
Değerli okuyucularımız
Allah’ın selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Bir eylül ayını daha idrak etmiş bulunuyoruz. Eylül öteden beri
yaz rehavetinin ardından insanların hareketliliğini sağlayan bir ay olma özelliğini korumaktadır.
Hemen her hanenin gündemine okulun, öğretmenin, öğrencinin, alışverişin girdiği bir aydır Eylül. Ana sınıfına gidecek yavrularımızdan, üniversiteli olan gençlerimize kadar tüm çocuklarımızı ve velilerimizi tatlı bir telâşe ve heyecana sevk eder. Bu vesile ile tüm velilerimize ve öğrencilerimize kolaylıklar diliyoruz. Kazasız belasız hayırlı bir eğitim yılı geçirmelerini temenni ediyoruz inşallah. Gönlümüz istiyor ki bu okullarımız adı gibi bir eğitim öğretim yuvası olsun. Milletine milliyetine ve dinine bağlı bir nesil yetişmesine vesile olsun. Ancak bu sadece
gönlümüzde bir temenni olarak kalıyor. Niçin mi diyorsunuz? Sebebi hepimizin bildiği ve şahit olduğu gibi artık öğrenciyi okuldan çok medya eğitiyor. Her öğrencinin elinde bulunan telefon ve o telefonun dünyasına
hâkim olan zihniyet daha çok etkili oluyor. Sanki çocuklarımızın asli görevi teflonla ilgilenmekmiş gibi başını telefondan kaldırmıyorlar! Bunu derken istisna olan gayretli ve ideal çocuklarımızın da hakkını yemeyelim.
Kendini idealize eden hedefini belirlermi dengeli planlı çalışarak hedefine ulaşan değerli yavrularımız hepimizin yüz akıdır. Onları da canı gönülden tebrik ediyoruz. Bunlar okul programının ürünü değil. Kendi ilgi ve
gayretleri ile yolunu yönünü bulan “imalat hatası”! İnsanlardır. Gönül istiyor ki çoğunluk böyle olsun. Geleceğimizin emanetçileri olan gençlerimiz; sağlıklı düşünebilen, olayları ve hayatı doğru değerlendirebilen, dostunu ve düşmanını iyi tanıyan insanlar olarak yetişsinler. Bunun için okul ve aile birlikte çalışarak
istediğimiz başarıya ulaşmak için azami gayreti göstermeliyiz. Siz işten çocuklarınız okuldan dönünce sakin bir ortamı yakalayarak onlarla konuşmalısınız. Gününün nasıl geçtiğini, arkadaşları ve öğret-menleri ile münasebetlerinin nasıl olduğunu, derslerinde ki durumunu, genele yönelik düşüncelerini sorduktan sonra; onayladığınız yerlerde takdir ve tebriklerinizi belirtmelisiniz. Sonra da olması gerekenleri birlikte ortaya koyarak
konuşup değerlendirmelisiniz. Geleceğe ve hayata dair önerilerinizi ve ön gördüklerinizi paylaşmalısınız. Varsa problemlerini birlikte çözmek için çözümler aramalısınız. Böylece çocuğunuz hayatın problemleri karşısında
yalnız olmadığını anlayıp size yaslanacağını, size güveneceğini bilmeli. Umuyoruz ki mutlu bir sonuca ulaşırsınız. Unutmayınız tabiat boşluğu affetmez. Sizin boş bıraktınız yeri başkaları dolduracaktır. Fakat sonuç sizin istediğiniz gibi olmayacaktır!..
Değerli okuyucularımız!
Ortamın olumsuz yanlarını büyüterek asla karamsar bir havaya girmeyelim. Çölde su arayan Hacer validemiz gibi bulacağım ümidiyle her taşın dibine, her kayanın kovuğuna, her tepenin ardına bakmaya aramaya devam
edelim. Allah Teâlâ bu ümidimizi ve gayretimizi başarıya ve muvaffakiyete çevirecektir.
Müminler hep ümit var olan insanlardır. Aynen Yakub (a.s.)gibi:
“Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf 12/87) buyurmuştu. Gelişen teknoloji sayesinde hayatın her alanına giren medya ve internet ortamındaki sanal dünya; bütün dirençleri kırmaya, toplumu idealsiz, başıboş dolaşan zevklerinin peşinden koşan zevk sarhoşlarına çevirmek için elinden geleni yapmaya çalışıldığı bir ortamda olduğumuzun farkında olarak; yavrularımıza bir arkadaş gibi yakınlaşalım. Onlara hayatın gerçeklerini anlatmak, göstermek ve ikna etmek zorundayız. Bu durum değil çocukları yetişkin insanlarımızı dahi etkilediğini görüyoruz.
Bu sanal âlemdeki dönen dolaplar sanmayın ki, bir takım şahsi gayretlerin ve gençlerimizin heveslerinin sonucu olarak yapılan şeyler! Bir dönemin ABD dış işleri bakanı Hillary Clinton yıllar önce halkı Müslüman olan devletler ile mücadelede Holistic yöntemler kullanacaklarını ifade etmişlerdi. “Bir toplumla mücadele mi edeceksiniz? O toplumla kendi halkından olan kişileri örgütleyip eğiterek yapmak istediğiniz şeyleri onların eliyle yapmalısınız Örneğin Müslümanlarla mücadele mi edeceksiniz? Onların içinden birilerini istediğinizi gerçekleştirmeleri için eğitecek donatacaksınız ve yapmak istediğiniz değişimi onların eliyle yapacaksınız. Bu hem kolay hem kalıcı hem de en ucuz bir mücadele şekli olacaktır” diyordu. Fetö örgütünü kullanarak askerin, polisin, sivil halkın, çeşitli meslek guruplarının, cemaat ve tarikatların ve öğrencilerin içinde ki örgütlenmiş olmaları bu projenin ürünüydü. Fetö sadece bir paravandı. Şimdi benzeri olaylar medyada ve internet ortamında Kur’an, İslam, tarikat, cemaat, çeşitli radikal gurupların maskesi altında yapılmaya çalışılıyor. Dikkat ederseniz bir nesli ecdadına düşman ederek aradaki bağını koparıp köksüz bir nesil yetiştirmek için; geçmişi daima kötülemek ve geçmişten gelenin hepsi yanlış, elde bulunanlar da bu yanlışın eldeki hali olduğu imajını vermeye çalışıyorlar. Sözü şuraya getiriyorlar:
“O halde bu gün elde İslam Kur’an diye bir şey yok. Hepsini Emeviler, Abbasiler Selçuklular ve en son Osmanlılar İslam’ı değiştirip kendilerine uygun hale getirmişlerdir. Sizin İslam sandığınız İslam değil, bunlar uydurulmuş dinin ritüelleri indirilmiş din yok olmuş” diyerek; gençlerimizi dinine ve ecdadına düşman etmeye, yaptıklarının boşuna kürek çekmek olduğuna inandırmak için ellerinden geleni yapmaysa çalışıyorlar. Ortada ne
Kur’an ne de İslam kalmış. Bu mücadele boş bir uğraştır demeye, dedirtmeye çalışıyorlar. Bunların hiç birisi ciddiye alınacak bir durum değildir. Ne Kur’an değiştirilmiş ne de İslam inkıtaa/kesintiye uğramıştır. Sadece siyasi
liderlik konusunda bir yara almıştır. Hilafet diğer ifade ile ehil olanın seçilmesi yöntemi terk edilerek riyaset/hilafet saltanata dönüştürülmüştür. Bunun mücadelesi ve tartışması da tarih boyu devam etmektedir. Buna rağmen
iktidara gelen bir mütegallibe de olsa halka İslam hukuku ile hükmetmişlerdir.
Yavuz Bülent Bakiler bir TV konuşmasında bu kısır döngüyü şöyle anlatıyordu: iki kişi bana yakın bir yerde halifelik Ali’nin (R.A) hakkı idi Ebu Bekir onun hakkını gasbetti diyordu. Öbürüde böyle bir şeyin doğru olmadığını söylüyor ve tartışma devam ediyordu. Müsaade isteyerek Hz. Ali’yi savunan kişiye: istemeyerek sizleri duydum şimdi müsaade ederseniz size birkaç soru soracağım dedim o da buyur dedi. Hz. Ali Müslüman mıydı dedim Oda evet dedi. Bende tasdik ettim yüzde yüz Müslüman’dı dedim. Peki Hz. Ali korkak mıydı dedim? O da hayır cesaret timsaliydi dedi. Bende yüzde bin doğrudur bence de öyle dedim. Peki dediğiniz gibi hakkı gasp edilmiş ise Hz. Ali haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır buyuran peygamberimizin bu hadisini biliyordu. Müslüman olan ve korkak olmayan bir insan olarak hakkını almak için, Hz. Ebu Bekir’in karşısına dikilip hakkını almak için mücadele etmiş mi? Böyle bir durumun söz konusu olduğunu tarih kaydetmiş midir? Onlar böyle bir şey yapmadıklarına göre 1440 yıldır bu tartışmanın anlamı nedir dedim? Adam sustu. Hep böyle bize bir yarar sağlamayacak geçmişi tartışarak insanları meşgul edip kamplaşmalara götürmenin mana ve mantığı yoktur. Geçmişi kötüleyerek iyi olmakta mümkün değildir. Her birinin insan olmaları nedeniyle hata ve kusurları olmuştur. Yanlışlar yapmışlardır. Fakat hakkı terk edip küfrü meşrulaştırmamışlardır. Hukuk, ahlak inanç, ibadet hep aynen devam etmiştir. Bu talihsizliği değiştirmek de bizlerin gayretleri, fedakârlıkları, dünyevi bazı hazlardan feragat ederek elimizi taşın altına koymakla mümkün olacaktır. Bu yanlış sürüp gidiyorsa bunda bu işi sürdürmek için payanda olanların da elbette ihmallerinin ve hakkı yerine getirme konusunda gerekli gayreti göstermeyenlerin ihmal ve ihlalleri de söz konusudur. Bu da yaşayanlar olarak bizim suçumuzdur. Bu nedenle geçmişi suçlayarak suçtan, sorumlulukta kurtulmak söz konusu olamaz. Bu konuyu düzeltmek için hem neslimizle hem de nefsimizle barışarak milletçe el ele omuz omuza bu yükü omuzlamak zorundayız. Geçmişe kızmakla hiçbir şey hallolmayacaktır. Bu güne kadar olmadığı gibi. Biz güzel olanı yapalım da gelecek nesiller bize de kızmasın. Biz onlara güzel örnek olalım da bu şeref bize ait olsun…
Değerli okuyucularımız!
Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. Sizleri dergimizle baş başa bırakırken, bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allaha emanet ediyoruz.



