaktır.  Hayatın çilesini çekmiş olanların tecrübelerinden, yıllarını öğrenmeye vermiş birikim sahibi insanların el emeği göz nuru olan engin düşüncelerinden istifade etmek demektir. Bilgilerinizi paylaşacak, bilmediklerinizi öğrenecek, hatalarınızı düzeltecek, samimi dostluklarımız olacak demektir. İşte tüm selam, rahmet ve bereket temennilerimiz böyle dostların üzerinedir.

Değerli kardeşlerim!

İnsan, yeryüzüne düşmanıyla birlikte gelmiştir. “Her ağacın kurdu kendi içinden olurmuş” misali; içeriden kendi nefsimiz, dışarıdan ise iblis ve yandaşları olmak üzere kıyamete kadar bu mücadelemiz sürecektir. Görünen ve görünmeyen düşmanlarımız vardır. İblis ve evlatları bize görmediğimiz yerden saldırırken, ona yandaşlık eden yardımcıları ise görebildiğimiz her yerden saldırıyorlar. Her birine gereken cevabı vermek için bizim de dostlarımıza ihtiyacımız olacaktır. Her bir saldırıya kendi cinsinden en uygun cevabı vermek için, aklıselim ile hareket etme zamanıdır. Herkes kendine yakışanı yaparmış. Biz de kendimize yakışanı yapmak için en uygun bir mücadele biçimiyle bu mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Her mümin maddi ve manevi sahip olduğu imkân kadar sorumludur. Allah Teâlâ kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemeyeceğini bildirdiğine göre (Bakara 2/286) bizler de neye sahibiz, ne yapabiliriz bilmektedir. Bizden yapmamızı istediği işler için mazeret üretme lüksümüz olmayacaktır!..

Dünyanın gözü önünde Başta Gazze olmak üzere tüm dünyada inan insanlar, zulmen açlığa, susuzluğa mahkûm edilerek yaşam hakkı elinden alınmak isteniyor, hunharca katlediliyorsa; bunun sorumluluğundan kurtulmak mümkün değildir. Sırtımız pek karnımız tok olarak durduğumuz yerden konuşmakla bu sorumluluğumuzu yerine getirmiş olamayız. Bunun vahametini anlamak için kendimizin aynı şartlar altında olduğumuzu düşünelim. Kınamak karın doyurmuyor. Zulmü kaldırmıyor, savaşı durdurmuyor. Bombalarla, açlık, susuzluk, ilaçsızlık ve hastalıkların önüne geçilmiyor. Güce güçle mukabele etmeden yaldızlı laflar etmekle akan kan durmuyor. Allah Teâlâ bunun hesabını toplumun en tepesindekinden en tabandakine kadar herkesten soracaktır. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız kardeşliğin, iman etmenin, İslam ailesinin bir ferdi olmanın gereği olarak bunlardan mesulüz ve buna mecburuz…

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı,  sanat edebiyat sayfamızda ise edebiyata dair yazılarımızı ve bam teline dokunan ayet meallerini, arka pak arkasındaki ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir